TARİHTEN GELEN “AMED” ADI, SİYASETEN YOK SAYILAMAZ!
Bir kentin adı yalnızca coğrafi bir işaret değildir; tarihsel bir hafıza, kültürel bir süreklilik ve toplumsal bir aidiyet biçimidir. Bu nedenle herhangi bir yerleşimin adını tartışmak, göründüğünden çok daha derin bir tarih ve kimlik meselesine işaret eder.
Diyarbakır—tarihsel kaynaklarda Amidi, Amida, Amid; halk arasında Amed olarak bilinen bu kadim kent—tam da böyle bir tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Son yıllarda kamusal alanda kullanılan isimler üzerine yapılan tartışmalar, aslında Türkiye’nin tarih ile siyaset arasındaki gerilimli ilişkisinin bir yansıması niteliğinde.
Antik Kaynaklarda Değişmeyen Bir Kök: Amida
Asur tabletlerinden Roma kayıtlarına, Bizans kroniklerinden Orta Çağ İslam coğrafyacılarına kadar uzanan geniş bir literatür, bölgeyi aynı kök yapıdaki adlarla anıyor:
Amidi, Amedu, Amida, Amid.
Bu durum, kentin adının yaklaşık 2.500 yıl boyunca kesintisiz bir tarihsel devamlılık taşıdığını gösteriyor.Bir isim bu kadar uzun süre aynı kökten korunuyorsa, bunun tesadüf olmadığı açıktır.Arkeolojik veriler de bu sürekliliği destekliyor. Surlar, kaleler, yazıtlar ve antik coğrafya metinleri kentin “yüksek yer” ve “kale” anlamındaki bu adla tanınmış olduğunu ortaya koyuyor.
Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Siyasetin Etkisi
Osmanlı döneminde “Diyar-ı Bekr” adının kullanılmasının temelinde tarihsel bir zorunluluk değil, idari ve sosyopolitik bir tercih yatıyordu. Bölgedeki Bekr kabilesinin adını merkeze alan bu kullanım, geniş bir coğrafyayı ifade etmek amacı taşıyordu.
1937’de Cumhuriyet’in yaptığı düzenlemeyle kentin adı “Diyarbakır” olarak değiştirildi. Bu, dönem koşullarının etkisiyle gerçekleştirilen bir Türkçeleştirme sürecinin parçasıydı. Dolayısıyla modern ad, daha çok idari ve ulusal bütünlük perspektifine dayanıyordu. Ancak bu süreç, halk arasında yüzyıllardır kullanılan “Amed” adının unutulmasına yol açmadı. Aksine, iki farklı ad bugün de eşzamanlı olarak varlığını sürdürüyor.
Resmî Ad Ayrı, Tarihsel Hafıza Ayrıdır
Bugün “Diyarbakır” şehrin resmî adıdır; devlet kurumlarında, haritalarda ve idari kayıtlarda bu biçim kullanılmaktadır.
Buna karşılık “Amed”, hem tarihsel kaynaklarda belgelenen hem de yerel halkın günlük dilinde yaşayan bir addır. Dolayısıyla kent, birbirini dışlamayan iki farklı kimlik katmanına sahiptir:
• Diyarbakır → modern devletin verdiği resmî ad
• Amed → tarihsel, kültürel ve halk arasında kullanılan geleneksel ad
Bu durum dünyanın çok kültürlü pek çok coğrafyasında da görülür; tek bir kentin birden fazla adı bulunabilir. Bu çeşitlilik, bir çatışma değil, tarihsel zenginlik olarak değerlendirilir.
Kentlerin Hafızası Siyasetle Değil, Zamanla Şekillenir
Diyarbakır’ın surları, Hevsel Bahçeleri, Dicle Vadisi… Bu coğrafya, binlerce yıllık bir hafıza birikimi taşıyor.Kentin adının farklı dönemlerde farklı biçimlerde kullanılması da bu birikimin doğal sonucudur.
Siyasal kararlar kısa vadede tabelaları değiştirebilir; ancak halkın hafızasını, kültürel sürekliliği ve tarihsel gerçekliği değiştirmek çok daha zordur.
Nitekim surlarda, arkeolojik bulgularda ve bölgenin sözlü kültüründe “Amed” adı varlığını sürdürmeye devam etmektedir.
Diyarbakır/Amed tartışması, bir isimden öte, Türkiye’nin tarihsel çeşitliliğiyle kurduğu ilişkiye dair önemli ipuçları taşıyor. Bir kent, hem resmî adıyla hem tarihsel adıyla var olabilir; bu ikili yapı, çatışma değil çok katmanlı bir geçmişin doğal sonucudur.
Kentlerin kimliği, dönemin siyasal tercihleri değil; zamanın, hafızanın ve kültürün ortak birikimiyle şekillenir.Bu nedenle isimlere dair tartışmalar yürütülürken tarihsel kaynakların, bilimsel verilerin ve halk hafızasının birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Doç. Dr. Mehmet YILDIZLAR