61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

UNVAN DEĞİL, İZ BIRAKMAK « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

UNVAN DEĞİL, İZ BIRAKMAK

UNVAN DEĞİL, İZ BIRAKMAK
Son Güncelleme :

06 Ocak 2026 - 19:46

554 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

UNVAN DEĞİL, İZ BIRAKMAK

*Bu yazı, Anayasa’nın 26. maddesindeki düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında, kamu yararına yapıcı bir tartışma amacıyla kaleme alınmıştır. İfadeler yazarın kişisel görüşleridir ve karalama amacı taşımaz.

 

7 Ocak, çok erken ve trajik bir şekilde kaybettiğimiz, unvanı değil bıraktığı izle anılan kıymetli hocamız Saadettin Güner‘in ölüm yıldönümü. Kendisini rahmetle, minnetle ve hâlâ dinmeyen bir özlemle anıyorum.

Bu satırlar yalnızca kişisel bir anma değil; üniversitelerde giderek silinmekte olan vicdan, ahlak ve insanlık değerlerinin kaydını düşme çabasıdır.

1989’da Karadeniz Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’ne ilk adımımı attığımda, danışmanım Oktay Torul hoca ile tanıştım. Daha ilk günden verdiği pozitif enerji ve samimi tavsiyeler hâlâ hafızamda. Derslerindeki berrak anlatımı ve disipliniyle, bilimin yalnızca bilgi üretmekten ibaret olmadığını; bir ahlak, tutarlılık ve karakter meselesi olduğunu ilk orada sezmiştim.

Ne yazık ki o dönem KTÜ, Oktay Hoca’ya hak ettiği profesörlük kadrosunu vermedi. Liyakatin yerini başka ölçütlerin aldığı o atmosferde, emeğin karşılıksız kalabileceğini ilk kez bu kadar yakından görmüştüm. Hak ettiği değeri bulamayan Oktay Hoca, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ne geçti ve yetmiş iki yaşında, kolay kolay kimseye nasip olmayacak tam elli iki yıllık kamu hizmetinin ardından emekli oldu.

Üniversiteyi ilk kazandığım günlerde kulağıma fısıldanan bir cümleyi hiç unutmadım: “Birçok insan tanıyacaksın ama sen önce Nuri Yıldırım‘ı bul ve onun yolunda yürü “. Nuri Yıldırım, üniversiteyi ve akademiyi anlamamdaki en temel rehberlerden biriydi. Hiçbir beklentiye girmeden, karşılık beklemeden fedakârlık yapan, tüm öğrencilere eşit mesafede duran bir hocaydı. Uzun yıllar yöneticilik yaptı ama onu asıl değerli kılan, görevleri bittikten sonra da saygının eksilmemesiydi.

Zaman ilerledikçe akademinin başka yüzleriyle de karşılaştım. Asistanlık yıllarında, liyakatin geri plana itildiği atamalarla, şeffaflıktan uzak değerlendirme süreçleriyle tanıştım. Yardımcı doçentlik atamam ancak bir mahkeme süreci sonunda gerçekleşebildi.

Bu yalnızca asistanlara özgü bir hikâye değildi. Tanık olduğum acı bir örnekte, bir hocamız on iki yılda doçent olamadığı gerekçesiyle hukuka aykırı biçimde üniversiteden uzaklaştırılmış, kırk beş gün sonra geri dönmüştü. Ancak meslektaşlarından gördüğü bu adaletsizliği içine sindiremedi. Sağlığını yitirdi ve emekliliğinden kısa bir süre sonra aramızdan ayrıldı.

Bu zorlu dönemde, yüksek lisans danışmanım Mustafa Özdemir‘in desteği unutulmazdır. Kendisi Giresun’da dekanlık yaptığı yıllarda, ben hem özel sektörde çalışıyor hem de yüksek lisans programıma devam ediyordum. Yoğunluğuma rağmen çalışmalarımdan geri kalmamam için gösterdiği anlayış ve özveri takdire şayandı. Hatta bu süreçte, yüksek lisans tezim üzerinde çalışabilmem için akşamları zaman zaman evinin kapısını açıp bana rehberlik edecek kadar fedakârlık göstermişti.

Fakat hayatımdaki en derin izlerden birini, resmi danışmanım bile olmayan bir başka hocam bıraktı. Ve Saadettin Hoca… Kendi anabilim dalımda bile değildi. Üzerimde hiçbir resmi sorumluluğu yoktu.

