Adaletten söz edemediğimiz bir dönemin içindeyiz. Asgari ücretli açlığa mahkûm, memur enflasyon altında eziliyor. Muhalefet baskı altında, iktidarın yanlışları ise “normal” sayılıyor. Beşikdüzü’nde yaşananlar bu düzenin yereldeki aynasıdır.
Halkın kullanımındaki sahil dolgu alanı, kimseye sorulmadan Sahil Güvenlik ve Jandarma’ya tahsis edilmek isteniyor. Ne Beşikdüzü halkının rızası var ne de yerel yönetimlerin bilgisi.
Ardından Beşikdüzü sınırları içindeki taş ocağı, Beşikdüzü’ndeki yetkililere tek kelime edilmeden MHP’li Şalpazarı Belediyesi’ne devrediliyor. İlçenin toprağı, ilçenin dışında pazarlık konusu yapılıyor. Halk ayağa kalkınca sahneye kim çıkıyor? Bu kararlar alınırken sessiz kalan AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı ve Beşikdüzü AKP İlçe Başkanı. Bir anda “yanlışları biz düzeltiyoruz” söylemiyle ortaya çıkılıyor.
Ama asıl ibretlik olan başka bir tablo. Beşikdüzü’nü temsil eden yöneticiler, kendi ilçelerinde yapılan bu hukuksuzluklara karşı dik durmak yerine, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kapısında medet umar gibi ziyaretlere gidiyor, üstüne bir de gülücükler eşliğinde poz veriyor. Bu kabul edilemez. Beşikdüzü’nün iradesi, bir fotoğraf karesine sığdırılamaz. Halkın hakkı, poz vererek savunulmaz. Yanlışı yapanlardan çözüm beklemek, siyasi acziyetin ta kendisidir. Önce ilçeni yok sayanlara sessiz kal, sonra onların önünde eğilerek poz ver.
Bu ne yöneticiliktir ne de halkı temsil etmektir. Adalet; güçlüye yanaşmak değil, yanlışa karşı durmaktır. Bugün Beşikdüzü’nde sergilenen ise adalet değil, siyasi teslimiyettir.
Umarım İlçeyi yönetmeye talip olanlar yapıcı eleştirilerinizden nasiplenirler.
Kaleminize sağlık.