**“Motoru Olmayan Diplomasi”**
Evet sevgili dostlar ABD gezisinin sonuçları artık tek tek ortaya çıkmaya başladı. Bir taraftan ABD tarafından meşruiyet alan iktidar bu meşruiyetini ülke aleyhine yaptığı anlaşmalarla aldığı gün gibi ortada artık.
Milyarlarca dolarlık ticari anlaşmalar, enerjide tek merkeze bağımlılık, nadir elementlerin pazarlanması, yurdun her karış toprağının emperyalist şirketlete maden anlaşmaları ile verilmesi ve bunların karşılığında elde var sıfır.
Ha bir de şunu öğrendik ki savunma sanayisinde büyük atılım aslında büyük bağımlılıkmış. Şu KAAN adı verilen milli uçağımız ile ilgili gerçeği de öğrenmiş olduk.
Nasıl mı?
Hakan Fidan’ın Amerika dönüşü yaptığı açıklamalar, aslında diplomasi denen oyunun acı gerçeğini bir kez daha önümüze serdi.
Sözlerinin özünde, “Biz Amerika’nın istediklerini verdik, ama kendi meselelerimizde bir adım ileri gidemedik” mesajı vardı.
Yani büyük sözler, büyük vaatler değil; çıplak bir gerçek: verilmiş tavizler, çözülmemiş sorunlar.
Saraydan gelen açıklama ise ilk bakışta Fidan’a bir tür cevap gibiydi. Ama dikkatli bakıldığında, bu sözde itirazın, Fidan’ın söylediklerini adeta teyit eden bir içeriğe sahip olduğu görülüyor.
Saray, hem “biz farklı düşünüyoruz” görüntüsü vermek hem de aynı zamanda “evet, sorun çözülmedi” itirafını saklı tutmak zorunda kaldı.
Medyaya yansıyan manzara ikiye bölündü. Muhalif ya da bağımsız kalemler, Fidan’ın çıkışını “saray içi kavganın işareti” diye yorumladı. Erdoğan sonrası hesapların yapıldığı, iktidar içi dengelerin yeniden kurulduğu bir dönemin ipuçlarını gördüler.
İktidara yakın medyadaysa “Fidan meseleyi gölgeledi” manşetleri atıldı. Yani işi teknik bir hata, “iletişim kazası” gibi gösterme gayreti vardı. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, ortadaki çıplak hakikati örtemediler: motor yoksa uçak da yoktur.
ABD’nin onayı olmadan KAAN’ın motor lisansı alınamıyor, üretim başlayamıyor. Bu, millî bağımsızlık nutuklarının ötesinde somut bir tablo. Türkiye, stratejik savunma projelerinde hâlâ Washington’ın insafına bağlı. Fidan’ın açıklaması bunu perdenin arkasından çekip önümüze koydu.
Ne kadar cafcaflı söz söylenirse söylensin, sonuç aynı:
* CAATSA yaptırımları hâlâ masada.
* Motor lisansı hâlâ beklemede.
* Üretim hâlâ başlamadı.
Sarayın düzeltme mahiyetindeki çıkışı da bu durumu değiştirmiyor. Sadece “bu kadar da açık konuşulmasaydı” serzenişinden ibaret.
Burada asıl dikkat çekici olan, medyanın aynadaki yansımasıdır. Kimileri bu açıklamaları Erdoğan sonrası iktidar senaryolarına malzeme yaptı, kimileri ise hasarı sınırlama telaşıyla haberi sulandırdı. Ama her iki tarafın da ortaklaştığı bir nokta var: gerçeğin ağırlığı gizlenemedi.
Fidan’ın Amerika dönüşü sözleri, Türkiye’nin dış politikada ne kadar sıkışmış olduğunu, diplomasi adı altında aslında bir tür bağımlılık ilişkisi içinde kıvrandığını gösterdi. Sarayın açıklaması, onu düzeltmek bir yana, satır aralarında teyit etti.
Ortada koca bir soru var: Onca taviz, onca jest, onca “stratejik ortaklık” lafına rağmen Türkiye hangi somut kazanımı elde etti?
Cevap basit: Hiçbirini.
Ve asıl tehlike şudur: Verilenler artıyor, çözülemeyenler büyüyor.
Görelim bakalım ne olacak. Ha bir de 48 adet olmayan uçağı satmışız. Bu da ironik bir durum.