61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

Türk Futbolunda Yapı Yok, Sadece Tasfiye Var « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Türk Futbolunda Yapı Yok, Sadece Tasfiye Var

Türk Futbolunda Yapı Yok, Sadece Tasfiye Var
Son Güncelleme :

19 Mart 2026 - 12:42

98 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

Türk Futbolunda Yapı Yok, Sadece Tasfiye Var

Bu yazı, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında; kamu yararı gözetilerek kaleme alınmış eleştiri ve yorumlardan ibarettir. Kişilik haklarına saldırı veya iftira amacı taşımaz.

 

Türk futbolunda yıllardır süregelen bir alışkanlık var: Her gelen yeni yönetim, kendinden öncekini silbaştan reddeder. “Önceki yapı kötüydü, yozlaşmıştı, biz yeni bir yapı kuracağız” söylemi artık ezberlenmiş bir tekerlemeye dönüştü.

Peki sonuç?

Her yeni dönemde aynı tartışmalar, aynı kaos, aynı adaletsizlikler…

Çünkü futbolda her gelen kendi düzenini kurarsa ortaya çıkan manzara bellidir: Korkan hakemler, güvenmeyen kulüpler, öfkeli taraftarlar, birbirini suçlayan yöneticiler ve her hafta yeniden alevlenen kısır tartışmalar.

Oysa yapı dediğin, kişilere göre değil kurallara göre inşa edilir. Bir ülkede futbolun yönetimi gelenin gidenin keyfine göre şekilleniyorsa, orada yapıdan değil, yapısızlıktan söz etmek gerekir.

Bir TFF başkanı geliyor ve “Ben bu işi düzelteceğim” diyor. MHK’yı değiştiriyor. Yeni MHK, kendine yakın gördüğü hakemleri getiriyor, eskileri tasfiye ediyor. Gözlemciler değişiyor, atama kriterleri yeniden tanımlanıyor.

Sonra o başkan gidiyor.

Yerine gelen yeni başkan ise “Önceki yapı bozulmuştu, ben yenisini kuracağım” diyerek aynı operasyonu tekrarlıyor. Her gelen, kendinden öncekinin kurduğu yapıyı “bozuk” ilan edip kendi yapısını kurmaya çalışıyor.

Ama kimse şu soruyu sormuyor:

Madem herkes “bozuk yapıyı” düzeltmeye geliyor, neden hiçbiri bunu başaramıyor?

Çünkü ortada kalıcı bir yapı yok. Her yönetim değiştiğinde sistem tepeden tırnağa değişiyor. Liyakat yerini sadakate bırakıyor. Kimin kime yakın olduğu, kimin hangi görüşten olduğu, kimin kimi desteklediği belirleyici hale geliyor.

Hakemler performanslarına göre değil, “doğru” insanlarla kurdukları ilişkilere göre yükseliyor.

Bu liyakatsizlik düzeninin en çarpıcı örneklerinden biri de Oğuzhan Çakır’ın hikâyesidir. Sırf Cüneyt Çakır’ın FIFA hakemi olduğu yaşta diye Oğuzhan Çakır da FIFA hakemi yapıldı. FIFA öncesinde ilk büyük maçına, üstelik Trabzonspor-Fenerbahçe gibi son derece kritik bir karşılaşmaya atandı. O maçta yaptığı skandal gol iptaline rağmen FIFA hakemi oldu. Bugün geldiğimiz noktada Eyüpspor-Trabzonspor maçında da aynı tabloyu gördük. Hatalar zinciri devam ediyor.

Bir gün bu liyakatsiz hakem düdüğü asmak zorunda kalınca mı anlaşılacak her şey? Ama o zamana kadar kaç maçın kaderiyle oynanacak, kaç takım mağdur edilecek, kim bilir?

Bu sadece bir örnek. Oğuzhan Çakır, liyakat yerine torpilin, yetenek yerine yakınlığın ödüllendirildiği bir sistemin hem kurbanı hem de sorumlusudur. Ona bu unvanı verenler kadar, bu unvanı hak etmediği halde alan da sorumludur.

