Bir süre önce yapılan futbol zirvesinde UEFA’nın Finansal Fair Play Direktörü Andrea Traverso bir sunuş yapmıştır. Türk futbolunun röntgeni niteliğini taşıyan bu sunuşu elli kişiden az kişi izlemiştir. Bu sunuşta Türkiye’de takımların transfer ve maaş harcamalarının yüzde doksanlara yaklaştığı, oyunculara değerlerinin üzerinde ödeme yapıldığı, Avrupa’nın en yaşlı ligi olduğu, alt yapıya yatırım yapılmadığı kıyaslamalı verilerle ortaya konmuştur.
Antrenörler/Hocalar: Türk futbolunun öncelikli ve en önemli sorunu antrenörlerdir. Bu konudaki değerlendirmem, eğitim kurslarında sunumlar yapan kişi olarak birinci elden gözlemlere dayanmaktadır. Türkiye’de profesyonel liglerde takım yönetme yetkisi veren “prolisans belgesine” sahip antrenörlerin hatırı sayılır bir bölümü ancak “okur yazar” düzeyindedir. En üst düzeydeki takımlardan birinin yardımcı hocasının, kendi yazısını okuyamadığının tanığıyım. Yakın zamana kadar bu kurslar büyük çoğunlukla yasak savma kabilinden yapılırdı. Katılımcılar sadece dinler (not almaz/alamaz) ve ders sürelerinden daha uzun tutulan aralarda sigara içip, anlatılanları zaten bildiklerini konuşarak ve “Türkiye’nin futbol koşullarından” şikayet ederek vakit geçirirlerdi. Futbol ile ilgileri bir zamanlar “top oynamış” olmaktan öteye gitmeyen bu kişilerin, gençlerin potansiyellerini ortaya çıkartmaları düşünülemez. Herhangi bir düzeyde takım çalıştırma belgesine sahip hocalar, Anadolu’da bulundukları bölgenin belediye başkanları veya belediye ile iş yapan müteahhitler aracılığı ile takımın başına getirilir ve alınan başarısız sonuçların ardından, bir başkası aynı ilişki zincirini kullanarak döngüyü sürdürür. Türkiye’de yabancı dildeki literatürü izleyecek eğitim ve dil düzeyindeki hocaların sayısı iki elin parmağını zor bulur. Bu konuda alternatif oluşturacak beden eğitimi yüksek okulu veya spor akademisi mezunu gençler, futbolculuk geçmişi olmadıkları gerekçesiyle, bu ilişki yumağı içinde kendilerine yer bulamazlar.
Sedat Olca