61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

HAKEMLER ADALET İSTEDİ « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

HAKEMLER ADALET İSTEDİ

HAKEMLER ADALET İSTEDİ
Son Güncelleme :

03 Mart 2026 - 17:54

363 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

HAKEMLER ADALET İSTEDİ

Bu yazı, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında; kamu yararı gözetilerek kaleme alınmış eleştiri ve yorumlardan ibarettir. Kişilik haklarına saldırı veya iftira amacı taşımaz.

Türk futbolunda hakemlik, bugün sahada yaşanan tartışmaların çok ötesinde ciddi bir sınavdan geçiyor. Bu artık yalnızca bir spor tartışması değil; etik, hukuk ve mesleki gelecek ekseninde derinleşen bir krizdir.
Son aylarda patlak veren ve Türkiye Futbol Federasyonu’nu sarsan bahis soruşturmaları, yıllardır biriken birçok sorunu gün yüzüne çıkardı. Bu süreçte kamuoyunda yükselen bir çağrı var: “Futbol hakemleri için adalet.”
Bu çağrıyı destekleyen bir kamuoyu açıklaması da yayımlandı.

Bir hakemin amatörden profesyonele kadar geçen sürede yoğun bir eğitim ve tecrübe sürecinden geçtiğini çok az kişi bilir.

Futbol hakemliği kısa sürede ulaşılan bir meslek değildir. Aksine, yıllar süren emek, fedakârlık ve sabır gerektirir. Süreç, il hakem kurullarının açtığı aday hakem kurslarıyla başlar.
Ama asıl maraton işte o zaman başlar.
Aday hakemler önce amatör liglerde görev alır. Türkiye’nin dört bir yanında, çoğu zaman yalnız bırakıldıkları sahalarda düdük çalarlar. Tribün baskısı, saha içi gerginlik, hatta zaman zaman şiddet… Hepsi bu yolculuğun bir parçasıdır. Çoğu maçta yalnızca birkaç polis memuru güvenliği sağlamaya çalışır.
Hakemler bu süreçte her maçta gözlemciler tarafından değerlendirilir. Performansları rapor edilir. Başarılı olanlar yıllar içinde klasman yükselir ve profesyonel liglere kadar ilerler.
Süper Lig’e çıkmak, hele ki FIFA kokartı takmak, binlerce hakem arasından sıyrılabilen çok az kişiye nasip olur.
Bu kadar uzun ve zorlu bir yolculukta bir hakemin en büyük sermayesi ise itibarı ve geleceğidir.
Tam da bu nedenle son yaşanan gelişmeler hakem camiasını derinden sarstı.
Savcılığın yasa dışı bahis, kara para aklama ve şike iddialarıyla ilgili inceleme başlattığı ortaya çıktığında,
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’nın 2025 sonunda yaptığı açıklama, hakemleri adeta kamuoyunun önüne attı. Oysa olması gereken, hakemine, gözlemcisine ve temsilcisine sahip çıkan bir yönetim anlayışıyla birlikte titiz ve adil bir inceleme yürütülmesini sağlamaktı.

Ne yazık ki süreç böyle işlemedi.
Önce hedef gösterildiler.
Sonra yargılandılar.
Soruşturma kapsamında çok sayıda hakem, gözlemci ve temsilci hakkında Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu tarafından cezalar verildi. Bu cezalar 45 gün ile 12 ay arasında değişiyor.
Ancak ortaya çıkan tablo ciddi bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Bazı isimler 12 ay gibi üst sınıra yakın cezalar alırken bazıları yalnızca 45 gün ceza aldı. Bazı dosyalarda ise ceza tayinine yer olmadığına karar verildi.
Peki aynı fiil için ortaya çıkan bu kadar farklı ceza nasıl açıklanabilir?
Bu tablo ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Disiplin hukukunda ölçülülük ve eşitlik ilkesi gerçekten uygulanıyor mu?
Öte yandan soruşturmanın kapsamı da kamuoyunda sıkça yanlış anlaşılıyor.
Hakemler, gözlemciler ve temsilciler hakkında verilen cezaların büyük bölümü şike veya maç manipülasyonu nedeniyle verilmiş cezalar değildir.
Disiplin kararlarına bakıldığında suçlamaların, Futbol Disiplin Talimatı’nın 57/2 maddesi kapsamında “yasal bahis hesabı bulunması” fiiline dayandığı görülüyor.