İşte böyle bir sistemde, her yeni yönetim kendine yeni bir “kurtarıcı” rolü biçer. Şimdi de sırada İbrahim Hacıosmanoğlu var. TFF Başkanı Hacıosmanoğlu, Cumhuriyet Savcılığı’nın yürüttüğü bahis soruşturmasını gerekçe göstererek hakem sisteminde yeni bir yapılanmaya girişmiş görünüyor.

Oysa ortada çok kritik bir çelişki var: Cumhuriyet Savcılığı, yasa dışı bahis, şike ve kara para operasyonlarının peşinde koşarken; TFF Başkanı Hacıosmanoğlu, yasal bahis sistemini gerekçe göstererek hakem yapısını değiştirme yoluna gitti. Yani savcılık suçluları ararken, Hacıosmanoğlu yasal olan bahis üzerinden bir kaos ortamı oluşturdu. Bu gerekçeyle tüm hakem yapısını değiştirmek, bir tasfiye operasyonundan başka bir anlam taşımadığı gibi, asıl mücadele edilmesi gereken yasa dışı bahis ve şike konularını da gölgede bırakıyor.

Üstelik tüm bu yaşananların en ironik tarafı, bugün “yapı kuracağım” diyerek ortaya çıkan Hacıosmanoğlu’nun, geçmişte şike süreciyle ilgili sarf ettiği sözleri tamamen unutmuş görünmesidir. Kendisi, 3 Temmuz sürecinde “Şike yoktur diyen namussuzun dik alasıdır” diyecek kadar net ve sert bir duruş sergilemişti. O dönem “Trabzonspor’un namus davası” dediği şike dosyasının peşini bırakmayacağını, “sonunda ölüm de olsa” mücadele edeceğini haykırmıştı. Peki şimdi? Şimdi aynı Hacıosmanoğlu, yasal bahis üzerinden bir kaos ortamı yaratıp hakemleri tasfiye ederken, o “namus davası” dediği dosyaya dair tek bir kelam etmiyor. Geçmişte şikeyle mücadele eden adam, bugün gelip futbolun tepesine oturduğunda, şike dosyasını rafa kaldırmış görünüyor. Bu çelişkiyi açıklamak mümkün mü?

Hacıosmanoğlu’nun bu yapıyı kurmaya ömrü yeter mi bilinmez. Ama kursa bile oluşturacağı düzenin, bir sonraki yönetimde kolayca dağıtılabilecek liyakatsiz bir yapıdan ibaret olacağı açıktır. Çünkü Türkiye’de futbol yönetimi kurumlar üzerinden değil, kişiler üzerinden yürütülüyor. Bu yüzden her gelen kendinden öncekini yok sayıyor; her giden de geride kalıcı bir sistem bırakamıyor.

Bu kaos ortamında hakkıyla bir yerlere gelmiş hakemler ne yapsın? Kime güvensin? Bugün görev veren MHK yarın görevden alınabilir. Bugün arkasında duran TFF başkanı yarın “Ben onu atamadım ki” diyebilir. Bugün iyi not veren gözlemci yarın değişebilir.

Hakem bu belirsizlik içinde ne yapar? Korkar. Sadece maçın içinde değil, maçtan sonra da korkar. Mesleğinin geleceğinden korkar. Cesur kararlar vermekten korkar. Çünkü bilir ki bu sistemde cesaretin bedeli ağır olabilir. Kendi yeteneğine ve bilgisine değil, ilişkilerine güvenir. “Doğru” karar vermekten çok, “doğru görünen” karar vermeye çalışır. Çünkü bilir ki bu sistemde doğru karar vermek yetmez; doğru insanları memnun etmek de gerekir.

Kulüpler de güvenmez. Çünkü bilirler ki atamalar liyakate göre değil sadakate göre yapılıyor. Bir hakemin bir maça atanmasının ardında çoğu zaman performans değil ilişkiler belirleyici oluyor. Bu durum, her kararda bir “arka plan” arama alışkanlığını besliyor.

