5 Şubat 1937’de laiklik ilkesinin Anayasamıza girmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş, demokratik ve hukuk devleti kimliğinin açık bir ifadesidir. Laiklik; devletin akıl ve bilime yönetilmesini sağlayan, yurttaşları inançları karşısında eşitleyen temel anayasal ilkedir.
Laiklik, bir tercih değildir; Cumhuriyetin vazgeçilmezidir. bu ilkenin aşındırılması ya da tartışma konusu haline getirilmesi , toplumsal barışı ve anayasal düzeni doğrudan hedef almaktır. Devlet yönetiminin herhangi bir inanç yada ideolojik anlayışın etkisine girmesi kabul edilemez.
Anadolu Basın Birliği olarak, laikliğin basın özgürlüğünün, düşünce hürriyetinin ve hukukun güvencesi olduğunun bilinciyle, Cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik her türlü girişimin karşısında duracağını kararlıkla ilan ediyoruz.
Laiklikten taviz yoktur.
Cumhuriyetin değerleri tartışılmaz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
Samimi bir soru sormak isterim: Eğer Müslüman isek (aksini iddia etmiyorum), inandığımız Allah C.C. insanın bireysel ve toplumsal hayatını en adil ve dengeli biçimde düzenleyen ilkeleri bildirmişken —ki buna İslam Hukuku/Şeriat denir— insan aklının ürünü olan, dinle ilişkisini tamamen koparmış bir yönetim biçiminin daha mükemmel olduğunu nasıl iddia edebiliriz? Madem ki yapan bilir, o halde bilen konuşur. Konuşan yalnız hakikat olan Kur’an’dır. Burada şunu özellikle belirtmek isterim: Günümüzde örnek gösterilebilecek kusursuz bir “İslami yönetim” örneği bulunduğunu iddia etmiyorum. Ancak aynı şekilde, laiklik temelinde kurulmuş ve adalet, özgürlük, ahlak ve toplumsal huzur açısından “kusursuz” olduğu tartışmasız kabul edilebilecek bir devlet modelinin de gösterilebileceğini düşünmüyorum. Bu nedenle amaç, laikliği mutlaklaştırmak değil; adalet, ahlak ve insan fıtratı merkezli bir düzen arayışında olmaktır.