İNSAN İNSANIN KURDU OLMAMALI!..
Ekrem İmamoğlu hakkında; 142 eylemden 2.430 yıla kadar hapis cezası istenen ve 3900 Sayfadan oluşan İBB iddianamesinin ana eksenini oluşturan Gizli Tanıkların, son erimde birer ikişer çekilmesi dahi, yargılama acısından bir anlam ifade etmezken!.. Toplumsallığın her düzeyinde yaygınlaşan ihbarcılık, kurumların çöküşünü hızlandırıyor.
Sinsice ikiyüzlülüğün sığınağında bekleyen, ardında koskoca devleti varsaydığı sürece pervasızlaşan muhbirler artıyor, ihbarcılık hepimizi kuşatıyor. Bu baştankara gidişata göz yummayıp, avazınız çıktığınca haykırmak elbette çok önemli. İfşa böyle zamanlarda, ortak alanların yeniden tanımlanması, sınırların inşası, eril iktidarın işleyişinin görünür kılınması için gereklilik.
Zira ihbarcılık toplumsal dokuyu içten içe çürüten veba türevi bir sayrılı durum. İhbar müessesesi ise, bu haliyle totaliter rejimlerin halkın gündelik hayatını bütünüyle kontrol edebilmek için kullandığı başlıca araçlardan biri. Aynı çatı altında yaşayanların bile birbirlerini ihbar ederek makbul vatandaşa dönüştüğü rejimler bunlar.
Özel hayatın gizliliği ilkesinin alenen ihlal edildiği, her şeyin hepimizin gözünün önünde olacağı bir toplum, herkesin herkesi gizemine değin irdeleyebileceği bir toplumsallık, o toplumun her üyesini bir diğerinin hafiyesine dönüştürür. Mahrem kalmaz; özel hayatın sınırları kamusallık içinde erir; ihbarcı vatandaş, belki yöneticilerin himmetinden yararlanır ama artık korkunun, güvensizliğin esiri olmuştur. Hobbes’in değişiyle “insanın insanın kurdu” olduğu, sürek avına dönüşen sınırsız bir düzendir bu!
Ne yazık ki utanma duygusunun askıya alınıp, herkesin rezil olduğu ama kimsenin utanmadığı coğrafyamızda artık ihbarcılık hayasızca savunuluyor. Aile birliğinden milli birlik ve beraberliğe, devletin bekasına uzanan geniş bir skalada “koruma ve kollama” bahanesi var ihbarın… Örneğin, devlet kuramlarını anlatırken, ya da Türkiye’de demokratikleşme ve Barış meselesini özellikle “imralı ziyaretleri” ekseninde tartışırken, inanın terörü savunmakla suçlanıp günah keçisine dönüşmek içten bile değil.
Başta “aynı maklubeye kaşık sallayan” yol arkadaşları olmak üzere, her engel gördüklerini “fetöcü” olarak yaftalayan, bazılarını diğerlerinden daha makbul vatandaş olarak gören, bütün makbul vatandaşları da kendilerinden olmayanları ihbar etmeye özendiren bir iktidarın varlığında tersi de pek olanaklı görünmüyor.
Öte yandan muhbirimiz çok da uzağımızda değil, şahdamarımız kadar yakınımızda. Onu çok iyi tanıyoruz. Ondan korktukça suskunlaşıyoruz. Kurumun korunması, devletin bekası gibi gerekçeler, ihbar edeni meşru kıldıkça muhalefet etme alanımız daralıyor.
Muhbirlik başta olmak üzere, insan onurunu yerle yeksan edip çürüten benzeri her tür kötücül davranışın ifşa edilmesiyle işe başlayabiliriz. Ne dersiniz.
Sevgiyle, dostlukla…
Bir çok ortamda beraberiz,beraber sohbet ettiklerimiz içinde muhbir var da biliyorsan bize de söylemelisin ! Tedbirli ve tavırlı davranmalıyız…