61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et

12 EYLÜL SABAHI: “YOLLAR AÇILDI” Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

12 EYLÜL SABAHI: “YOLLAR AÇILDI” Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı

12 EYLÜL SABAHI: “YOLLAR AÇILDI” Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı
Son Güncelleme :

13 Eylül 2026 - 9:26

17 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

12 Eylül 1980 sabahı, daha şafak sökmeden, saat 03.00’te en üst askerî komuta merkezinden işaret geldi:

“Yollar açıldı. Bayrak Harekâtı başlasın.”

Aylar öncesinden NATO planlarıyla birlikte hazırlanan darbe emirleri, 11 Eylül akşamı saat 20.00 sıralarında sarı zarflar içinde harekâta katılacak birliklere ulaştırılmıştı. Gece boyunca kışlalardan çıkan askerî birlikler kentlerin önemli noktalarını tuttu. Saat 04.00’e gelindiğinde devlet kurumları, haberleşme merkezleri, radyo ve televizyon binaları ordunun denetimi altına alınmıştı.

Ankara Radyosu önce İstiklâl Marşı’nı, kimi kaynaklara göre ardından Harp Okulu Marşı’nı yayımladı. Sonra Kurmay Albay Ümit Erbay, Millî Güvenlik Konseyinin bir numaralı bildirisini okudu. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülke yönetimine bütünüyle el koyduğu ilan edildi.

Radyodan yükselen tok ses, bütün ülkeye aynı haberi veriyordu:

“Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur.”

Ardından iki, üç ve sonraki bildiriler peş peşe okundu. Sokağa çıkma yasağı ve sıkıyönetim ilan edildi. Parlamento ve hükümet feshedildi, siyasi faaliyetler durduruldu.

Siyasi parti liderleri gözaltına alındı. Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit, Gelibolu’daki Hamzaköy’e; Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş ise Uzunada’ya gönderildi. Kendileri için daha önceden hazırlanmış zorunlu ikametgâhlarda tutulacaklardı.

Sonraki bildirilerden biri doğrudan işçi sınıfını hedef aldı. Grevler ve işçi eylemleri yasaklandı, fabrikalardaki grevler zorla sona erdirildi. İşçi önderleri gözaltına alındı. DİSK ve ona bağlı Maden-İş, Lastik-İş, Genel-İş gibi mücadeleci sendikalar darbecilerin ilk hedefleri arasındaydı. Çünkü bu sendikalar, grevlerin başını çeken ve 24 Ocak kararlarına karşı fabrikalarda direniş örgütleyen devrimci ve komünist sendikacılar tarafından yönetiliyordu.

Aynı saatlerde Ankara’daki ABD Büyükelçiliğinden Washington’a darbenin başarıyla gerçekleştirildiği bildiriliyordu. Yıllar boyunca darbenin arkasındaki Amerikan desteğini anlatan o meşhur cümle de bu haberleşmeyle birlikte anılacaktı:

“Bizim çocuklar başardı.”

Saat 13.00’te Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, yanında diğer kuvvet komutanlarıyla birlikte kameraların karşısına çıktı. Halka, ülkeyi nasıl “uçurumun kenarından kurtardıklarını” anlatıyordu. Oysa asıl verdiği haber başkaydı. Siyasi iktidarların uygulamakta zorlandığı, işçi sınıfının direnişi nedeniyle hayata geçirilemeyen 24 Ocak kararlarının önündeki engeller artık asker zoruyla kaldırılacaktı. Evren’in konuşması halka yapılmış bir açıklama gibi görünse de Türkiye burjuvazisine verilmiş büyük bir müjdeydi.

O sabah başlayan şey, yalnızca bir askerî darbe değildi. İşçi ve emekçi hareketini, devrimci solu ve bütün toplumsal muhalefeti dağıtmayı amaçlayan uzun bir rejimin başlangıcıydı.

Ben on bir yaşıma gireli birkaç ay olmuştu. Köyde yaşıyorduk. Dedem her zamanki gibi erkenden kalkmış, küçük radyosunu kulağına dayamış, gelişmeleri dinliyordu. İşitme sorunu yoktu; olup biteni daha iyi anlayabilmek için radyoyu kulağına iyice yaklaştırmıştı.

Osmanlıca, Arapça ve Türkçe okuyup yazabilen bir insandı. Odasının duvarında Atatürk ile İnönü’nün fotoğrafları asılıydı ve ikisine de büyük saygı duyardı. Daha önce iki darbeye tanık olmuştu. Dersim tertelesi sırasında asker olarak Dersim’de bulunmuş, orada yaşananları yıllar sonra bile büyük bir acıyla anlatmıştı. Hayatın ona öğrettikleri vardı. Radyodan gelen sesleri bir süre dinledikten sonra, “Yine gençler suçsuz yere asılacak, öldürülecek,” dedi.

Darbenin bedelini yine gençlerin ödeyeceğini daha o sabah görmüştü. Ben 12 Eylül’ü, çocuk hafızamda en çok dedemin bu sözleriyle hatırlıyorum. Sonrasında yaşananları hepimiz biliyoruz.

Dedemin kaygılarının boşa çıkmadığı daha ilk günden anlaşıldı. Binlerce genç, işçi, devrimci ve muhalif gözaltına alınarak toplama merkezlerine götürüldü. Cezaevleri dolduruldu, işkencehaneler kuruldu. İnsanların hayatından yıllar çalındı; kimileri öldürüldü, kimileri sakat bırakıldı, kimileri ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Cezaevlerinden sürgünlere uzanan karanlık bir dönem başladı.

Sistem, kendisini savunmaları için sokağa sürdüğü çocukları da sonunda aynı tezgâhtan geçirdi. Çünkü faşizmin sadakati yoktur; işi biten herkesi öğütür.

Darbenin asıl nedeni, anlatıldığı gibi “kardeş kavgasını sona erdirmek” değildi. 12 Eylül’ün arkasında, 24 Ocak 1980’de alınan ekonomik kararlar vardı. Bu kararlar neoliberal politikaların Türkiye’de uygulanmasını ve ülkenin emperyalist kapitalist sistemle yeni koşullar altında bütünleşmesini öngörüyordu. Türkiye burjuvazisi için bunlar vazgeçilmezdi. Fakat program bir türlü bütünüyle hayata geçirilemiyordu. Çünkü karşısında fabrikalarda, işyerlerinde ve sokaklarda direnen örgütlü bir işçi sınıfı ile güçlü bir toplumsal muhalefet vardı.

24 Ocak kararları ekonominin programıydı; 12 Eylül ise o programı halka zorla kabul ettirecek askerî düzendi.EYLÜL SABAHI: “YOLLAR AÇILDI

YORUM YAP

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x