Evet, değişti. Bilim bunu kanıtladı. Artık sorulacak soru bu değil.
Asıl soru: Kim ne yapacak?
Dünya nasıl?
En çok kirletenler(ABD, Çin gibi) en az önlem alıyor. Çünkü önlem almak, paralarını etkileyebilir diye korkuyorlar.
Burada kilit bir gerçek var: Ülkelerin sınırı var, ama atmosferin yok.
Bir ülkede fabrika bacasından çıkan duman, bir başka ülkede orman yangınına; bir kıtada tüketilen enerji, bir başka kıtada kuraklığa dönüşebiliyor. Yani zengin ülkelerin yarattığı kirlilik, Türkiye gibi ülkelerin sırtına yük oluyor. Bedel, hepimiz için aynı havayı soluyan, aynı gezegende yaşayan herkese çıkıyor.
Türkiye’de durum ne?
Türkiye bu kriz denen çok etkilenen ülkelerden biri. Kuraklık, yangın, sel artıyor.
Ama bir çelişki var:
· Bir yandan iklim krizinden şikayet ediyoruz.
· Diğer yandan ormanları yok eden, suları kirleten projeler yapılıyor. Buna hâlâ “kalkınma” deniyor.
Kim suçlu? “Hepimiz” değil.
“Sorumluluk hepimizin” demek doğru değil. Asıl sorumlu:
· Fosil yakıt (kömür, petrol, gaz) kullanmaya devam eden büyük şirketler ve onları destekleyen politikalar.
· Vatandaşa “tasarruf et” derken, doğayı yok eden büyük projelere izin veren yönetimler.
Ne yapılmalı?
1. Kirletenler önlem almalı: ABD, Çin ve diğer zengin ülkeler somut adım atmalı. Söz yetmez. Atmosfer sınır tanımadığı için, onların sorumsuzluğu hepimizi vuruyor.
2. Türkiye tutarlı olmalı: İklim krizinden şikayet edip, krizi büyüten projeler yapmamalı. Gerçek bir “yeşil dönüşüm” başlatmalı.
3. Bedeli vatandaş ödememeli: Önlemlerin maliyeti, evine ekmek götürmeye çalışan insana yüklenmemeli. Adil olmalı.
4. Gerçeği görmeliyiz: Bu sadece “çevre” sorunu değil. Ekonomi, sağlık ve gelecek sorunu.
Özetle:
İklim değişti. Atmosferin sınırı olmadığı için bu, herkesin ortak sorunu. Bunu durdurmak için büyükler taşın altına elini koymalı. Türkiye de kendi içinde doğru tercihler yapmalı.
Artık zaman yok. Doğayı yok ederek kalkınma olmaz.