Anadolu’nun vicdanı, halkın gür sesi Aşık Mahsuni Şerif’in o sarsıcı isyanı, bugün siyasette köşe başlarını tutmuş liyakatsizlerin yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Ozanın dizelerine baktığımızda, iftira siyasetinin ve sahtekarlığın anatomisi ilmek ilmek işleniyor.
“Bana dönek demiş itin birisi,
Açığım ne imiş sor hele hele.
Eli çatlamamış ayı irisi,
Gel bizim köylere gir hele hele.”
Hayatı boyunca Cumhuriyet Halk Partisi çizgisinde yürümüş, partinin değerlerine ve halkçı felsefesine bağlılığını her zorlu dönemde kanıtlamış insanlara saldırmak tam da budur. Kars’ın dondurucu soğuğunda, Armutlu gibi ücra köylerde tebeşir tozu yutarak, bir eğitim müfettişi olarak memleketin dağını taşını arşınlayarak bedel ödeyenlere, bugün kulaktan dolma dedikodularla çamur atıyorlar.
“CHP’ye oy vermedi”, “Başka partiye çalıştı” diyerek fısıltı gazetesiyle itibar suikastı yapanlar emeğin, mücadelenin, sahanın tozuyla kerhen tanışanlardır. Ortada belge yok. Kanıt yok. Dürüst bir yüzleşme cesareti hiç yok. Yalnızca Anadolu’nun köylerine, on iki seçmenlik bir köyün o sessiz dengesine adım atmamış, halkın gerçeğinden tamamen kopuk kifayetsizlerin kapalı kapılar ardındaki sığ hesapları var. Dürüstçe karşımıza geçip “Açığım ne imiş” diye sorma cesaretinden bütünüyle yoksundurlar.
Ozanın dizeleri, bu üstenci ve iftiracı zihniyeti resmetmeye şöyle devam eder:
“Bir yığın kitabı yığmış önüne,
Tahsilli olmuş da köyün köyüne,
Bize akıl satar kör hele hele.
Sermayen var ise ver hele hele.”
Bugün sahada ve toplumda alın teri dökenleri, sarı basın kartının hakkını vererek yazdığı yazılar yüzünden disiplin kurullarında boğmaya çalışanları anlamak için bu dizelere bakmak yeterlidir. Önlerine yığdıkları üç beş kitapla, ezberledikleri birkaç süslü siyasi jargonla halkı anladıklarını sanırlar. Gerçekte ise Mahsuni’nin tabiriyle tam birer “Kör’ler”. Hayatlarında köy yollarına düşmemiş, eğitimde ve toplumda emek kavramından bîhaber bu “sözde siyaset uzmanları”, sadece insanları yaftalayarak kendilerini büyütme derdindedir. Fikir üretemediklerinden akıl satarlar. Bir insanı doğrudan karşılarına alıp dürüstçe konuşmaktan aciz kaldıkları için, arkasından “dönek” diye kuyu kazmayı marifet sanırlar.
Oysa gerçek Cumhuriyet kültürü ve Anadolu ahlakı; farklı düşüneni, sorgulayanı hain ilan etmek yerine, halkın içinde omuz omuza, şereflice mücadele etmeyi emreder. Yıllarını dürüst bir çizgiye adamış bir insanı, sırf kişisel hesaplar ve hizip çıkarları uğruna başka partilerle ilişkilendirip zan altında bırakmak; o çok övündükleri siyasetin de insanlık vicdanının da tamamen dışındadır. Dün birlikte yol yürüdükleri insanlara bugün menfaatleri uğruna iftira atanlar, aslında kendi siyasi ahlaklarının iflas belgesini ellerinde tutuyor.
Mahsuni, sahte yüzleri dökerek o muazzam tabloyu tarihe mühürlemiştir; biz de bu zihniyetin alnına aynı mührü vurmalıyız. Asıl sorun sandık başında kimin kime oy verdiği yalanından çok daha derindir. Asıl döneklik şudur:
• Yıllarca aynı sofraya oturduğu, aynı yolda yürüdüğü insanlara günü gelince arkadan konuşmak, hançer saplamaktır.
• Siyasi rekabet ve koltuk sevdası uğruna gerçeği eğip bükmek, şerefli insanlara kara çalmaktır.
• Kürsülerde mangalda kül bırakmayıp halkçılık nutukları atarken, kapalı kapılar ardında insan onurunu ayaklar altına almaktır.
İnsanların namusu, şerefi, kalemi ve onurlu siyasi geçmişi, kifayetsiz muhterislerin dedikodu malzemesinden ibaret görülemez. Mahsuni’nin dediği gibi; siyasette ve insanlıkta bir “sermayeniz” varsa, iftirayla öne çıkmak yerine, dürüstlükle ve onurla ortaya koyun.
Tarihin yazdığı kural kesindir: İftirayla kurulan siyaset, yalanla örülen taht, günü gelir sahibinin omzunda taşınmaz ağır bir yüke dönüşür. Omuzlarında o yükü taşıyan “körler”, eninde sonunda kendi yığdıkları kitapların ve kendi kurdukları o çirkin iftira düzeninin altında kalmaya mahkumdur.