**”Filistin’i PR’a, Tribünleri Saraya Alet Etmeyin”**
Donald Trump okyanus ötesinden konuşuyor; “en iyi dostlarım” diye Recep Tayyip Erdoğan ve Benjamin Netanyahu’yu anıyor. Ne istediysem yaptılar diyor. Suriye’de taşeronluk, Ortadoğu’da yangın, Filistin’de kan…
Ve bu sözler burada, bu ülkede, yandaş ekranlarda övünç madalyası gibi dolaşıma sokuluyor. Emperyalizmin itirafı, yerli sermaye iktidarının propaganda malzemesine dönüşüyor. Kurumsal başarı hikâyesi: “Dışarıda talimat, içeride alkış.”
Şimdi sahne değişiyor. 1 Ocak sabahı, dört futbol kulübü Bilal Erdoğan’ın çağrısıyla Galata Köprüsü’nde “Filistin’e destek” yürüyüşüne davet ediliyor. Taraftar dernekleri megafon; kulüp yönetimleri kurumsal imza. Aynı iktidarın, aynı düzenin, aynı dış politikanın Filistin’i yalnız bıraktığı yıllar bir anda buharlaşıyor. İki yüzlülük kurumsallaşıyor; PR, vicdanın yerini alıyor.
Sınıfsal açıdan tablo nettir: Bu yürüyüşler Filistin halkının özgürlüğü için değil, iktidarın meşruiyet makyajı içindir. Emekçi çocuklarının tribünde biriktirdiği aidiyet, saray diplomasisinin vitrinine taşınıyor.
Spor, sermaye-devlet ittifakının yumuşak gücüne çevriliyor. Tribünlerin kolektif enerjisi, halkın gerçek öfkesini soğutmak için kullanılıyor. Adı “dayanışma”, içeriği “örtbas”.
Gerçek dayanışma nedir peki?
Filistin’i bombalayanlarla askeri-ticari bağları kesmektir.
Suriye’yi parçalayan cihatçı taşeronluğu itiraf edip hesap vermektir.
Emperyalist merkezlerin “iyi dost” övgülerini reddetmektir.
Spor kulüplerini, taraftarları ve gençliği iktidar mitinglerinin dekoru olmaktan kurtarmaktır.
Bu yüzden sporun siyasete alet edilmesine karşı durmak, “apolitiklik” değil sınıf bilincidir.
Tribünler sarayın arka bahçesi değildir. Taraftar dernekleri holding iletişim birimi değildir. Filistin, fotoğraf fonu hiç değildir.
Filistin için yürümek isteyen, önce ikiyüzlülüğün köprüsünü yıkacak. Aksi halde atılan her slogan, emperyalizmin muhasebesine artı hanesi olarak yazılır.
Asıl meselemiz olan açlık, yoksulluk, maaşlar, barınma sorunumuza yüzümüzü dönelim. Bu kulüplerin cesareti varsa, taraftar gruplarının gerçekten toplumsal barış sorunu varsa işte sokağa çıkmanın gerekçesi.