Markalı elbiselerini yatak odasının duvarını boydan boya kaplayan elbise dolabındaki askılıklara istemeye istemeye asarken,
Artık kendimi yaşayacağım, dedi.
Umarsızca çıkmıştı ağzından bu söz.
Bana değil, kendine ettiği bir itiraftı sanki.
Yadırgatıcı bir etki bıraktı bende.
Elimde olmadan yüreğim eksildi ona karşı.
Köklü olduğunu sandığım sevgileri pamuk ipliğine bağlıymış meğer, sancıdı bir yerinden.
Doğru zamanda, doğru insanın ağzından çıkmış bir söz olsaydı! Ah, olsaydı! Kapkaranlık ve sancılı geçen bir geceden sonra günün ilk ışıkları neyse, o anlama gelirdi.
Bir toplumda, bir evde ya da kişiler arasında süregelen koca bir inat kırılır, anlamsız bir töreye son verilirdi.
Prangalarından sıyrılırdı bir köle.
Inatçı bir cahilin gözlerindeki karanlık perdesinin kalkmasına tanık olmuşçasına sevinirdim.
Sevgi adına, bağlılık adına, emek adına…
O an, içime yayılırdı sevinç çığlığım.
Belki de gün gelir, kağıtlara taşardı yankısı.
Artık kendimi yaşayacağım, sözü, doğru zamanda, doğru insanın ağzından çıkmış bir söz olsaydı…
İçinde anlamlı bir özgürlük isteği barındırırdı.
Hani dünyadan, her şeyden bihaber yaşayan kadınlar vardır ya, daracık dünyalarına mahkum edilen.
Ev ortamı güzeldir de ev işleri nankördür.
Akşamlar da nankördür o evlerde. Alacakaranlıkla birlikte, ürettikleri ne varsa çarçabuk tükettiği için nankördür.
Bir bakıma da silik işlerin, silik kahramanlarıdır o kadınlar.
Takdir görmeden angarya bir hayatı yaşarlar.
Kim bilir, belki de hiçbir gün, yeni değildir onlar için.
Hani bir çırpıda sevgileri eskitilen kadınlar vardır ya. Kendini birine, bir sevgiye adayan duygusal kadınlar. Zamanla, bir başına üstlenirler evin geçimini.
En zorlu, en berbat işlerde bile çalışarak.
Ayyaş kocalarının harçlığını, içkisini, mezesini bile temin etmek zorundadırlar.
Ne yapsa, ne etseler değerleri bilinmez.
Üstüne üstlük aldatılır, horlanır, dayak yerler.
İşte o hayat yorgunu kadınlardan biri, nihayet acılarından silkinip, artık kendimi yaşayacağım! dese, diyebilse, içim ışırdı. Onların dudaklarına yakıştırırdım bu sözü…
fbabuscu@hotmail.com
Bu metin, kadınların maruz kaldığı yorgunlukların ve kırılmaların İslam’ın kadına yüklediği değerle değil, o değerin anlaşılmaması ve hayata geçirilmemesiyle ortaya çıktığını düşündürüyor. Sorun, “kendini yaşamak” isteğinde değil; bu isteğin, merhamet, adalet ve emanet bilinciyle şekillenmiş bir inanç dünyasından koparılarak dünyevî bir kurtuluş söylemine indirgenmesinde yatıyor. Kadını yücelten ilahi ölçüler yerine, insanın kendi kurguladığı hayat düzeni belirleyici olduğunda; özgürlük de, sevgi de, emek de anlamını yitiriyor.
Merhaba Fatma,
“Artık kendimi yaşayacağım” cümlesinin herkes için aynı anlama gelmediğini çok güzel anlatmışsın. Bazı kadınlar için bu söz bir heves değil, yılların yorgunluğundan sonra gelen bir nefes alma isteği. Evde, hayatta, ilişkilerde görünmeden verilen emeği hatırlatması çok kıymetli. Okurken pek çok kadının hikayesi gözümün önünden geçti.
Eline, kalemine sağlık..
Teşekkür ederim…