61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

BİRLİK YA DA TEKLİK!.. Sinan Kutay yazdı « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

BİRLİK YA DA TEKLİK!.. Sinan Kutay yazdı

BİRLİK YA DA TEKLİK!..  Sinan Kutay yazdı
Son Güncelleme :

13 Ocak 2026 - 22:59

10 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

 

BİRLİK YA DA TEKLİK!..

Ülkemizde iktidar ya da muhalefet, dönem süreç fark etmiyor, özellikle politikayı bir seçenek olmaktan çıkartıp, politik olanı imkansız kılan bir işleyişi hakim kılmakta hiçbir sınır tanımıyor.

Peki politik olanın içinin boşaltılıp, onun işlevsiz kılınması ne anlama gelir? Politikacı politikayla uğraşırken, hava ve su denli gereksindiği politikayı nasıl olur da daraltıp, içini boşaltır? Bindiği dalı kesmek değil midir bu? Yoksa acaba politikacı var oluşundan ziyade var kalışını buna mı borçludur?..

Türkiye söz konusu olduğunda, politik alanı daraltmak ya da politik olanın içini boşaltmak, ilk olarak, milli irade vurgusunun kuruculuğuna soyunan her hareketin kendini içinde bulduğu bir açmaz niteliğinde. Milli iradenin yalnızca sandıkta tecelli edeceğine ikna politikacılarımız, politika üretme kısırlığından olsa gerek önümüze seçim dışında başkaca bir seçenek koyamıyorlar.

Bu seçeneksizlikle yurttaş iradesinin, halkın politik bir fail olarak inşasının ve eylemliliğinin hiçbir anlamı kalmıyor. Olağanüstü koşullarda seçimlerin gerçek bir seçenek olmaktan çoktan çıkmış olduğu da bence bu nedenle yeterince kavranamıyor. Bu koşullarda mücadelenin alternatifsiz tek seçenek olarak sandığa havale edilmesi, farklı mücadele biçimlerine alanı kapatmakla politikayı bir imkan olmaktan çıkarıyor.

Politik mücadelenin yalnızca seçim zamanlarında hareketlendiğini kabul eden, sandığın her zaman, her koşulda tek çıkar yol olduğunu iktidarla ortaklaşa beyan eden muhalefet böylece kendini de hükümsüz kılmış oluyor.

Millilik vurgusuyla bütün zamanlarda kendini varlayan BİRLİK ya da TEKLİK ve “beka” kaygısı. Yani var kalış “iç cephe” meselesi, bütün tercihlerimizi, politik söylemlerimizi baştan aşağı teslim aldığında, politikanın çatışmacı doğasını “uyumlu” bir bütüne… farklı olanı benzerliğe, çokluğu ise TEK’e feda etmiş oluyoruz.

Bu ise politik olanın topyekûn fedası anlamına geliyor. Mücadele seçeneğini tümüyle boşaltarak iktidara direnmeye çalışmak ise Türkiye’de muhalefetin açmazına dönüşüyor. Muhalefet iktidarın söylemine yerleşiyor, böylece gerçek bir seçenek üretme işlevinden de vazgeçmiş oluyor.

Politika, sınırların inşasını ve belirginleştirilmesini içerir. Ülkemizde herkesin üzerinde uzlaştığı şey, açıkça gözlenebilir bir kutuplaşmanın varlığı. Peki, birbirinden uzlaşamaz biçimde ayrı düşen kutuplar varsa iktidarın ve muhalefetin, tabanlarının ezici desteğiyle, düzenin muhafazası konusunda tereddütsüz aynı şeyi dillendirmeleri ne anlama geliyor?

Neden aynı dili konuşmakta bu denli mahirler? Nasıl oluyor da birinin ak, diğerinin kara dediğini zannettiğimiz her durumda aslında çok benzer şeyler söyleyebiliyorlar?

Her gerçek muhalefet olanağı belirdiğinde, “iç cephenin tahkimi” ve düzenin bekası adına, var kalmak adına bütün “politikacılar” aynı dili konuşunca o olanak daha doğmadan el birliği ile boğuluyor. Yeni çözüm sürecinin ardından sıkça dillendirilen “iç cepheyi tahkim” söylemi, daha ziyade Erdoğan’ın tahkimi olarak görüldüğünden iç cephe tarafından çok da ciddiye alınmamıştı. Ancak Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasının ardından “iç cephe” tartışmaları siyasi kulislerde yeniden alevlendi.

Söz iç cepheden açılmışken… Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta tariflediği iç cepheyi yeniden anımsatmayı görev biliyorum:

“… Asıl olan iç cephedir… Dış cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlup olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak kılan, iç cephenin çökmesidir.. Meclis’in düşünüş biçimi, çalışması, vaziyeti, düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına olanak ve olasılık yoktur…”

Nitekim, kurucusunun öngörüsünden zerrece nasiplenmemiş iktidar cephesinin, CHP başta olmak üzere muhalefet bloğuna dönük bu denli yargı gündemi oluşturmasa, o çok özlenen iç cephenin tahkimi şimdiye dek çoktan daha bütünlüklü olarak gerçekleşmiş olacaktı. Şov yapıp laf üretmekten öte bir yere varamayan, “6 Filo kıblecileri” sanırım bunun da hesabı yapıyorlardır?

Kim bilir, siyaset kurumu bir kez daha ezber bozar, yine şaşırmayız!

Sevgiyle, dostlukla.

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x