61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

TFF GERÇEKTEN FUTBOLU MU TEMİZLEMEKTEDİR, YOKSA ZATEN TEMİZ OLAN BİR ALANDA OYALANMAYI MI TERCİH ETMEKTEDİR? « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

TFF GERÇEKTEN FUTBOLU MU TEMİZLEMEKTEDİR, YOKSA ZATEN TEMİZ OLAN BİR ALANDA OYALANMAYI MI TERCİH ETMEKTEDİR?

TFF GERÇEKTEN FUTBOLU MU TEMİZLEMEKTEDİR, YOKSA ZATEN TEMİZ OLAN BİR ALANDA OYALANMAYI MI TERCİH ETMEKTEDİR?
Son Güncelleme :

12 Şubat 2026 - 0:10

374 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

Türkiye Futbol Federasyonu gerçekten futbolu mu temizlemektedir, yoksa zaten temiz olan bir alanda oyalanmayı mı tercih etmektedir?

* Bu yazı, yazarın kişisel değerlendirmelerini ve kamuoyuna açık bilgilerden hareketle yaptığı yorumları içermektedir.

Futbolda adalet çoğu zaman yalnızca saha içindeki hakem kararları üzerinden tartışılır. Oysa yıllar içinde edindiğim gözlem şunu açık biçimde göstermektedir: Asıl adalet ya da adaletsizlik, maçtan çok önce ve maçtan çok sonra; yani saha dışındaki hukuki ve idari mekanizmalarda şekillenir. Disiplin talimatları, etik kurullar ve soruşturma süreçleri ancak hukuka uygun, öngörülebilir ve herkes için eşit biçimde işletildiğinde anlam taşır.

Son dönemde Türkiye Futbol Federasyonu’nun özellikle yasal bahis başlığı altında başlattığı disiplin süreçleri, bu nedenle ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. Mesele yalnızca verilen cezalar değildir; bu cezaların nasıl, hangi gerekçeyle ve hangi delil zincirine dayanılarak gündeme geldiğidir. Tartışmanın merkezinde de zaten şu soru yer almaktadır:

Bu soruşturmalar hangi somut iddia ve hukuki dayanakla başlatılmıştır?

Altı çizilmesi gereken ilk gerçek şudur: Yasal bahis, hukuki çerçevesi açıkça belirlenmiş, lisanslı ve devlet denetimi altında yürütülen bir faaliyettir. Buna rağmen bu alanda kullanılan dilin “operasyon”, “temizlik” ve “tasfiye” gibi kavramlara yaslanması dahi başlı başına sorgulanmalıdır. Asıl sorun ise bu soruşturmaların büyük bölümünün herhangi bir şikayete, somut bir iddiaya ya da kamuoyuna açıklanmış bir delil kaynağına dayanmadan başlatılmış olmasıdır.

Disiplin hukukunun temel ilkesi açıktır: Önce iddia olur, sonra soruşturma başlar. Oysa yaşanan süreçte bunun tam tersi işletilmiştir. İddia yoktur; delilin kaynağı belirsizdir; elde ediliş yöntemi açıklanmamıştır. Buna rağmen binlerce kişi hakkında disiplin işlemi tesis edilmiştir. Bu tablo, yalnızca disiplin hukukunun mantığıyla değil, hukuk devleti ilkesinin özüyle de açık biçimde çelişmektedir.

Kulislerde konuşulan ve zaman zaman kamuoyuna da yansıyan bilgiler, bazı verilerin elde ediliş yöntemine ilişkin hukuki soru işaretleri bulunduğuna dair değerlendirmeler gündeme gelmektedir. Elbette bu iddiaların değerlendirilmesi yargının konusudur. Ancak hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş bilgilerin yaptırıma dayanak yapılması, meseleyi bir spor hukuku tartışmasının çok ötesine taşır. Bu durum doğrudan hukuk devleti ilkesini ilgilendiren yapısal bir sorundur ve evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmaz.

