**”İnsanın Doğayla Eski İttifakı; Kalandar”**
Kalandar Doğu Karadeniz bölgesinde eski bir pagan kültürü. Rumi takvimin başlangıcı olarak da kabul edilir. Helenistik kültürden bu bölgede yaşamış tüm halkların kültürlerini içinde barındıran bir gelenek.
Kalandar bir yılbaşı değil diye yazdıydım. Buna itiraz eden, neden diye soranlar oldu. Bütün bu sorulara buradan şöyle cevap vereyim.
“Kalandar bir yılbaşı değil” derken şunu söylüyorum:
Bu, takvimlerin icadıyla gelmiş bir tarih oyunu değildir. Ne devletin, ne kilisenin, ne caminin, ne de sarayın ( iktidarların, tiranlatın) belirlediği bir “başlangıç”tır.
Başlangıcı burada insan değil, doğa koyar. “Kışa karşı tutulmuş kolektif bir nöbettir” Çünkü Kalandar, kışın en sert yerinde ortaya çıkar. Açlığın, soğuğun, karanlığın en uzun olduğu zamanda.
İnsanlar bir araya gelir, kapı çalar, paylaşır, gürültü yapar, maskelenir. Bunların hepsi aynı şeye hizmet eder: “Yalnız değiliz, hâlâ buradayız, birlikteyiz ”
Bu bir eğlence değil, hayatta kalma ritüelidir.
“Tanrıdan önce güneşe inanmak” Kalandar teolojiden , dinlerden önce gelir. Güneşin geri dönüşüne, günlerin uzamasına, toprağın yeniden doğacağına duyulan ilkel ama son derece akılcı bir güven vardır.
Dua değil, gözlem vardır. Doğa konuşur, insan dinler. “Takvimden önce toprağa inanmak”
Devlet takvimi günü böler, toprağın takvimi döngüdür. Kalandar, çizgisel zamanı reddeder. Başlangıç–son diye bir şey yoktur; yalnızca devam etme iradesi vardır. Bu yüzden Kalandar, her yıl yeniden icat edilmez; zaten hiç kaybolmamıştır.
Kısacası: Kalandar, folklor değil. Nostalji değil.
Masum bir şenlik hiç değil. O, insanın doğayla kurduğu en eski sınıf ittifakıdır. Açlığa karşı paylaşma, karanlığa karşı ışık, yalnızlığa karşı birlikte durma.