Türkiye’de Kürt meselesi uzun süredir tartışılıyor. Ancak bu tartışma, hem Kürt siyasi hareketi hem de Türk sosyalizminin önemli bir bölümü tarafından emperyalizmden kopuk bir zeminde yürütülüyor. Bu kopuş, meseleyi çözmediği gibi daha da derinleştiriyor.
Kürt siyasi hareketinin temel yanlışı, hak ve kimlik taleplerini emperyalizmin Ortadoğu’daki açık ve fiili varlığına rağmen masum bir çerçevede sunmasıdır. ABD’nin askeri desteği Batı’nın siyasi himayesi, İsrail’in bölgesel rolü yokmuş gibi davranmak talepleri meşrulaştırmaz. Tam tersine, Kürt meselesini bölgeyi parçalayan güçlerin stratejik hesaplarının içine çeker.
Bu zihniyetin en somut ve rahatsız edici örneklerinden biri, DEM toplantısında Türk bayrağına yönelik yapılan açık hakarettir. Bir devletin egemenlik sembolüne yönelen bu tutum ne ifade özgürlüğü ile ne de demokratik tepkiyle açıklanabilir. bu doğrudan siyasal meydan okumadır. Daha vahimi ise, kendilerini sosyalist olarak tanımlayan çevrelerin bu olaya karşı net ilkesel bir tutum almaktan kaçınmasıdır.
Oysa sosyalizm, emperyalizmin hedef aldığı devlet sembolleri konusunda muğlak olmaz. Ortadoğu’da defalarca görüldüğü gibi bayrağın, sınırın ve egemenlik fikrinin aşındırılması özgürlük değil dış müdahale ve parçalanma getirir.
Türk sosyalizmin yaptığı temel hata tam da burada başlıyor. Sınıf ve anti emperyalizm merkezli bakış terk edilmekte etnik kimlik siyaseti merkeze alınmaktadır. Bölgede kimlik siyaseti büyürken emperyalizm dengeleyici ve koruyucu rolüyle sahneye çıkmaktadır. İşte ABD’nin yaptığı bu..
DEM; Türkiye’ Kürt siyasi taleplerini savunurken sık sık haklar ve eşitlik söylemi kullanıyor. Soru şu; bu talepler dile getirilirken hangi somut yasal engellerle karşılaşıyorlar? Bugün DEM, merkezden bağımsız eğitim, bütçe ve yerel meclis isteniyor. Devlet hukukunda bunun adı federatif yapılanmadır. Fiilen federasyon çağrısıdır. Emperyalizmin oyunudur. DEM, çağdaş saydığımız dünyada yöresindeki ağalık sistemini için bir çalışması var mı? Kürt siyasi hareketinin istemlerinde zorunlu ve kamusal anadilde eğitim talebi, eğitim sistemini çok dilli ve çok merkezli hale getirir. bu talepler üniter yapıyı zedeler. Kürtçenin Türkçe ile eşit resmi statüye kavuşması şüphesiz üniter devletten federal devlete geçiştir. bu talepler üniter yapıyla asla bağdaşmaz.
İşte bu durumda Türkiye’de “Devletçi anti emperyalist veya ulusalcı sol ” üniter devletin korunmasını esas alır. Aslında Kürt meselesi daha çok bölgesel kalkınma sorunu olarak görülmelidir. Emperyalizmin Ortadoğu’daki hasarlarını gördük. O nedenle sorunlara etnik bakımdan bakmak doğru değildir.