61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

Binlerce Emekçi Trabzon’da Tek Yürek Oldu! « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Binlerce Emekçi Trabzon’da Tek Yürek Oldu!

Binlerce Emekçi Trabzon’da Tek Yürek Oldu!
Son Güncelleme :

01 Mayıs 2026 - 18:22

11 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

Trabzon’da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, on binlerin katıldığı dev bir kortej yürüyüşü ve ardından gerçekleştirilen coşkulu mitingle kutlandı. Meydanı dolduran binlerce işçi ve memur; hayat pahalılığı, vergi adaletsizliği ve güvencesiz çalışmaya karşı tek ses oldu.

Trabzon’da 1 Mayıs kutlamaları, Türk-İş öncülüğünde düzenlenen kortej yürüyüşüyle başladı. Eski TEDAŞ binası önünde toplanan 50 farklı gruptan oluşan dev kortej, sloganlar eşliğinde Atatürk Alanı’na (Meydan Parkı) yürüdü. Yol-İş, Tes-İş, Belediye-İş ve KESK bağlı sendikaların yanı sıra TMMOB, Türk Tabipleri Birliği (TTB), siyasi partiler ve yerel derneklerin katılımıyla şehir merkezinde adeta insan seli oluştu.

“Asgari Ücretlinin Geliri 6 Ayda Eriyor”

Atatürk Alanı’nda toplanan kalabalığa hitap eden Türk-İş Trabzon İl Başkanı Gökhan Gedikli, ekonomik krize ve alım gücünün düşmesine dikkat çekti. Gedikli, yaptığı açıklamada şu vurguları yaptı:

“Bugün, Emek ve Dayanışma günü 1 Mayıs, emeğin değerini hatırlatan; dayanışmanın, birlikteliğin ve ortak mücadelenin anlam kazandığı bir gündür. Bugün dünyanın dört bir yanında işçiler, alın terinin karşılığını almak ve insanca çalışma koşullarına ulaşmak için seslerini birlikte yükseltmektedir. Emeğin değersizleştiği, geçim şartlarının ağırlaştığı bir dönemde bulunmaktayız. Bugün burada yalnızca sorunları değil, umudu da büyütmek için bir aradayız. Farklı işyerlerinden gelmekteyiz ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır. Bu ülkenin değerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız.

Bugün buradayız çünkü geçinmek her geçen gün zorlaşmaktadır. Her sabah yeni zamlarla uyanmakta, emeğimizin karşılığının eridiğini görmekteyiz. Hayat pahalılığı dayanılmaz bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır. Ücretler aynı hızda artmamakta, alım gücü sürekli düşmektedir.
Eskiden işsiz olan yoksul sayılmakta iken, bugün çalışanlar da yoksullukla mücadele etmektedir. Bu tablo görmezden gelinemez.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün büyümektedir. Zengin daha zengin olurken, emeğiyle geçinenler giderek daha fazla yoksullaşmaktadır. Asgari ücretle çalışan milyonlar, daha yıl dolmadan gelirlerinin eridiğini görmektedir. Yapılan artışlar kısa sürede etkisini kaybetmektedir. Altı ayda eriyen bir ücretle bir yıl geçinilmesi beklenmektedir. Bu durum ne adildir ne de sürdürülebilirdir.

Vergi yükü giderek çalışanların omuzlarına yüklenmektedir. Ücretliler yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır. Emeğimizle kazanılan gelir, elimize geçmeden azalmaktadır. Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli ve düzenli vergilendirilmektedir. Bu tablo kabul edilemez. Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Sendikal faaliyetler bazı işyerlerinde engellenmekte, hak aramak zorlaştırılmaktadır. Oysa örgütlenme hakkı temel bir haktır. Çalışanların özgürce örgütlenebildiği, korkmadan hak arayabildiği bir çalışma hayatı güvence altına alınmalıdır.

 

Çalışma hayatındaki baskılar yalnızca bununla sınırlı değildir. İşyerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir. Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri oluşturulmalıdır. Şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır. Taşeron işçilerin sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir. Kadro dışında kalanlar, aynı işi yapmalarına rağmen farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşamaktadır. Kamuda çalışan tüm işçilerin eşit haklara ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşması sağlanmalıdır. Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir.

Çalışma hayatındaki adaletsizlikler bununla da sınırlı değildir. Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi, yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır. Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır. Genç yaşta çalışma hayatına katılan bu insanların emeği yok sayılmamalıdır.
Staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılması yönündeki talepler karşılık bulmalıdır.

Engelli bireylerin çalışma hayatına katılımı da önemli sorunlar barındırmaktadır. Yasal zorunluluklara rağmen birçok işyerinde engelli istihdamı yeterince sağlanmamaktadır. Erişilebilirlik eksiklikleri ve önyargılar, engelli bireylerin çalışma hayatında kalıcı olmasını zorlaştırmaktadır. Engelli bireyler için eşit fırsatlar sağlanmalıdır. Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir. Gençler açısından tablo daha da ağırlaşmaktadır. Genç işsizliği artmaya devam etmektedir. Her yıl binlerce genç mezun olmakta, ancak iş bulamamakta ya da düşük ücretlere mahkûm kalmaktadır. Birçok genç güvencesiz ve geçici işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir. Nitelikli istihdam alanları oluşturulmalı, eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağ güçlendirilmelidir.

