Türkiye’de yıllardır siyaset “sağ mı, sol mu?” tartışmasına sıkıştırılıyor. Oysa vatandaşın gerçek derdi ideolojik kavgalardan çok daha somut meselelerdir. İnsanlar artık çocuklarının iyi eğitim almasını, emeğinin karşılığını kazanmayı, mahkemelerin adil olmasını, pazara çıktığında cebindeki paranın değer kaybetmemesini ve geleceğe güvenle bakabilmeyi istiyor.
Çünkü vatandaş için asıl mesele; hangi siyasi görüşün daha yüksek sesle konuştuğu değil, devletin adil çalışıp çalışmadığıdır.
Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz: Güçlü ülkeleri güçlü yapan şey yalnızca ekonomi değil; hukuk, eğitim, üretim ve kurumsal güvendir. İnsanların devlete güvenmediği, mahkemelerin tartışıldığı, gençlerin gelecek umudunu kaybettiği bir yerde ne sağ siyaset ne de sol siyaset tek başına refah getirebilir.
Bir ülkede hukuk güçlü değilse yatırımcı da korkar, vatandaş da korkar. İnsanlar yarın ne olacağını bilemez hale gelir. Oysa adalet yalnızca mahkeme salonlarında lazım değildir; esnafa da lazımdır, işçiye de lazımdır, çiftçiye de lazımdır. Çünkü güven olmayan yerde ekonomi de büyümez.
Türkiye’nin bir diğer önemli meselesi üretimdir. Uzun yıllardır tüketen ama yeterince üretmeyen bir ekonomik yapı oluştu. Oysa güçlü devlet; sadece bina yapan değil, fabrika üreten, teknoloji geliştiren, tarımı ayağa kaldıran devlettir. Gençlerin başka ülkelere gitmek istemediği bir Türkiye ancak üretimle mümkündür.
Eğitim konusu ise artık milli güvenlik meselesi kadar önemlidir. Çünkü iyi yetişmeyen bir nesille ne ekonomi büyür ne bilim gelişir ne de demokrasi güçlenir. Bugün anne-babaların en büyük korkusu çocuklarının geleceğidir. Diploması olup iş bulamayan gençler arttıkça toplumun umudu da azalıyor.
Toplumun huzuru için sosyal adalet de şarttır. Bir tarafta büyük zenginlikler, diğer tarafta geçim derdi büyüdükçe insanlar devlete olan aidiyetini kaybetmeye başlar. Devletin görevi yalnızca yollar yapmak değil; fırsat eşitliği sağlamaktır. Çalışanın ezilmediği, emeklinin geçinebildiği, gençlerin hayal kurabildiği bir düzen kurmaktır.
İfade özgürlüğü de güçlü toplumların temelidir. İnsanların korkmadan konuşabildiği ülkelerde hatalar daha çabuk düzelir. Farklı düşünceler tehdit değil, zenginlik olarak görülür. Çünkü susturulan toplumlarda ilerleme yavaşlar.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kavga değil, ortak akıldır. Sağcısı da solcusu da aynı pazarda alışveriş yapıyor, aynı ekonomik sıkıntıyı yaşıyor, aynı gelecek kaygısını taşıyor. Bu nedenle artık mesele ideolojik etiketlerden çok; adalet, üretim, eğitim ve güven meselesidir.
Memleketin gerçek ihtiyacı; insanına umut veren, hukuka güven veren, üretimi destekleyen ve gençlerini başka ülkelere mecbur bırakmayan bir devlet düzenidir.
Çünkü güçlü devlet, vatandaşının korkmadığı devlettir. Güçlü toplum ise geleceğe güvenle bakabilen toplumdur.