İmralı’ya yapılan ziyaretin ardından oluşan sessizlik, aslında bir açıklamanın kendisinden daha gürültülü bir hal aldı. Komisyonun, toplumun en doğal hakkı olan bilgilendirme görevini yerine getirmemesi; hem soru işaretlerini büyütüyor hem de kamu vicdanında derin bir boşluk yaratıyor. Zira bu ülkede her sessizlik masum değildir.
Bazı sessizlikler, söylenmeyen sözlerin, paylaşılmayan gerçeklerin ve arkası doldurulmayan sürecin habercisidir. Toplum özellikle İmralı olayı gibi kritik konularda şeffaflık bekler. Yalnızca protokol ziyareti olarak geçiştirilemez. Ziyaretler millet adına, devlet adına yapılıyorsa, sonucu milletin bilme hakkı vardır.
Şu hiç unutulmamalı;
Bir ülkede bilgi gizlendikçe, söylenti çoğalır. Söylenti çoğalınca siyasal iklim bulanık görüntü verir. Bu nedenle İmralı’ya giden heyetin görevi susmak veya zamana bırakmak değildir.
İmralı ziyareti gibi ülkenin güvenlik, siyasi ve toplumsal barış dengelerini ilgilendiren bir konuda sessiz kalmak, ne devlet ciddiyetine ne de kamu yararına uygundur. Şeffaflık bir lütuf değil, bir zorunluluktur.
İmralı heyetinin yapması gereken , kamu vicdanındaki belirsizliği gidermek ve bu sessizliğe son vermektir. Çünkü millet adına yola çıkanlar, millete karşı sorumluluk taşırlar.
Evet;
İmralı heyeti orada ne konuştu?
Ne gördü, ne duydu, ne aktardı?
Toplum neden bilgilendirilmiyor?
Sessizlik artık kimseyi ikna etmiyor. Kamu vicdanı açıklama bekliyor.