On yıllık aralarla gelen toplumsal altüst oluşların (darbelerin), hemen öncesine ya da sonrasına yayılan ekonomik krizler, siyasal-toplumsal değerlerimizin yerle bir oluşuyla sonuçlanan müdahaleler… Topluluk bağlarını zayıflatan, yaşamımızı cehenneme döndüren belirsizlik ve cinnet ortamının biricik faili!..
Aslında dünyayı etkileyen, ama günümüzde sönümlenen küresel bir finansal krizin tabii ki ayırdındayım. Ancak krizin bize yansıyan ve gün geçtikçe alazlanan boyutu, salt finansal kısmıyla sınırlı değil. Kendimizi bir de demokrasiye olan inancın iyice zayıfladığı, demokrasiye içkin temsil krizinin ötesine geçen zaafın vurgulu hale geldiği bir krizler bileşkesinin içinde bulduk. Kimileri için bu bir krizler çağı…
Öyle ki eveleyip, gevelemeden krizin bütün dolayımlarıyla, siyasal, toplumsal, kültürel boyutlarıyla anlaşılması, anlatılması artık bir zorunluluk. Vurgulanması gereken şey şu: Ekonomik kriz, hiçbir zaman yalnızca ekonomiyle ilgili değildir. Eş zamanlı olarak kültüreldir, siyasaldır. Örneğin, Türkiye’de artık içinde olduğumuzdan herkesin hücrelerine değin hissettiği ekonomik kriz, otoriterleşmeden ya da demokrasi krizinden ayrı düşünülmemelidir.
Bu bağlamda, önümüzdeki en önemli sorunlardan biri, krizi nesnel olarak saptamak. Ne olduğunu, sınırlarını açık ve net belirleyebilmek… Krizin çıkış noktasının, derinliğinin saptanması, nedenlerinin açığa çıkartılması gerekiyor ki krizin çözümü için akılcı öneriler geliştirebilsin. Yoksa Mehmet Şimşek ve ardılı gevşeklerin yaptığı gibi, siyasal bağlamın izin verdiğince! Hacivat-Karagöz oyunlarıyla daha çook kendimizi avuturuz!
Kaldı ki, “Krizi fırsata çevirmek” üzerine kurgulu bir yönetme anlayışından başkaca ne beklenebilirdi? İktidarın krizden fayda devşirmek üzere ne denli hızlı bir uyum kabiliyetine sahip olduğunu bu veciz sözle (itirafla) bir güzel anladık… Bilindik popülist bir refleksle “Halkı”, dışarıdaki düşmana karşı seferber etmek üzere yine bilindik taktikler işe sürüldü. Birlik ve beraberlik zırhına kuşanan iktidar, halkı kendisine karşı şeytani planlar tezgahlayan dış düşmanlara karşı seferberliğe davet etti. Kılıçlar çekildi, dolarlar yakıldı, iPhone’ların üzerinde tepinildi… güya krizi yaratanlara gereken mesaj verilmiş oldu!.. Ama aslında yapılan halkın gazını almaktan öte başkaca bir şey değildi.
Oysa kriz, tüm süreçlerinde belirsizlik üretir, belirsizlikler sınırların ortadan kaybolması demektir. Demokrasi ise, sınırların ayırt edilemediği yerde kolayca askıya alınabilir. Nitekim demokrasisiz her düzende olduğu gibi Türkiye’de, giderek derinleşen krizler içinde yaşıyor. Ekonominin lokomotif, olan sektörler; başta inşaat, tekstil ve otomotiv olmak üzere zor durumdalar. Sanayi üretimi ise son yılların en kötü performansını yaşıyor. İşyerleri kapanıyor ya da üretimi kısıyor. İşsizlik cığ gibi büyüyor. Protesto olan senet ve karşılıksız çekte asrın patlaması yaşanıyor… Özetle, tüm göstergeler olumsuz yönde seyrediyor.
Yetkililerin ise “krizi fırsata dönüştüreceğiz”, “Türkiye krizden karlı çıkacak”, “Hamdolsun iyiyiz” demekten, yılları sıralayıp “bir sonraki yıl öncekinden daha iyi olacak” yalanından yüzleri dahi kızarmıyor. Yaşananlara, daha doğrusu yaşatılanlara denk düşüp yansıtacağını düşündüğüm bir fıkrayı sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Bir boks karşılaşmasında, rakibinden sürekli darbe alan boksöre ilk raunt bittiğinde antrenörü;
-Aferin evladım, çok iyi gidiyorsun. Adamı iyi dövdün, devam et… demiş.
İkinci raunt başlamış, değişen bir şey yok. Bizim boksör dayak yemeğe devam ediyor, bir gözü de iyice morarmış. Raunt bittiğinde antrenörü;
-Çok iyi dövüştün, bravo. Adamı öyle bir dövdün ki neredeyse devirecektin, demiş.
Üçüncü raunt başlamış. Bu kez kaşı açılmış, dudağı yarılmış, burnu kanıyor. Ringin ortasına serildi serilecek. Neyse ki, gong imdadına yetişmiş. Perişan bir vaziyette, kesik kesik nefes nefes almaya çalışırken, antrenörü yine olumlayarak;
-Aferin evlat, çok iyiydin. Hatta önceki rauntlardan bile daha iyiydin. Çok iyi dövdün, perişan ettin adamı, bravo…
-Hocam, adamı çok iyi dövdüm, perişan ettim değil mi?
-Evet, evet, adamı perişan ettin evlat…
-Hocam, madem ben adamı dövüp, perişan ediyorum… Peki ama biri araya girip sürekli beni dövüyor, o kim?”
Hali-pür melalimiz, maalesef bu mecrada seyretmekte.
Sevgiyle, dostlukla…