61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

Zamanın İçinden Yazmak- Annie Ernaux, Seneler Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Zamanın İçinden Yazmak- Annie Ernaux, Seneler Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı

Zamanın İçinden Yazmak- Annie Ernaux, Seneler Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı
Son Güncelleme :

02 Şubat 2026 - 9:19

24 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

**”Zamanın İçinden Yazmak”**
( Annie Ernaux- Seneler)

Daha okumaya başladığımda ilk kitabı bitirdiğimde hakkında yazacağım demiştim. Öyle bir kitap okudum ki bu yazarı bana tavsiye eden arkadaşı da yazının içine katmak gerektiğini anladım. Bazı yazarları bazı arkadaşların sayesinde buluyorsun ve okuyunca, o arkadaşla iyi ki tanışmışım diyorsun.

Yaklaşık yirmi gün önce, bir kadın ressam- öğretmen arkadaşın tavsiyesiyle tanıştım Annie Ernaux ile. Hakkında öyle berrak, öyle ikna edici şeyler anlattı ki, sohbet biter bitmez kendi kendime bir karar verdim: Bu kadının yazdığı kitabı okuyacağım.

Başlangıç noktası da belliydi: Seneler. Kitabı okudukça içimde garip bir duygu büyüdü: Şimdiye kadar bu yazarı neden keşfedememiştim? Her yeni bölümde bu soruyu biraz daha sert sordum kendime; her sohbetimizde de o ressam- öğretmen arkadaşa yeniden teşekkür ettim.

Zamanla şunu da fark ettim: Annie ile o ressam arkadaş arasında görünmez ama kuvvetli bir bağ vardı. İkisi de hayatı “bireysel duygular” üzerinden değil, zamanın izleri ve toplumsal tortular üzerinden okuyordu. Biri fırçayla, diğeri cümleyle.

Ressam- öğretmen arkadaşın yalnızca iyi bir okur değil, müthiş bir kitap seçkicisi olduğunu da bu vesileyle anladım.

Annie Ernaux ilk değildi; klasik okuma alışkanlıklarımın dışına düşen, ama tam da zihnimi genişleten pek çok yazarı onun sayesinde tanıdım. Her öneri, “bunu da okumalısın” rahatlığında değil; neden okunması gerektiğini bilen, metnin ruhunu sezmiş bir titizlikle geliyordu. Bu yüzden anladım ki onun önerileri rastlantı değil, bilinçli bir estetik ve sınıfsal sezginin ürünüydü.

Annie Ernaux’yu seçmesi de tesadüf değildi. Ernaux’nun yazdıkları, tıpkı onun resimleri gibi, süslenmiş duygulara değil; çıplak gerçekliğe, bastırılmış deneyimlere ve gündelik hayatın görünmez sınıfsal kodlarına yaslanıyordu.

Bu ortak sezgi, sohbetlerimizin yalnızca edebiyatla sınırlı kalmamasını sağladı. Zaman zaman cümleler sınıfa, bazen hafızaya, bazen de geleceğe uzandı.

İşte “Seneler” de bunlardan ilki , ne klasik anlamda bir roman, ne de alışıldık bir otobiyografidir. Hatta salt tarih anlatısı da değildir. Daha çok, bir kuşağın kolektif bilincinin yazıya dökülmüş halidir.

Ernaux, 1940’lardan 2000’lere uzanan Fransa’yı anlatır; ama bunu büyük sahneler, dramatik kırılmalar ya da kahramanlar üzerinden yapmaz.

Savaş sonrası yoksunluk, yoksulluk, Cezayir Savaşı, 17 Ekim 1961 Seine katliamı ,Evian Anlaşmaları, De Gaulle dönemi, tüketim toplumunun yükselişi, cinsel özgürleşme, Kinsey Raporları, Ogino takvimi, kürtaj yasağı, doğum kontrolü, öğrenci hareketleri, televizyonun ve reklâmın hayatı ele geçirişi…

Bütün bu tarihsel başlıklar kitapta vardır; ama arka planda. Asıl sahnede gündelik hayat vardır: mutfaklar, salonlar, fotoğraf albümleri, reklam sloganları, pop şarkıları, ev eşyaları, bedenler.
Ernaux’nun radikal tercihi tam burada başlar. Kitap “ben”le konuşmaz. Bilinçli bir biçimde “biz”, “insanlar”, “kadınlar”, “gençler” der. Kişisel olanı kamusalın içine bırakır; bireysel hafıza, toplumsal hafızada erir. Bu yüzden Seneler’i okurken bir başkasının hayatını değil, kendi yaşadığınız çağın sizde bıraktığı izleri okursunuz. Kitap, tek bir öznenin iç dünyasına değil, bir sınıfın, bir kuşağın, bir toplumun zamanla kurduğu ilişkiye bakar.