Bu süreçte hakemler, temsilciler, gözlemciler, futbolcular ve futbolun mutfağında görev yapan binlerce kişi; herhangi bir manipülasyon, yasa dışı bahis ağı, teşvik primi ya da organize suç yapısıyla ilişkilendirildiklerine dair kamuoyuna yansımış somut bir tespit ortaya konulmadan sistem dışına itilmiştir.

Özellikle temsilciler açısından tablo daha da dikkat çekicidir. Bugüne kadar temsilcilerin maç manipülasyonu yaptığına ya da organize bir yapının parçası olduğuna ilişkin kamuoyuna açıklanmış tek bir somut tespit bulunmamaktadır. Aksine, temsilciler birçok durumda bu tür yapılanmalara karşı önleyici bir denetim mekanizması işlevi görmüştür.

Buna rağmen, yalnızca yasal bir bahis hesabının varlığı, ağır disiplin yaptırımlarının temel gerekçesi haline getirilmiştir.

Bu noktada artık açıkça söylenmelidir: Mesele bahis değildir. Asıl sorun; hukuki sınırları belirsiz, dayanağı açıklanmayan ve keyfi biçimde başlatılan bir soruşturma anlayışının normalleştirilmesidir.

Daha da dikkat çekici olan, aynı dönemde TFF bünyesinde görev yapan bazı üst düzey isimler hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar bulunmasına rağmen, bu iddiaların disiplin süreçlerine nasıl yansıtıldığına dair kamuoyuna açık bir bilgilendirme yapılmamış olmasıdır. Bu durum şu soruyu kaçınılmaz kılmaktadır: Disiplin hukuku kimlere karşı hızlı ve sert, kimlere karşı neden tamamen sessizdir? Hukuk, bazılarına karşı acımasız; bazılarına karşı ise kör hale gelmişse, burada adaletten söz edilemez.

Bu bağlamda federasyon başkanının bir kulüp başkanıyla yaptığı görüşmelerin kamuoyunda yarattığı etki de önemlidir. TFF Başkanı ile Galatasaray Başkanı Dursun Özbek arasında gerçekleştiği iddia edilen görüşmenin içeriğine dair çeşitli spekülasyonlar gündeme gelmiştir. Bu iddialar resmi makamlarca doğrulanmamış olsa da, asıl sorun iddiaların doğruluğu değil; bu iddiaların rahatlıkla dolaşıma girebildiği bir zeminin oluşmuş olmasıdır. Bu durum, federasyonun tarafsızlığına dair algının ne denli zedelendiğini göstermektedir.

Kurumsal yapıdaki çözülme ise bu anlayışın doğal sonucudur. Bir dönem nitelikli ve “elit” olarak anılan kadrolar tasfiye edilmiş; yerlerine daha bağımlı ve daha sessiz bir yapı inşa edilmiştir. Bu gerilemenin en net görüldüğü alanlardan biri Temsilciler Kurulu’dur. Kurulun, sahada görev yapan temsilcilerden daha hazırlıksız ve daha etkisiz bir görüntü vermesi artık yalnızca bir yönetim sorunu değil, kurumsal bir alarmdır.

Nitekim bu sezon ilk kez devre arası semineri yapılamamıştır. Kurulun kendi içinde dahi düzenli biçimde toplanamadığı, semineri gerçekleştirecek hazırlık düzeyine sahip olmadığı kulislerde açıkça konuşulmaktadır. Bu nedenle merkezi bir seminer yerine bölgesel seminer tercih edilmiş; ilk durağın Trabzon olması planlanmıştır.

Ancak Trabzon’da yapılması planlanan bu seminer, artık sıradan bir organizasyon değildir. Katılımın düşük olacağı, protesto edilebileceği ve basının kurul üyelerini yoğun biçimde sorgulamaya hazırlandığı ifade edilmektedir. Kulislere yansıyan bilgilere göre; temsilcileri istifaya zorladığı yönünde eleştirilen Temsilciler Kurulu Başkan Vekil’inin, seminer öncesinde disipline sevk edilip edilmeyeceği ya da istifa edip etmeyeceği merak konusudur.

