İnsan hakları, Takvimdeki bir güne sığacak bir kavram değildir. Toplumların vicdanını her gün sınayan bir değerdir. Hatırlayacağımız tek gerçek, insanın onuru dokunulmazdır.
Bugün hala savaşların ortasında kalan çocuklar, yaşam hakkı elinden alınan kadınlar, sesi susturulan gazeteciler, emeği görmezden gelinen insanlar varsa, insan hakları mücadelesi hala bitmemiş demektir. Şu bir gerçek ki, insanlık, insan hakları sınavında hala tam başarıyı elde edebilmiş değildir.
Ünlü felsefeci Loanna Kuçuradi’nin sözü bu mücadelenin özünü anlatır. Ünlü felsefeci “Fikirlere değil insanlara saygı duyulur” diyor.
İnsan hakları bir lütuf değil, herkesin doğuştan sahip olduğu haktır. Devletlerin görevi bu hakları vermek değil, korumak ve güvence altına almaktır. Toplumun görevi ise yaşatmaktır. Basın ise bu hakların ihlal edildiği her yerde ışık yakmakla sorumludur.
1948’de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, insanın onurunu korumak amacıyla hazırlanmış evrensel bir akittir. Aradan 77 yıl geçmesine rağmen dünyada ve coğrafyamızda hala insan hakları ihlalleri sürmektedir.
Ne yazık ki, günümüzde kutuplaşmanın, ötekileştirmenin ve ideolojilerin gürültüsü arasında unutulan bir gerçek insan hakları…!
İfade ettiğimiz gibi toplumların görevi bu hakları savunmak değil yaşatmaktır. Zira hak, kağıt üzerinde değil; Bir öğrencinin eğitim imkanında, Bir işçinin emeği karşılığında, Bir çocuğun güvenliğinde ve bir yurttaşın özgürce konuşabilmesinde hayat bulur.
Önemli olan birbirimizi ne kadar duyuyoruz?
İnsanların haklarına ne kadar saygılıyız?
Gerçekten adil miyiz….?
İşte olayın özü burada..!
23 YİLDIR ADİL OLMAYAN BİR ZİHNİYET TARAFINDAN YÖNETİLİYORUZ