Kitap boyunca ilerleme fikri sürekli sorgulanır. Diploma, araba, beyaz eşya, tatil, evlilik… Hepsi özgürleşme vaadi taşır; ama aynı zamanda bir uyuşturma ve ehlileştirme mekanizmasına dönüşür.

Gençlikteki isyan, cinsel keşif ve düşünsel coşku; zamanla aile, iş, çocuk ve tüketim düzeni içinde törpülenir. Kadın bedeni modernleşirken bile namus, evlilik ve “itibar” denetiminden kurtulamaz; erkekler deneyimlerken kadınlar utançla terbiye edilir. Ernaux bunu ahlaki vaazlarla değil, sessiz bir teşhirle gösterir.

Burada Marksist bir okuma yapmak için zemin son derece açıktır. Seneler, bireysel kaderlerin nasıl sınıfsal koşullar içinde biçimlendiğini, arzuların nasıl piyasa tarafından yeniden düzenlendiğini, özgürlük vaadinin nasıl metaya dönüştüğünü gösterir.

Tarih, büyük liderlerin kararlarıyla değil; üretim ilişkileri, tüketim alışkanlıkları, bedenin disipline edilmesi ve hafızanın medyaya devri üzerinden ilerler.

Bu nedenle kitap bir “roman” sayılmaz: çünkü roman genellikle bireysel öznenin dramatik serüvenine dayanır. Oysa Seneler’de özne geri çekilir; yerini kolektif zaman alır. Bu, edebi olduğu kadar politik bir tercihtir.

Ernaux’nun gücü, büyük tarihsel olayları dramatize etmemesinde yatar. Onları gündelik hayatın arka planında, unutuluş ve suskunluk içinde gösterir.

Televizyon haberleri, reklamlar, popüler kültür; hepsi tarihin taşıyıcısına dönüşür. Tarih artık meydanlarda değil, mutfakta, yatak odasında, vitrinde yazılır. Zaman hızlanır; hatırlamak parçalanır. Yaşamak yerini kaydetmeye bırakır. Fotoğraflar çoğalır ama hafıza zayıflar.

Seneler, bir kuşağın “özgürleştiğini sanarken nasıl yerleştiğini”, hayatı kazandıkça anlamdan nasıl eksildiğini anlatır. Bu yüzden nostaljik değildir. Aksine serttir, dürüsttür, acımasızdır.

Okurdan şunu ister belki de : Hatırlamak yetmez. Nasıl unuttuğumuzu da hatırlamak gerekir.

Seneler, bireysel bir hayat hikayesi değil; kolektif bir bilinç otopsisidir. Bir toplumun tüm geçmişini en ayrıntılı haliyle sunar bize. Hem de unutturarak.

Roman değildir, çünkü kahramanı yoktur. Anı kitabı değildir, çünkü “ben” yoktur. Tarih kitabı değildir, çünkü olaylardan çok yaşantılar anlatılır. O, modern kapitalist toplumun zamanla, bedenle ve hafızayla kurduğu ilişkinin edebi kaydıdır.

Bu kitabı okuyan, yalnızca Annie Ernaux’yu tanımaz; kendi yaşadığı çağın içine de yeniden bakmak zorunda kalır. Ve bu rahatsız edici bakış, Seneler’i gerçekten büyük bir kitap yapıyor.

Annie Ernaux’yu seçmesi işte bu yüzden tesadüf değildi. Ernaux’nun yazdıkları, tıpkı onun resimleri gibi, süslenmiş duygulara değil; çıplak gerçekliğe, bastırılmış deneyimlere ve gündelik hayatın görünmez sınıfsal kodlarına yaslanıyordu.

Bu ortak sezgi, sohbetlerimizin yalnızca edebiyatla sınırlı kalmamasını sağladı. Ressam- öğretmen arkadaşla, sınıfsal temelde, estetikle politik olanı yan yana düşünen, sözü görüntüyle, belleği mekanla buluşturan başka işlere doğru yürüme ihtimali de şimdiden kendini belli ediyor.

Annie Ernaux bu yolculuğun başlangıcıysa, bu başlangıç sıradan değil; daha geniş bir ortak bakışın, kolektif bir sezginin habercisi.

Ve ben, Seneler’i okurken sadece bir yazarı keşfetmediğimi; aynı zamanda bana bu yazarı işaret eden bakışın kıymetini de yeniden fark ettiğimi biliyorum.

Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x