Karadeniz Teknik Üniversitesi, İstanbul ve Ankara dışında kurulan ilk üniversite; Türkiye’nin dördüncü üniversitesidir. KTÜ hiçbir zaman sadece bir bölge üniversitesi olmadı. Yetiştirdiği bilim insanlarıyla, ürettiği bilgiyle Türkiye’nin bilimsel birikimine ciddi katkı sunmuş, köklü bir araştırma üniversitesidir. Böyle bir kurumun merkezi laboratuvarının da bu kimliğe yakışır olması gerekir. Ne yazık ki uzun yıllar boyunca MERLAB, bu beklentinin epey gerisinde kaldı.
Cihazlar ve altyapı büyük ölçüde vardı; ama bu kapasite yeterince görünür değildi, araştırmacıya ulaşmıyordu. Kurumsal anlamda statükocu bir yaklaşım ağır basmış, vizyoner bir yönetim anlayışı yeterince öne çıkmamıştı. Kısacası, güçlü bir laboratuvar altyapısı vardı ama bu potansiyel yeterince bilinmiyordu. Bence KTÜ, sahip olduğu altyapı ve insan kaynağıyla dünyanın sayılı üniversitelerinden biri. Asıl mesele imkân eksikliği değil; bu imkânların doğru yönetilememesi ve doğru isimlerin doğru görevlere getirilmemesi. MERLAB örneği bunun somut bir göstergesi.
1 Eylül 2026’da göreve başlayan Prof. Dr. Nevzat Batan ile birlikte bu tablo değişmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde laboratuvarı ziyaret edip Nevzat Hoca ile bir araya gelme fırsatı buldum. Merkezin mevcut durumunu, yaşanan sorunları ve bundan sonraki yol haritasını konuştuk. Açıkçası beni en çok şaşırtan şey, yeni müdürün araştırmacı odaklı, şeffaf ve dijitalleşmeyi önceleyen bir yaklaşıma sahip olmasıydı.
Önceki döneme bakınca manzara pek iç açıcı değildi. MERLAB’ın kurumsallaşma, şeffaflık ve tanıtım açısından gelişime ihtiyaç duyan bir yapıda kaldığı söylenebilir. Bu yazıyı kaleme aldığım gün, Kahramanmaraş’tan tanıdığım bir iş insanı beni analiz için aradı. Ben de kendisini Prof.Dr. Saadettin Güner Laboratuvarı’na yönlendirdim. Bu vesileyle laboratuvarın akreditasyon sürecinin olumsuz sonuçlandığını öğrendim. Doğrusu, bunu konuşurken insan üzülüyor. Akredite olmak zordur; kaybetmek ise çok kolay. Bunun, ilgili birimin prestijinin yanı sıra üniversitenin araştırma altyapısına duyulan güveni de sarstığını düşünüyorum.
Şunu unutmamak lazım: Cihaz her zaman bir sonuç üretir. Ama o sonucun doğru, tekrarlanabilir ve uluslararası geçerliliğe sahip olup olmadığını bilen uzman sayısı azdır. Akreditasyon tam da burada devreye giriyor. Bu kadar hayati bir konunun uzun süre önemsenmemiş olması, bence yönetim tarafında ciddi bir eksikliktir.
Üniversitelerimizde sık gördüğümüz bir tablo var: Milyonlarca lira değerindeki analiz cihazları, doğru tanıtım yapılmadığı, bunları kullanacak uzman kişiler bulunmadığı ve gerekli standartlaştırma sağlanmadığı için zamanla atıl hâle geliyor; hatta hiç kullanılmadan çöp oluyor. Oysa cihazın varlığı tek başına bir anlam ifade etmiyor. Üniversitenin farklı bölümlerinde bulunan bazı cihazların hâlâ MERLAB çatısı altında toplanmadığı, bu cihazların kullanım yetkinliği ile yetki ve sorumluluk sınırlarının her zaman net biçimde tanımlanmadığı gözleniyor. Bunun kaynak israfına ve analiz kalitesinde sorunlara yol açtığını görüyoruz.
