Türkiye, son yılların en önemli siyasi ve hukuki tartışmalarından birini yaşıyor. CHP Kurultayıyla ilgili süreç, sadece bir partinin iç meselesi değil, Türkiye’de demokrasinin işleyişi acısından da büyük önem taşıyor.
Siyasette bazen söylenen sözlerden daha önemlisi, söylenmeyenlerdir. Bazen de yapılan hatalardan daha ağır olan, o hataları görmezden gelmektir.
CHP kurultayı tartışmaları sırasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “feragat etmelidir” çağrısı, Türk siyasetinin en önemli açıklamalarından biriydi. İster katılın ister karşı çıkın; bu açıklamanın günlerce tartışılması, hukuki ve siyasi yönleriyle değerlendirilmesi gerekirdi.
Ama olmadı.
Daha doğrusu, yapılmadı.
En büyük hayal kırıklığı ise kendisini “demokrat”, “Kemalist”, “Atatürkçü”, sosyalist ve “özgür basın” olarak tanımlayan çevrelerde yaşandı. Sürekli iktidarı eleştirenler, kendi siyasi mahallelerini ilgilendiren böylesine önemli bir konuda derin bir sessizliğe gömüldü.
Oysa Atatürk’ün öğrettiği en temel ilke, aklın ve eleştirinin hiçbir kişi veya partiye teslim edilmemesidir. Cumhuriyet; biat edenlerin değil, sorgulayanların eseridir.
Bugün muhalefetin en büyük açmazı da tam budur.
Kendi yanlışını konuşmayan…
Kendi liderini eleştiremeyen…
Kendi içinde yaşanan krizleri görmezden gelen…
Bir siyasi hareket, topluma güven veremez.
Çünkü adalet isteyen, önce kendi kapısının önünü süpürmelidir.
Hukukun üstünlüğünü savunmak, yalnızca rakip siyasi görüşler için istenen bir ilke değildir. Hukuk; herkese, her zaman ve her şartta uygulanmasını istediğinizde anlam kazanır. Aksi hâlde hukuk değil, siyasi tercih konuşur.
Basın açısından da tablo farklı değildir.
Gazetecilik, alkış tutmak değildir.
Gazetecilik, taraf olmak değildir.
Gazetecilik, kamu adına en zor soruları sorabilmektir.
Eğer basın, kendi dünya görüşüne yakın olduğu için bazı konuları geri plana itiyor, bazı soruları sormaktan kaçınıyorsa, kamuoyuna karşı görevini eksik yerine getiriyor demektir. Basının görevi siyasi konfor alanı oluşturmak değil, gerçeğin peşinden gitmektir.
Muhalefet şunu artık anlamalıdır:
Eleştiriden kaçan büyüyemez.
Özeleştiri yapmayan yenilenemez.
Kendi hatalarıyla yüzleşmeyen iktidar alternatifi olamaz.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in temelinde akıl, liyakat, hukuk ve cesaret vardır. Cesaret sadece iktidarı eleştirmek değildir; gerektiğinde kendi yanlışını da yüksek sesle söyleyebilmektir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey slogan atan değil, ilkesinden taviz vermeyen bir muhalefettir. Çünkü ilkeler susarsa, siyaset konuşur; siyaset konuştuğunda ise kazanan demokrasi değil, kutuplaşma olur.
Muhalefet, topluma ders vermeden önce kendi eksiklerini görmek zorundadır. Aksi takdirde en büyük zararı rakipleri değil, kendi sessizliği verecektir.