**’Çürüyen Rejim ve Çıkışın Yolu”**
Yirmi üç yılını dolduran AKP-MHP iktidarı artık yalnızca baskı ve zorbalıkla ayakta durabiliyor. Türkiye toplumu üzerine örülen kurumsal baskı mekanizmaları, ekonomik krizle birleşerek koca bir çürümeyi görünür hale getirdi.
Bu çürüme, her gün biraz daha keyfi şiddete, devletin zor aygıtlarının en sıradan hak taleplerine bile saldırmasına dönüşmüş durumda.
Bugün iktidarın yürüttüğü “operasyon siyaseti” tam da bu krizin ürünüdür. CHP’ye yönelik kayyum hamleleri, belediyelere el koyma girişimleri, medyaya dönük baskılar tekil adımlar değil; çürüyen rejimin ömrünü uzatmak için kullandığı araçlardır. İktidar, muhalefeti kriminalize ederek hem kitlelere “başka yol yok” mesajı veriyor, hem de kendi zorbalığını meşrulaştırmaya çalışıyor.
Ne var ki asıl sorun burada başlıyor. Çünkü CHP’nin içine sıkıştığı “makul muhalefet” çizgisi, bu zorbalığı geriletmeye değil, tersine rejimin nefes borularını açmaya yarıyor.
Toplumsal sorunları gündem etmekten uzak sadece CHP ye yapılan saldırıları gündemde tutarak bütün mıhalefetini hukuk dışılıklar üzerine kurgulayan ana muhalefet partisinin bu edigen çizgisi maalesef toplımsal sorunların geri planda kalmasına neden oluyor.
Düzen içi muhalefet, işte bu yaklaşımı üzerinden en fazla sistemin ömrünü uzatacak bir oksijen çadırı işlevi görüyor. Asıl sorunlar üzerinden sesini yükseltmeyen CHP , düzene sesini sadece kendilerine uygulanan hıkuksuzluk siyaseti üzerinden var etmeye çalışıyor.
Bu hukuksuzluk önemsiz mi elbette çok önemli ama bunu diğer toplumsal taleplerle birleştirmeye cesareti olmayan veya niyeti olmayan CHP ezilen kesimler için bir umut olmayı da başaramıyor.
İşte bu yüzden bugün bu tabloyu tersine çevirmek için, işçi sınıfının bağımsız gücünü örgütlemekten başka yol yoktur.
Ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk, gençlerin geleceksizlik duygusu her geçen gün daha ağır bir yük olarak toplumun omzuna biniyor.
Sermaye sınıfı bu krizi kendi çıkarına çevirmek için saldırılarını yoğunlaştırıyor; iktidar bu saldırılara devletin zor gücüyle kalkan oluyor. Ama tam da bu noktada bir fırsat var: çürüyen rejim kendi krizini yönetemez hale geldiğinde, çıkışın yolu sokakta, birleşik ve sınıfsal mücadelede açılır.
Bugün sorulması gereken soru şudur: Biz bu krizi kimin için ve nasıl bir çıkışa dönüştüreceğiz? CHP’nin edilgen tutumuyla mı, yoksa işçi sınıfının fiili-meşru mücadelesiyle mi?
Yanıt açık olmalı: İşçi sınıfının bağımsız gücü olmadan hiçbir çıkış gerçek çıkış olmayacaktır.
Çürüyen rejim, topluma karanlık dışında hiçbir şey vaat etmiyor. Bizim görevimiz ise bu karanlığı yaracak ışığı yaratmak: birleşik mücadele, örgütlü sınıf hattı ve devrimci çıkış. Çünkü gerçek alternatif, ancak bu yolda yükselebilir.
Bunu yapacak irademiz var mı? Elbette var. Yeter ki tüm enerjimizi buraya harcayalım. Bugün sosyalistlere düşen acil görev budur.