Son günlerde medyada yaşanan uyuşturucu, gurup ilişkiler ile ortaya çıkan bazı tartışmalara Kemalist ve özgürlük söylemleri ile çalkalanıyor.
Eleştirilere verilen kimi tepkilerde, içerikten ziyade beden üzerinden kurulan bir ifade biçiminin tercih edilmesi tartışmanın özünü gölgede bırakmaktadır.
Kemalizm, tarihsel ve düşünsel olarak bireyin özgürleşmesini bedensel teşhir üzerinden değil, aklın, bilimin ve toplumsal sorumluluğun gelişimi üzerinden tanımlar. Cumhuriyetin kadınlara sağladığı kazanımlar, kadın bedeninin görünürlüğünü artırmaktan ziyade, kadının kamusal alanda eşit, üretken olarak yer almasını hedeflemiştir.
Bu nedenle Kemalist referansların, teşhir temeli söylemlerle birlikte sunulması hiç doğru değildir.
Medya, bireysel ifade alanı olmanın ötesinde, toplumsal algının şekillendiği bir kamusal mekandır. Bu alanda yer alan aktörlerin söylemleri yalnızca kişisel olarak değil toplumsal olarak değerlendirilir.
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer husus, kadın temsili ve kadın onuru konusunda kamusal duyarlılık iddiası taşıyan bazı kadın derneklerin sessizliğidir. Bu tür durumlarda ortaya çıkan sessizlik, ilkesel bir tarafsızlıktan ziyade seçici bir tutum olarak algılanmakta ve kadın mücadelesinin tutarlılığına dair soru işaretleri doğurmaktadır.
Bazı kişiler medyadaki toplumsal duyarlılığı zedeleyen ifadeleri ve görüntüleri eleştirirken olayı Kemalizm’e bağlaması da çok düşündürücüdür.
Kemalizm, sosyal medya savunması değil, etik bir duruştur.
Kemalizm;
Bir fotoğraf değil,
Bir vitrin değil,
Bir savunma kalkanı değildir.
Kemalizm;
Görsel bir temsil biçimi değil, sembolik bir savunma aracı değil bir düşünce sistemidir.
Kadın özgürlüğü ise, eşitlik, sorumluluk üzerinden anlam kazanır.
Bu nedenle, kamusal alanda kullanılan söylemlerin ve bu söylemler karşısında sergilenen sessizliğin ideolojik, etnik ve toplumsal sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
Medyada olsun diğer kültürel alanlarda olsun kadınların kamusal alanlarda hangi görünümlerle görsellere girdiği yalnızca kadınların bireysel tercihleri değil, bu ortaları üreten, talep eden ve normalleştiren erkek egemen kültürün kollektif sorumluluğudur.
Öyle görülüyor ki, toplumsal sorumluluk egemen erkeklerin gizemli düşüncelerinde yozlaşmaktadır.
Aynen katılıyorum