Doktora hocası, ona “Türkiye’ye dönme, orada yapamazsın” diyen yurtdışındaki saygın bir akademisyendi. O ise hiç tereddüt etmeden döndü. Çünkü bu topraklarda da bilimin yeşereceğine, emeğin karşılık bulacağına inanıyordu. Bilimin yalnızca yayınlardan ibaret olmadığını gösterdi bana: emekti, vicdandı, sorumluluktu.

Laboratuvarda bunu sessizce öğretirdi. Danışmanı olmadığı bir öğrencinin yanına gitmeyi yük saymazdı. Hocalık, onun için kapısını çalmayanın bile kapısını çalabilmekti.

Bu yaklaşımı, haftada bir birlikte oynadığımız futbol maçlarında bile sürdürürdü. Soluklandığımız anlarda, “Çalışma ne durumda?”, “Şunu şöyle denesen?” diye sorar; bilimin hayattan kopuk değil, hayatın tam içinde yaşanması gereken bir uğraş olduğunu bize böyle öğretirdi.

Saadettin Hoca bana yalnızca bilim öğretmedi. Nasıl hoca olunur, nasıl insan olunur, nasıl memleket sevilir; bunları da öğretti.

Bugün ne yazık ki bazı kurumlarda doktora ve proje süreçleri, rehberlikten çıkıp bir bağımlılık ilişkisine dönüşmüş durumda. Sahaya inmeden, emeğe dokunmadan, devletin aldığı cihazlarını sahiplenerek ve yalnızca unvanla isim talep edilebiliyor.

Bu bağlamda, sekiz yıl rektör yardımcılığı, dokuz yıl dekanlık yapmış ve doktora danışmanlığımı üstlenmiş üç ayrı kişiye burada yer veremiyorum. Bu sessizlik, onların temsil ettiği kurum kültürünün bende bıraktığı olumsuz izden kaynaklanıyor.

Yıllar sonra yayınlara isim eklemeye çalışanlarla, adı yazılmasa bile öğrencisinin zihninde iz bırakanlar arasındaki fark, akademik değil; ahlaki bir farktır.

Bu yazıyı tamamlarken, tam KTÜ’den ayrılmayı düşünürken, akademik hayatımda adalet duygusunun tamamen kaybolmadığını bana hatırlatan bir duruşu özellikle anmak isterim. Yardımcı doçentlik atamam sürecinde; baskılara, suskunluk çağrılarına ve tüm karalamalara rağmen, hukuktan ve liyakattan yana tavrını net bir şekilde ortaya koyan Rektör İbrahim Özen, üniversitelerin hâlâ vicdan sahibi yöneticilere ne denli ihtiyaç duyduğunu gösterdi.

İşte bu anlamlı hatırayı paylaşarak, bugün birçok yöneticinin görevi biter bitmez unutulup gittiği bir dönemde, İbrahim Özen’e emekliliğinden sonra da saygı duyuluyorsa, bunun nedeni onun sadece bir makamı doldurmuş olması değil; o makamdayken sergilediği ilkeli duruş, bıraktığı derin iz ve daima koruduğu vicdanıdır.

Unvanlar gelir geçer, ancak böyle bir duruşun ardında bırakılan iz, kalıcı ve silinmezdir. İbrahim Özen, yalnızca bir idareci değil, aynı zamanda üniversite ideallerine ve insani değerlere sadık bir nefer olarak, adalete ve liyakate olan inancıyla yalnızca bir döneme değil, geleceğe de ışık tutmuştur.

Rahmetli Saadettin Güner ve Mevlüt Serdar hocamızın mekanı cennet olsun.
Hayatta olan Nuri Yıldırım, Mustafa Özdemir, Oktay Torul ve İbrahim Özen hocalarıma sağlıkla, onurla geçecek uzun ömürler diliyorum.

Bıraktıkları iz, yazılmayan nice isimden çok daha büyük, çok daha kalıcıdır.

 

 

YORUM YAP

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Emin sağlam
Emin sağlam
1 ay önce

Hocam yazınızı okudum. Hayatınızda iz bırakanları vefa duygusuyla haklarını teslim etmişsiniz .Bizde sizi vefalı bir hemşehri olarak tanıyoruz. Yolunuz aydınlık olsun

Şener
Şener
1 ay önce

Sayın hocam.Vefa nın İstanbul da bir Semt olmadığını ve koltuklarında oturan ve sadece egolarını tatmin edip maaşını alan insanlardan bahsettiğiniz bu anlatımınızdan sonra Size bundan sonraki yazılarınızda başarılar diliyorum..

2
0
Would love your thoughts, please comment.x