61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

BAYRAM SABAHININ UNUTULMAZ KOKUSU « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

BAYRAM SABAHININ UNUTULMAZ KOKUSU

BAYRAM SABAHININ UNUTULMAZ KOKUSU
Son Güncelleme :

19 Mart 2026 - 18:24

9 Görüntüleme

Bayram, Türk kültüründe yalnızca bir takvim günü değil, zamanın bile saygıyla yavaşladığı, insanın içini çocukluk kadar saf bir sevinçle dolduran bir hatıradır. Bayramlaşma ise bu hatıranın en canlı, en dokunaklı hâlidir. Asırlardır Anadolu’nun köylerinden şehirlerine uzanan bu gelenek, sadece bir selamlaşma biçimi değil; kırgınlıkların silindiği, gönüllerin birbirine yeniden dokunduğu, insanın insana hatırlandığı bir medeniyet dilidir.
Eski Türk toplumlarında “kut” anlayışıyla ilişkilendirilen bayram günleri, İslamiyet’in kabulünden sonra dinî bayramlarla daha da derinleşmiş, Ramazan ve Kurban Bayramı etrafında şekillenerek toplumsal hafızanın en güçlü taşıyıcılarından biri hâline gelmiştir. (Kut inancı: Türk devletlerinde başta olan insanların, kendilerine bu görevin Tanrı tarafından verilmiş olduğu inancıdır. Herhangi bir kişinin yönetici olmayı hak etmesi için Tanrı’nın ona “kut” vermesi gerekir.)
Bayram sabahı, daha güneş doğmadan başlayan bir hazırlıkla kendini hissettirirdi. Evlerdeki o telaş, aslında bir sevincin düzenli hâliydi. Evin erkekleri bayram namazına giderdi. Büyükler erkenden kalkar, en güzel kıyafetler özenle hazırlanır, çocuklar bayramlıklarını yatağının başucunda bekletirdi. O sabahın havasında bile farklı bir koku olurdu; sabunla yıkanmış yüzlerin, ütülenmiş kıyafetlerin, mutfakta kaynayan şekerin ve demlenen çayın kokusu… Bayram namazından dönen erkeklerin yüzündeki huzur, evde bekleyenlerin gözlerindeki ışıltıyla birleştiğinde bayramın ilk bayramlaşması başlardı. Küçükler büyüklerin elini öper, alınlarına götürür; bu hareket yalnızca bir saygı göstergesi değil, aynı zamanda bir aidiyetin, bir kök bağının ifadesiydi.
Bayramlaşma, yalnızca aile içinde sınırlı kalmazdı; mahalleye, köye, hatta tanımadık kapılara kadar uzanırdı. Komşuluk ilişkilerinin en güçlü olduğu zamanlar bayram günleriydi. Kapılar ardına kadar açık olur, gelenin kim olduğuna bakılmaksızın içeri buyur edilirdi. Şekerler, lokumlar, baklavalar yalnızca ikram değil; paylaşmanın, bereketin ve birlikte olmanın sembolüydü. Özellikle çocuklar için bayramlaşma, adeta bir keşif yolculuğuydu. Ellerinde mendil, ceplerinde toplanan şekerler ve harçlıklarla kapı kapı dolaşırlar; her kapıda yeni bir tebessüm, yeni bir dua, yeni bir hikâye biriktirirlerdi.
Osmanlı döneminde bayramlaşma daha da sistemli ve görkemli bir hâl almıştı. Sarayda düzenlenen bayram merasimleri, devlet erkânının padişahla bayramlaşmasıyla başlar, ardından halkın kendi içinde sürdürdüğü ziyaretlerle devam ederdi. Bu gelenek, yalnızca bir protokol değil; devlet ile millet arasındaki bağın sembolik bir ifadesiydi. Aynı dönemde şehirlerde esnafın birbirini ziyaret etmesi, aynı bölgedeki meslek organizasyonlarının (lonca) bayramlaşma törenleri düzenlemesi, bayramın ekonomik ve sosyal hayatın her katmanına nüfuz ettiğini gösterirdi. Bu durum, Türk kültüründe bayramlaşmanın sadece bireysel değil, kolektif bir bilinç hâli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Zaman ilerledikçe şehirleşme, modern hayatın hızı ve bireyselleşme gibi etkenler bayramlaşma geleneğini kısmen dönüştürmüş olsa da özünde taşıdığı anlam değişmemiştir. Artık bazı bayramlaşmalar telefonla, mesajla ya da dijital platformlar üzerinden yapılır hâle gelmiş olsa da bir büyüğün elini öpmenin, göz göze gelerek “Bayramın mübarek olsun” demenin yerini hiçbir şey dolduramamaktadır. Çünkü bayramlaşma, yalnızca sözle değil; temasla, bakışla ve kalple kurulan bir bağdır.
Günümüzde bayramlar artık tatil amaçlı yaşanıyor. Bayram gelmeden tatil rezervasyonları, yurt içi, yurt dışı tatil planları yapılıyor artık… İnsanlar değil görüşmek, her bayram geldiğinde tanıdıklarından ve diğer insanlardan adeta kaçar şekilde zaman ve mekân değiştirme organizasyonlarıyla ilgileniyorlar. Birbirlerini görmekten adeta imtina edenler artık bayramları iletişim cihazlarıyla kutluyorlar. Bu davranışlar insanın içini soğutuyor. Bayramın adı sanı hissedilmiyor artık. İşin acı ve tuhaf tarafı insanlar bu yaşadıklarını “Bayram Tatili” kavramını kullanarak yapıyorlar.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, eski bayramların neden bu kadar özlendiğini anlamak zor değildir. O bayramlar, insanın kendini daha az yalnız hissettiği, daha çok ait olduğu, daha derinden sevildiği zamanlardı. Bayramlaşma ise bu duyguların en yoğun yaşandığı anların toplamıydı. Belki de bu yüzden, her bayram geldiğinde içimizde tarifsiz bir sızı uyanır; çocukluğumuzun o saf, o dokunulabilir mutluluğunu ararız. Çünkü bayramlaşma, aslında kaybettiğimiz zamanın değil, unuttuğumuz insanlığın hatırlanışıdır ve insan en çok, artık geri gelmeyecek bir bayram sabahının kokusunu özler. Ezcümle; “BAYRAM TÜM İNSANLIĞIN BAYRAMI OLSUN” vesselam.

Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK

EN ÇOK KAZANANLAR

EN ÇOK KAYBEDENLER

EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

DÖVİZ KURU

BIST100
DOLAR
EURO
BITCOIN
ÇEYREK ALTIN
GRAM ALTIN
0
Would love your thoughts, please comment.x