KORKMAYIN!
Köprüler yerinde duracak.
Beton ayakları Boğaz’a saplı kalacak.
Sadece gelirleri uçacak.
Yani mesele çelik değil, geçiş hakkı.
Mesele asfalt değil, akışın kasası.
Köprü “milletin” olmaya devam edecek; gişeler ise başka bir muhasebe defterine bağlanacak.
Ne rahatlatıcı bir haber, değil mi?
**”Beton Direkler Milletin, Gişe Sermayenin”**
Özelleştirme kapsamında satılacak olan köprü ve otoyollar için yandaş gazeteciler artık ne diyeceklerini şaşırır oldular. Bunlardan birisi de Cem Küçük.
Cem Küçük işi o kadar ileri götürdü ki köprülerin gelirleri satılacak 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yerinde kalacak diye yazdı. Yani korkmamıza gerek yok köprüler hala boğaz üzerinde duracak bir yere gitmeyecek.
Yav arkadaş dalga mı geçiyorsun bizimle. Elbette kalacak.Kim köprüyü yerinden söküp götürecek?
Ama burada satılan şey beton değil, gelecek yılların tahsil edilmiş emeği. Köprüden her geçen işçi, her servis aracı, her kamyon; günlük hayatını sürdürmek için yaptığı zorunlu hareketle bir gelir üretir.
O gelir, kamu bütçesine değil; uzun vadeli işletme sözleşmesiyle özel sermayeye devredildiğinde adına “özelleştirme” denir.
Adı ister satış olsun, ister “işletme hakkı devri.”
Sonuç aynıdır: Kolektif altyapı, Özel tahsilat mekanizması. Bundan bahset bize.
Orta Vadeli Programın Matematiği
2026 için 185 milyar TL özelleştirme hedefi konuluyor. Bir önceki yıl 21 milyar.
Aradaki fark ne? Birden bire devlet çok mu zenginleşti? Yoksa elindeki düzenli gelir üreten varlıkları nakde mi çeviriyor?
Bu bir bütçe yönetimi değil, varlık likidasyonu modelidir. Evde gelir düşerse iki yol vardır:
Ya üretimi artırırsın , Ya da evi ipotek edersin.
Köprü gelirleri, otoyol geçişleri, kamusal altyapı;
sabit ve garanti nakit akışıdır. Bu akışı devretmek, geleceğin bütçe alanını daraltmaktır.
“Gelir özelleşir, yük kamuda kalır” modeli.
Bugüne kadar yapılan altyapı projelerinde şunu gördük:
Yap-işlet-devret
Geçiş garantisi
Döviz cinsinden sözleşme
Trafik tutmazsa Hazine fark öder
Risk kamuda, tahsilat özelde.
Kar garanti, zarar tüm halka.
İşte sınıfsal öz budur.
Vatandaşa etkisi ne olur? Köprü geçiş ücreti bir “tercih” değil, zorunluluktur. İstanbul’da çalışan milyonlar için bu bir lüks değil, işe gidiş hattıdır.
Gelir özel şirketin bilançosuna yazıldığında:
Ücret artışı talebi güçlenir
Geçiş maliyeti düşmez
Uzun vadeli sözleşme kamu denetimini zayıflatır
Ve en önemlisi: Toplumsal altyapı, kamusal karar alanından çıkar.
Asıl soru şu? Köprü yerinde mi kalacak?
Evet.
Ama köprüden akan para kimin olacak?
Ve o para artık kamu yatırımlarına mı dönecek, yoksa küresel fonların temettü hanesine mi yazılacak?
Mesele budur.
Devredilen beton değil, o o köprünün üzerindeki akış. Cem Küçük bunu bize masum bir şeymiş gibi ne güzel sunıyor.
Korkmayın, köprüler yıkılmıyor. Ama kamunun gelecekteki gelir akışı özelleşirse, yarın bütçe açığı büyüdüğünde “Yeni özelleştirmeler şart” denecek.
Bu bir defalık işlem değil, zincirleme bir modeldir.
Altyapı, kamusal yaşamın omurgasıdır. Omurga kiraya verilirse, beden uzun süre dik duramaz.
Köprüler çelikten olabilir. Ama ekonomi çelik değil, sınıf meselesidir.
Ve sınıf meselesi, ironiyle değil; örgütlü güçle çözülür. Cem Küçük ‘ e cevabımız örgütlü karşı duruşumuz olsun.