SAVAŞ ÇÖZÜM DEĞİL, YENİ YARALARIN BAŞLANGICIDIR.
Dünya bir kez daha diken üstünde.
İran, İsrail ve ABD arasında yükselen gerilim, yalnızca üç ülkenin meselesi değildir. Bu ateş, coğrafyaları aşar, ekonomileri sarsar, insanlığı yaralar ve geleceği karartır.
Bölgede uzun yıllardır süren krizlere baktığımızda şu gerçeği görmek zor değil. Ortadoğu, çoğu zaman küresel güç mücadelelerinin satranç tahtası haline getirildi. Enerji yolları, jeopolitik konum, askeri üsler ve stratejik hesapların tümü bölge halklarının huzurundan daha öncelikli görüldü.
İsrail’in attığı her adımın arkasında ABD’nin siyasi, askeri ve diplomatik desteğini görmek mümkün. ABD’nin, İsrail’i adeta bir ileri karakol gibi konumlandırarak Ortadoğu’daki çıkarlarını koruma refleksi bölgesel barış umutlarını zedeliyor.
Gazze’de yıkılan bir evin enkazı, Tahran’da yükselen öfke, Tel Aviv’de çalan sirenler bunların hiç biri küresel güç merkezinde hissedilmiyor ama bölge halkı için her gün bir belirsizlik her gece bir korku demek. Savaşında bir hukuku vardır. Okul hastane gibi yerler askeri hedef olamaz. Bunu vicdan bile kabul etmez. İsrail’in bir okul vurması yalnızca bir binanın yıkılması değil, o halkın geleceğinin de yok olması demektir.
Savaşın dili serttir ama barışın dili daha güçlüdür.
Tam bu noktada aklımıza Mustafa Kemal Atatürk geliyor.
“YURTTA SULH; CİHANDA SULH”
Bu söz, yalnızca Türkiye’ye değil küresel güçlere de bir uyarıdır. Bir bölgeyi vekalet savaşlarıyla yönetmeye çalışmak kısa vadeli stratejik kazanç sağlayabilir. Ancak uzun vadede istikrarsızlık üretir.
Ortadoğu’nun ihtiyacı olan şey, silah sevkiyatı değil diplomasi trafiğidir. Askeri üsler değil, ekonomik işbirliğidir. ABD, gerçekten küresel bir liderlik iddiasındaysa bunu savaşın tarafı değil barışın öncüsü olarak göstermelidir. Bölgede en çok ihtiyaç duyulan şey, güç gösterisi değil akıl gösterisi olmalıdır.
Atatürk’ün barışçıl dış politika anlayışı, genç bir Cumhuriyeti emperyal hesapların ortasında dimdik ayakta tutmayı başarmıştır.
Unutmayalım ki, savaş başlatmak bahanelerle olmaz ve çok kolaydır. Barışı inşa etmek ise gerçek liderlik ister. Bunu genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda gördük.
Bugün dünya artık silahların değil vicdanların konuştuğu bir döneme geçmek zorundadır. Zira vicdanlar konuşmazsa dünya halkları tehdit altındadır.