Bu hesaplar da TFF’nin teşvikiyle maç izlemek için açılan hesaplar. TFF açısından asıl çelişki ise hâlâ orada duruyor: Ligin adı bir bahis sitesi. Sormazlar mı adama, “Madem bahisle mücadele ediyorsun, neden liginin adı bir bahis markası? Önce kendi ligine ceza kes! Ya da ligi iptal et!” diye. Bir eliyle bahsi meşrulaştırıp diğer eliyle disiplin kuruluna koşmak, işte asıl skandal bu.
Elbette bir hakemin bahis oynaması sporun bütünlüğü açısından ciddi bir risk oluşturur ve disiplin yaptırımı gerektirir.
Hakemlerin bahis oynamaları bir avantaj olusturabilir. Ayrıca kart, penaltı veya korner gibi mikro kararlar üzerinden manipülasyon riski de doğabilir.
Bu nedenle hakemlerin bahis oynaması kabul edilemez.
Buraya kadar herkes hemfikirdir.
Ancak tartışmanın asıl düğüm noktası verilen cezanın kendisi değil, cezanın doğurduğu sonuçtur.
MHK Talimatı’nın 40. maddesi son derece kritik bir düzenleme içeriyor. Bu maddeye göre 45 günü aşan ceza alan hakemlerin lisansı otomatik olarak iptal ediliyor. Üstelik bunun için ayrıca bir karar alınmasına bile gerek yok.
Yani bir hakem 3 ay, 6 ay veya 12 ay ceza aldığında yalnızca o süreyi çekmekle kalmıyor; cezası sona erdiğinde mesleğine dönmesi de mümkün olmuyor.
Başka bir ifadeyle süreli bir disiplin cezası fiilen ömür boyu meslekten men sonucunu doğuruyor.
Bu durum disiplin hukukunun en temel ilkelerinden biri olan ölçülülük ilkesini açıkça tartışmalı hale getiriyor.
Çünkü disiplin hukukunun amacı kişiyi tamamen tasfiye etmek değildir. Amaç hatayı cezalandırmak ve kişiyi yeniden sisteme kazandırmaktır.
Ancak mevcut uygulamada ortaya çıkan tablo farklıdır.
Cezasını çeken hakem ikinci bir yaptırımla karşı karşıya kalmaktadır. Lisansı otomatik olarak iptal edilmekte ve mesleğine dönme imkânı tamamen ortadan kalkmaktadır.
Bu yalnızca hukuki bir mesele değildir.
Aynı zamanda sosyal, psikolojik ve ekonomik sonuçları olan ağır bir durumdur.
Yıllarını bu mesleğe vermiş insanlar bir anda sistemin dışına itilmektedir. Birçok kişi ciddi psikolojik travmalar yaşamakta ve toplum nezdinde itibar kaybına uğramaktadır.
Bu noktada şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
20–25 yaşındaki genç hakemleri harcamak bu kadar kolay mı?
Bu gençler yıllarca emek vererek klasman atladı. Binlerce kilometre yol yaptı. Amatör sahalarda görev aldı.
Ama belki de bir anlık gafletle bir bahis sitesine girdiler.
Kimse onları yeterince uyarmadı.
Kimse onları bu konuda eğitmedi.
Üstelik aynı dönemde futbolun her yerinde bahis reklamları vardı.
Bugün ise bu gençler süreli cezalarını çekseler bile mesleklerine dönme şansı bulamıyorlar.
Tam da bu noktada büyük resme bakmak gerekiyor.
Futbol sadece sahada oynanan bir oyun değildir.
Futbolu var eden şey tribünlerdir.
Seyircidir.
Güvendir.
Eğer siz hakeminizi, gözlemcinizi, temsilcinizi, futbolcunuzu, teknik adamınızı, yöneticinizi birer birer kamuoyu önünde itibarsızlaştırırsanız, sistemin güvenilirliği de sarsılır.
Güven kaybolduğunda tribünler boşalır.
Boş tribünler yalnızca atmosferi öldürmez. Aynı zamanda ekonomik çöküşün de başlangıcı olur.
Yayın gelirleri düşer.
Sponsorlar çekilir.
Kulüpler ciddi gelir kayıpları yaşar.
Futbol bir süre sonra boş tribünlere oynanan sessiz bir gösteriye dönüşür.
Bu noktada Türkiye Futbol Federasyonu’na yapılan çağrı son derece nettir:
MHK Talimatı’nın 40. maddesi yeniden gözden geçirilmelidir.
Süreli bir disiplin cezası fiilen süresiz bir meslekten men cezasına dönüşmemelidir.
Aynı fiili işleyen futbolcu geri dönebiliyorsa, teknik adam geri dönebiliyorsa, yönetici geri dönebiliyorsa; hakemin de cezasını çektikten sonra mesleğine dönme hakkı olmalıdır.
Aksi halde ortaya çıkan tablo adalet değil, çifte standart olarak algılanacaktır.
Ve bugün Türk futbolunun en büyük sorunu da tam olarak budur.
Adalet yalnızca cezalandırmak değildir.
Adalet eşit davranmaktır.
Çünkü unutulmamalıdır:
Adaletin olmadığı yerde güven olmaz.
Güvenin olmadığı yerde seyirci olmaz.
Seyircinin olmadığı yerde ise futbol, boş tribünlere oynanan bir gösteriye dönüşür.
Ve o gün geldiğinde herkes aynı soruyla yüzleşmek zorunda kalacaktır:
Türk futbolunda gerçekten adalet var mı?

 

Prof. Dr. Ömer DALMAN

YORUM YAP

5 5 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Mustafa
Mustafa
1 saat önce

Memleketin hiçbir yerinde olmadığı gibi spor da da adaletin kırıntısı yok hocam, gelinen nokta maalesef bu. İş artık kayırmacaya dönüştü

Menderes Yunus Yarar
Menderes Yunus Yarar
14 dakika önce

Sevgili hocam yazınızı şu anda okudum benim şahsi görüşüm Türkiye’de atıyorum iletişim Başkanlığı’nın müdürlüğüne hayvanat bahçesinin müdürü buna benzer müdürlüklere hiçbir şeyden anlamayan insanları atarsan veya seçtirirsen yani balık baştan kokar şu andaki mevcut federasyon başkanı konuştuğu anlaşılmıyor yapacakları nasıl anlaşılsın hakem camiası şu anda yerlerin dibinde şu anda Türkiye’de yerin dibinde olmayan bir kurum yok her şeyin başında liyakat liyakat liyakat gelir namus gelir onur gelir şeref gelir inşallah bundan sonra şaibe ve şike olmadan bir de bahis çeteleri olmadan ligimiz ve Türk futbolu ilerler futboldan anlayanlar futbolun başına getirsinler bir de tribünler seyircisiz olmaz yanlış karar vesselam başarılar sağlık mutluluk diliyorum

2
0
Would love your thoughts, please comment.x