**”Randevuya Uçak, Çiftçiye İflas”**
Yine bir ABD ziyareti, yine konuşulanlar, yine inkarlar. Ama inkar etmek artık gizlemiyor pazarlıkları. Dünyanin başına bela bir Trump her şeyi çok açıkça konuşuyor. Diğer liderleri boşa düşürüyor.
Bunu bilerek isteyerek yapıyor. Hepinizin efendisi benim der gibi. Ee iktidarlar da oradan icazetli olunca içerde haberler hemen başka yöne dönüyor. Vaziyeti kurtarma çabalarına ; Türk evinde pek çok liderle görüşme yapılacak, reis muhteşem karşılandı gibi. Eskisi gibi yoğun alıcısı yoksa da yine de bir toplam var tabiki.
Gelelim ülkenin durumuna. Türkiye’de iktidarın temel formülü basit: Borç al, savaş aç, ihale dağıt, iktidarı sürdür. Borç yoksa ne cephe açabilirsin, ne inşaat ihalelerini kapabilirsin, ne de içeride sermaye gruplarının iştahını doyurabilirsin. Ve borç yoksa, o çok övülen “lider diplomasisi” de işlemez.
CHP lideri Özgür Özel’in iddiası malum: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’ın oğluna, “Bana bir randevu ayarlarsanız, Trump’la canlı yayında Amerika’dan 300 Boeing uçağı alacağım” demiş. Ortalama 90 milyon dolar olan bu uçakların toplam bedeli 27 milyar dolar.
Hükümet bu sözleri jet hızında yalanladı. Fakat Trump sosyal medyadan doğrulayıverdi: “Sayın Reis’i sabırsızlıkla bekliyoruz, Boeing satışını görüşeceğiz” dedi. Erdoğan da ABD’yi “kapsamlı stratejik ilişkiler kurduğumuz müttefikimiz” diye selamladı.
Yani mesele aslında şu: İşçiye, memura, emekliye kaynak yok; ama bir görüşme randevusuna 27 milyar dolar bulunuyor. Hem de “uçak” üzerinden. Uçak metaforu boşuna değil: Ekonomi uçurumdan uçarken, iktidar ABD’ye yeni Boeing’lerle kanat çırpmaya hazırlanıyor. Ee iktidarda kalmanın yolu Amerikan tekellerine sermaye aktarmaktan geçiyor.
Ama mesele uçakla bitmiyor. ABD’den pirinç, tütün, badem, ceviz, Antep fıstığı ithalatında vergiler kaldırıldı. Yani Washington’daki masada yalnızca Boeing yok; bizim soframız, tarlamız, üretimimiz de var.
* Zararına üretim yapan tütüncüye “defol git” deniyor.
* ABD’nin sübvansiyonlu bademi ve cevizi pazarı istila edecek.
* Antep fıstığında Gaziantep’ten Siirt’e kadar üretici iflasın eşiğine itiliyor.
* Mazot, gübre, elektrik altında ezilen köylü, bir de ithalat sopasıyla dövülüyor.
* Çiftçinin traktörü hacizde, ama Boeing’ler gökyüzünde süzülecek!
Yani iş sadece uçakla bitmiyor. Amerikan çiftçisini de kurtarılması lazım. Bizim çiftçi mi? Boş ver o zaten dua yiyor içiyor ona bişey olmaz. Takdir- I İlahi deyip kabulleniyor.
Her savaş borçla, her borç tavizle geliyor. ABD ziyaretleri bu yüzden “devlet aklı” değil, tam tersine borçlanma ritüeli. Adına diplomasi diyorlar, biz gerçeğini söyleyelim: bu düpedüz teslimiyet.
Halkın mutfağında yangın var. Çiftçi toprağını terk ediyor, işçinin cebinde delik büyüyor. Ama iktidar, halkın sırtından 27 milyar doları buluyor, Boeing’e yatırıyor.
Mesele aslında çok basit: Uçaklar uçacak, köylü uçacak, işçi uçacak… Ama yere çakılan, halkın yaşamıdır.
İşte buna dur diyecek tek kesim sömürülen, ezilen halkın kendisidir. İşçi sınıfıdır. Kurtuluş kendi ellerimizde.