Taraftarlar ise öfkeli. Çünkü her hafta aynı tartışmaları izliyor, aynı haksızlıklara tanık oluyor ve aynı kısır döngünün içinde dönüp duruyor. Futbolun güzelliklerini konuşmak varken sürekli hakem hatalarını, adaletsizlikleri ve şaibeleri tartışıyoruz.

Oysa bir ülkede futbolun sağlıklı işlemesi için gereken şey aslında çok basit: Kişilere göre değişmeyen, kurallarla güvence altına alınmış bir sistem. Böyle bir sistemde TFF başkanı değiştiğinde hakem listeleri değişmez. MHK yeniden yapılandırıldığında tüm gözlemci kadrosu tasfiye edilmez. Yeni gelen yönetim “Ben kendi ekibimi kuracağım” demez; “Var olan sistemi daha iyi işleteceğim” der.

Hakemler kime yakın olduklarına göre değil, ne kadar iyi olduklarına göre yükselir. Oğuzhan Çakır gibileri, sıfatları nedeniyle değil yetenekleri sayesinde FIFA hakemi olur. Performanslar objektif kriterlerle ölçülür. Atamalar şeffaf kurallarla yapılır. Cezalar ve ödüller herkes için aynı standartlara göre uygulanır.

Kulüpler de o zaman hakem kararlarına güven duyar. Çünkü bilirler ki bir hakemin bir maça atanmasının arkasında ilişkiler değil performans verileri vardır.

Ne yazık ki Türk futbolunda yıllardır liyakat değil sadakat ödüllendiriliyor. Kimin kime yakın olduğu, kimin kimi desteklediği, kimin hangi görüşten olduğu çoğu zaman her şeyin önüne geçiyor. Hacıosmanoğlu’nun bahis skandalını gerekçe göstererek giriştiği yapılanma da, geçmişteki birçok örnek gibi, liyakat temelli bir sistem kurmaktan çok yeni bir güç düzeni oluşturma çabası olarak görülüyor.

Oysa böyle bir yapının ömrü, ancak kuranın görev süresi kadardır. Sonrasında gelecek yeni bir başkan aynı gerekçelerle aynı tasfiyeyi yapacak ve aynı kısır döngü yeniden başlayacaktır.

Bu anlayış değişmediği sürece her gelen yönetim kendi yapısını kuracak, her yeni yapı yeni kaoslar üretecek, hakemler korkmaya devam edecek, kulüpler güvenmeyecek, taraftarlar öfkelenmeye devam edecektir.

“Futbolda asıl yapı, betonarme binalar gibi sağlam temeller üzerine kurulan yapıdır.” Bu güçlü tespit, içinde bulunduğumuz durumu özetleyen en etkili örneklerden biridir. Türk futbolunun, her rüzgârda yıkılan değil, her fırtınaya direnen bir yapıya kavuşması, ancak bu anlayış değişikliğiyle mümkün olacaktır.

Kişilerin değil kuralların egemen olduğu, liyakatin sadakatin önüne geçtiği, şeffaflığın esas alındığı bir sistem kurulmadığı takdirde, ne bugünün yöneticileri ne de yarın gelecek olanlar bu kısır döngüyü kırabilecektir. Hacıosmanoğlu ve sonrakilerle birlikte aynı tartışmaları, aynı kaosu, aynı adaletsizlikleri konuşmaya devam edeceğiz.

Oysa futbol, hak edenin kazandığı, emeğin karşılığını bulduğu, gençlerin güvenle izlediği bir oyun olmayı hak ediyor. Bunu başarmak ise sadece ve sadece sağlam bir yapı inşa etme iradesi göstermekten geçiyor.

Yarın Ramazan Bayramı. Bu vesileyle tüm milletimizin bayramını en içten dileklerimle kutluyor; sağlık, huzur ve barış dolu bir bayram geçirmelerini diliyorum.

Prof. Dr. Ömer DALMAN

YORUM YAP

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x