Yeni yönetim bu noktada doğru yerden başlamış görünüyor. Web sitesi yenilenmiş, cihazlar tek tek tanıtılmaya başlanmış, sosyal medya hesapları açılmış. Cihaz tanıtımlarının ardından hangi numunelerin analiz edilebildiğine de yer verilmesi, MERLAB’ın araştırmacılar ve dış paydaşlar tarafından daha kolay anlaşılmasına katkı sağlar. KTÜ Mobil uygulamasında “Biliyor musunuz?” serisiyle cihazlar araştırmacılara anlatılıyor. Bence en önemlisi şu: Analiz başvurusundan sonuç raporuna kadar tüm sürecin dijital bir otomasyon sistemine taşınması için Bilgi İşlem ile çalışmalar yürütülüyor olmasıdır. Böylece araştırmacı randevusunu alabilecek, proformasını oluşturabilecek ve süreci şeffaf biçimde takip edebilecek. Bu çalışma, kişilere bağımlı yapının kırılması demektir.
Bu süreçte ben de üzerime düşeni yapmaya hazırım. MERLAB personeline “Analiz nasıl yapılır, doğruluk nasıl kontrol edilir?” konusunda bir seminer verme sözü verdim. Çünkü cihazın başında oturmak yetmiyor; çıkan sonucun güvenilirliğini denetleyebilecek bilgi ve bilinç de gerekiyor. Bu bilinç oluştuğunda artık tanıdık kişilerin beni arayıp “Elimizde şöyle bir numune var, bunu nasıl analiz yaparız?” diye sormayacağına, doğrudan KTÜ MERLAB’a başvuracağına inanıyorum. Doğru adımlar atılırsa MERLAB, sadece üniversite içinden değil, Türkiye’nin dört bir yanından tercih edilen bir merkez hâline gelebilir. Potansiyel var; mesele o potansiyeli doğru kullanmak.
Bu tarz laboratuvarlar, bir üniversitenin araştırma kimliğinin aynasıdır. KTÜ gibi Türkiye’nin önemli araştırma üniversitelerinden birinin laboratuvarı da bu kimliğe yakışır şekilde, uluslararası standartlarda hizmet üretebilir hâle gelmeli. Cihazların rasyonel kullanımı, döner sermaye girdisinin artırılması, hiç kullanılmadan çöp hâline gelen cihazların önüne geçilmesi… Bunlar artık hayal değil.
Yıllardır savunduğum tezin nihayet hayata geçirilebilir hâle gelmesini görmek beni gerçekten memnun etti. Rektörlük doğru ismi bulmuş; Nevzat Bey’i laboratuvarın başına getirmesi, MERLAB’ın kapasitesini ve dolayısıyla KTÜ’nün ve Türkiye’nin araştırma kapasitesini güçlendirecek isabetli bir adım.
Umarım bu rüzgâr, gerçekten esen bir rüzgâra dönüşür.
Not: Bu yazı, Anayasa’nın 26. maddesi ve AİHS’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile akademik eleştiri hakkı çerçevesinde, kamu yararına katkı amacıyla kaleme alınmıştır. Yazıda yer alan görüşler, yazarın kişisel ve akademik değerlendirmeleri olup Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin veya herhangi bir kurumun resmî görüşünü temsil etmez.
Prof. Dr. Ömer Dalman
04.11.2026
TRABZON’DAN TÜM TÜRKİYE’YE
Mükemmel analiz Hocam
Yazıdaki akreditasyon vurgusu önemli. Şu anda akreditasyon kapsamında olan ya da akreditasyon süreci devam eden analizler hangileri? MERLAB’ın hangi analizlerde uluslararası geçerliliği var, bunu yazabilir misiniz?