61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

Emperyalizmin Kullanışlı Öfkesi Ortadoğu’da Anti-Amerikancılık, Cihadizm ve Tasfiye Edilen Sınıf Mücadelesi Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Emperyalizmin Kullanışlı Öfkesi Ortadoğu’da Anti-Amerikancılık, Cihadizm ve Tasfiye Edilen Sınıf Mücadelesi Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı

Emperyalizmin Kullanışlı Öfkesi  Ortadoğu’da Anti-Amerikancılık, Cihadizm ve Tasfiye Edilen Sınıf Mücadelesi  Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı
Son Güncelleme :

21 Aralık 2025 - 11:31

28 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

**”Emperyalizmin Kullanışlı Öfkesi

Ortadoğu’da Anti-Amerikancılık, Cihadizm ve Tasfiye Edilen Sınıf Mücadelesi”**

 

1990 lı yılların başından beri emperyalizmin 1.paylaşım savaşından sonra Ortadoğu’da çizdiği sınırları yeniden oluşturmak adına bu bölgeye halklara kan ve ölüm taşıyor.

 

Bölgenin enerji kaynakları onlar için hep bir hedef olmuştur. Bugün de bu hedef hiç değişmedi. Üzerine başka hedefler eklenerek daha fazla kaotik hale getirildi.

 

ABD emperyalizminin tek hegemonik güç olma sevdası, uzak doğuda doğan yeni güç merkezi Çin’in ortaya çıkışı, yeni ticaret yollarının ve enerji yollarının tam merkezinde bulunan Ortadoğuyu maalesef kan ve göz yaşından kurtarmıyor.

 

Bu yüzden bu bölge ile ilgili çok fazla okuma yapma ihtiyacı ortaya çıkıyır. Bende özellikle Kürt ulusal sorunu nedeniyle ve Ortadoğu halklarının emperyalizme karşı duruşunun tarihsel bağlarına dair okumaya çalıştım bu aralar.

 

Hep şu soruyu kendime ve çevremdekilere soruyordum. Neden emperyalizm karşıtlığı cihadist örgütler üzerinden son yıllarda bu çoğrafyada karşılık buluyor? Sınıf mücadelesinin olanakları yok mu?

 

Ortadoğu halkları böyle bir mücadele etrafında örgütlenemez mi? Hatta bir Ortadoğu enternasyonal ı kurulamaz mı? Bunun alt yapısı bu topraklarda yok mu?

 

Okudukça aslında tarih bize bunun imkansız olmadığını ama bugün gerçekten şartların çok zor olduğunu gösteriyor.

 

Gelelim okuduklarımdan çıkarımlarıma ;Ortadoğu’da Amerikan emperyalizmine karşı öfke derin ve yaygındır. Buna karşın bu öfke, uzun süredir sınıfsal ve sosyalist bir hatta değil; cihadist ve dinci ideolojiler üzerinden örgütlenmektedir.

 

Bu durum çoğu zaman “Ortadoğu’da sınıf mücadelesi hiç yoktu” gibi kolaycı ve yanlış bir yargıyla açıklanır. Oysa gerçek tam tersidir: Ortadoğu’da güçlü sınıfsal mücadeleler vardı; sorun bu mücadelelerin yenilmesi, bastırılması ve yerlerine ikame ideolojilerin geçirilmesidir.

 

Cihadizm, sınıf mücadelesinin yokluğundan değil; onun tasfiyesinden doğmuştur.

 

1950’ler ve 60’lar boyunca Ortadoğu’da seküler, devletçi ve anti-emperyalist rejimler hakimdi. Nasırcılık, Baasçılık ve benzeri çizgiler; kamulaştırmalar, toprak reformları ve emperyalist merkezlerle gerilim üzerinden meşruiyet kurdular.

 

Ancak bu rejimlerin ortak zaafı, işçi sınıfını bağımsız siyasal özneye dönüştürememeleri oldu. Sınıf siyaseti, ordu ve bürokrasiye yedeklendi.

1967 Arap-İsrail yenilgisi yalnızca askeri bir bozgun değil, seküler anti-emperyalist ideolojinin tarihsel kırılmasıydı.

 

Yenilen projeler, halk kitlelerinin bilincinde etkisini yitirdi. Tarihsel materyalizmin temel yasası burada devreye girdi: Boşalan ideolojik alanlar boş kalmadı.

Bu alan, dinci ideolojilerle dolduruldu; üstelik bu süreç, emperyalizm açısından son derece işlevseldi.

 

Irak, Ortadoğu’nun en güçlü sınıf hareketlerinden birine sahipti. Irak Komünist Partisi, 1940’lardan itibaren petrol işçileri, liman emekçileri ve demiryolu işçileri arasında kitlesel bir güçtü. Grevler, sendikal federasyonlar ve fabrika direnişleri, Irak siyasetinin belirleyici unsurlarıydı.