Asıl soru hala ortadadır:

İddiasız, dayanağı belirsiz ve hukuka aykırı yöntemlerle başlatılan soruşturmalar normalleştiriliyorsa, Türk futbolunda yarın kimin güvende olacağı nasıl garanti edilecektir?

Bu soru, özellikle her yıl Trabzonspor–Fenerbahçe maçlarında Temsilciler Kurulu’ndan aynı kişinin görevlendirildiği iddialarıyla birlikte daha da anlam kazanmaktadır. Maç öncesinde, devre arasında ve maç sonrasında soyunma odası koridorlarına inilerek görevli personele yönelik yönlendirme girişimlerinde bulunulduğu yönündeki iddialar uzun süredir kamuoyunda konuşulmaktadır. Buna karşılık Trabzon’lu olan Temsilciler Kurulu Başkan Vekil’inin hiç stadyuma gitmediği, gittiği dönemlerde de protokoldeki yerinden ayrılmadığı, maç biter bitmez herhangi bir sorumluluk almadan ayrıldığı yönündeki değerlendirmeler de dikkat çekmektedir.

Bu kez ise tablo farklıdır. Sahaya bireysel bir isim değil, adeta “çıkarma” yapar gibi tüm kurul gelmektedir. Bunun ne tür sonuçlar doğuracağını zaman gösterecektir. Ancak bu gelişme, yalnızca maç içi kararlarla sınırlı olmayacak; disiplin ve yönetim süreçlerinin nasıl işletildiğine dair temel soruları da yeniden gündeme taşıyacaktır. Kolektif bir yapının sahaya inmesi, karar alma mekanizmalarının merkeziyetçi mi yoksa şeffaf ve hesap verebilir mi işlediğini açık biçimde gösterecektir.

Ve artık kamuoyunun net bir cevap beklediği soru şudur:

Türkiye Futbol Federasyonu gerçekten futbolu mu temizlemektedir, yoksa zaten temiz olan bir alanda oyalanmayı mı tercih etmektedir?

Sonuç olarak şu değerlendirme yapılabilir.
Türkiye Futbol Federasyonu ile devlet kurumlarının açıklamaları arasında belirgin bir yaklaşım farkı vardır.
Bu fark, yetki ya da görev alanından çok, önceliklerin farklılaşmasından kaynaklanmaktadır.

Devletin odağı açıktır.
Yasa dışı bahis, şike ve kara para aklama ile mücadele önceliklidir.
Federasyon ise disiplin politikasını ağırlıklı olarak yasal bahis alanına yöneltmektedir.
Bu durum, kamuoyunda federasyonun öncelik tercihlerinin gerçek sorunları perdeleyip perdelemediği konusunda ciddi soru işaretlerine yol açmaktadır.

Prof. Dr. Ömer Dalman

YORUM YAP

4.6 9 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
3 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Menderes Yunus yarar
Menderes Yunus yarar
17 gün önce

Sevgili hocam yazınızı okudum şu anda Türkiye’de iyi giden hiçbir şey yok inşallah her şey yakın zamanda düzelir ve yoluna girer kendine iyi bak kal sağlıcakla hocam

Hakem Odası
Hakem Odası
17 gün önce

Kimse kimseye istifa et diyemez. Branşı hukuk olsa dahi. İstifa ettirdiklerine daha sonra ceza mı vermişler. Bu doğru mu?

Volkan Demir
Volkan Demir
16 gün önce

Ömer hocam kalemine sağlık, mürekkebin bol olsun. Unutmaki it ürür kervan yürür. Doğruları yazmaya devam et. Unutmaki gerçek er yada geç ortaya çıkar. Rant için bütün değerlerini satanlar her dönemde, her ortamda, hertoplumda bulunur.

3
0
Would love your thoughts, please comment.x