 

Bu hareket önce Baas rejimi tarafından bastırıldı; ardından 1990’larda ambargolarla işçi sınıfı maddi olarak çözüldü. 2003 ABD işgali ise sınıfsal yapıyı tamamen dağıttı. Devlet çöktü, sendikalar dağıldı, toplum mezhepsel fay hatları üzerinden parçalandı.

 

Bu zeminde IŞİD gibi yapılar yükseldi. Cihadizm burada sınıf mücadelesinin alternatifi değil; onun enkazı üzerinde yükselen bir karşı-devrimci form oldu. ABD, bir yandan “terörle mücadele” yürütürken, diğer yandan mezhepçi iç savaşın koşullarını yarattı.

 

Suriye’de 1950–60’larda güçlü sendikalar ve kitlesel bir komünist hareket vardı. Öğretmenler, kamu emekçileri ve sanayi işçileri örgütlüydü. Ancak Baas rejimi sendikaları devletin arka bahçesine çevirdi; sınıf siyaseti bürokratikleştirildi.

 

2011’de başlayan halk isyanı, başlangıçta işsizlik, yoksulluk ve özelleştirmelere karşı sınıfsal talepler taşıyordu. Fakat örgütlü sınıf zemini tasfiye edildiği için bu talepler siyasal bir hatta dönüşemedi.

 

Boşluk, El Kaide bağlantılı yapılar ve cihadist örgütler tarafından dolduruldu. ABD ve Körfez ülkeleri bu süreci finanse etti ve yönlendirdi.

 

Sonuçta ne devrim, ne özgürlük. Emperyalizm için ideal bir kaos düzeni.

 

Filistin ulusal mücadelesi, başlangıçta güçlü bir sınıfsal ve sosyalist karakter taşıyordu. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Demokratik Filistin Kurtuluş Cephesi, işçileri, öğrencileri ve mültecileri sınıfsal bir hatta örgütlüyordu.

 

1980’lerden sonra sosyalist blokun çözülmesiyle bu hat zayıfladı. Finansman ve siyasal destek kesildi. Bu boşlukta Hamas yükseldi. Hamas, İsrail işgaline karşı direniş yürütse de sınıfsal değil, dinsel-kimlikçi bir dil kurdu. Bu durum, emperyalizm açısından tehlikeli değil; kontrol edilebilir bir çatışma biçimiydi.

 

Mısır’da sınıf mücadelesi, Müslüman Kardeşler’den çok önce vardı. Tekstil işçilerinin Mahalla grevleri, liman ve demiryolu direnişleri ülke tarihine damga vurdu. Nasırcılık döneminde işçi sınıfı “korundu” ama siyasetten dışlandı; sendikalar devletleştirildi.

 

1970’lerden sonra neoliberal dönüşümle birlikte işçi eylemleri yeniden yükseldi. Ancak sosyalist örgütlenme bastırıldı, boşalan alanı Müslüman Kardeşler doldurdu. İslamcılık burada sınıfsal mücadelenin alternatifi değil, onun bastırılmasının sonucu oldu.

 

Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde işçi sınıfı vardır; ancak büyük ölçüde göçmen, sendikasız ve hukuksuzdur. En küçük sınıfsal örgütlenme girişimi terör suçlamasıyla bastırılır. Vahhabizm, sınıf siyasetini günah ilan eder.

 

Bu ülkeler, Afganistan’dan Suriye’ye kadar cihadist ağların ana finans merkezleri olmuştur. Aynı anda ABD üsleriyle çevrili olmaları bir çelişki değil; işlevsel bir görev paylaşımıdır.

 

Cihadist ideoloji Amerika’ya küfreder, ama kapitalizme dokunmaz. Özel mülkiyeti sorgulamaz, sınıf örgütlenmesini reddeder. Bu nedenle emperyalizm için yıkıcı değil, kullanışlıdır.

 

Anti-Amerikancı öfke sınıfsal bir hatta akmadığı sürece, emperyalist düzeni tehdit etmez.

 

Ortadoğu’da sınıfsal mücadele hiç olmadı demek tarihsel olarak yanlıştır. Aksine, güçlü işçi hareketleri, komünist partiler ve sendikal gelenekler vardı. Bu mücadeleler bastırıldı, dağıtıldı ve yerlerine kimlikçi-dinsel ideolojiler ikame edildi.

 

Cihadizm, sınıf mücadelesinin yerine geçen bir alternatif değil; onu boğan karşı-devrimci bir formdur. Gerçek anti-emperyalizm, ancak emeğin siyasetinin yeniden ve aşağıdan kurulmasıyla mümkündür.

 

Aksi halde her Amerikan karşıtlığı, emperyalizmin yeni bir manevra alanına dönüşmeye devam edecektir.

 

Aslında dostlar bu coğrafyada güçlü bir damar vardır. Fakat ortalık o kadar dağınıktır ki toparlayabilecek özneler kanka bastırılmıştır. Belki zaman içinde bu kaos ortamında halk ve sınıf öznesini oluşturabilecek kendi yolunu çizecektşr.

 

Her kaos aynı zamanda fırsatlar yaratır. Ama gerçekten zor bir süreç

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x