Çocukların yeri okuldur ancak yoksulluk birçok çocuğu çalışma hayatına itmektedir. Çocuklar, hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir. Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir. Ne yazık ki çocukların en güvende olması gereken yerler olan okullarda dahi ciddi güvenlik sorunları yaşanmaktadır. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan cinayetler, eğitim ortamlarının dahi yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır. Oysa okul; çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı bir alan olmalıdır. Çocukların yaşam hakkının ve güvenliğinin her koşulda korunması sağlanmalıdır.

Çalışma hayatındaki riskler yalnızca ekonomik değildir. İş kazaları hala can almaktadır. Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir. Bu yalnızca bir sayı değil; yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir. Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir.

Bugünün emeklileri, geçmişin emekçileridir. Yıllarca çalışmış insanlar bugün geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Emekli aylıkları temel ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir. Emeklilik, yoksulluk değil; onurlu bir yaşam dönemi olmalıdır. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan savaşlar, yalnızca sınırları değil hayatları da derinden sarsmaktadır. Gazze’de süren yıkım ve İran çevresinde tırmanan çatışmalar; milyonlarca insanı yerinden etmekte, emeği yok sayan bir düzenin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Savaşın olduğu yerde üretim durmakta, insanlar işsiz kalmakta ve emek değersizleşmektedir. Göç etmek zorunda kalan milyonlar güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi vermektedir. Bu durum yalnızca savaş bölgelerini değil, tüm dünyada emeğin değerini etkilemektedir. Çünkü savaş, emeğin düşmanıdır. Barışın olmadığı yerde insanca bir yaşam kurulamaz. Bu nedenle emeği savunmak, aynı zamanda barışı savunmak anlamına gelmektedir. Bugün buradan açıkça ifade etmekteyiz. Emeğin değeri korunmalıdır, çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın emek, dayanışma ve örgütlü mücadelemiz.

 

“Trabzon Meydanı’ndan Haykırıyoruz: Müstemleke Değiliz!”

Mitingde söz alan KESK Dönem Sözcüsü Muhammet İkinci ise, “Türkiye müstemleke ülkesi emekçi halkımız köle değil! Direneceğiz, mücadele edeceğiz, birleşecek ve hep birlikte kazanacağız. Bugün dünyanın ve ülkemizin dört bir yanında işçisi, emekçisi, yaşlısı, genci, milyonlar kapitalist sistemin yarattığı zifiri karanlığı parçalamak için alanlarda. Milyonlar, çarklarını yoğun emek sömürüsü, işçi cinayetleri, savaş ve doğanın talanı, üzerinden döndüren emperyalist kapitalist barbarlığa isyan ediyor. Eşit, özgür, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya istiyor. Tablo açık; bir tarafta ezilenler bir tarafta ezenler, bir tarafta emekçiler, bir tarafta emekçilerin emeğinden geçinenler. Bir tarafta sömürücüler, diğer tarafta biz sömürülenler. Temel çelişki budur. O nedenle direnecek, birleşecek ve mutlaka kazanacağız.

Bu ülkede iş cinayetleri sıradanlaştı. MESEM’lerde çocuk işçiler yaşamını kaybediyor. İSİG raporuna göre son 13 yılda 852 çocuğumuzu iş cinayetlerinde kaybettik. Dahası bu ülkede okulda çocuklarımız ve eğitimciler öldü. Bir özeleştiri, istifa var mı? Yok! Açıklanan önlemler arasında çocuklara bir öğün sıcak yemek ve içilebilir temiz su var mı? Eğitimi eşit, parasız hale getirildi mi? Gelir dağılımındaki adaletsizliği giderecek sosyal, ekonomik politikalar için maliye bakanlığı sorumluluk aldı mı? Toplumu kuşatan, şiddeti çözüm aracı haline getiren, ötekileştirişi, dışlayıcı siyaset dili terk edildi mi? Adalete ve hukuka olan güven zedelenmesini giderecek adımlar atıldı mı? Okulda şiddetin toplumda yaşanan şiddetin bir yansıması olduğu gerçeği ile yüzleşildi mi?

Daha dün Türk İş tarafından rakamlar açıklandı. dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 112.000TL, açlık sınırı 34.000TL Ülkemiz zengin, halkımız yoksul. Bu düzeni değiştirmedikçe eşitlik ve adalet tesis edilemez.  Ülkemizde gerçekleri yazmak tutuklanma sebebi olabiliyor.
İşçinin emeğini savunmak, yaşadığımız doğayı, topraklarımızı savunmak kabahat. Laik Demokratik düzeni cumhuriyeti savunmak pekala yargılanma konusu yapılabiliyor.

Sözümüz olsun! Gerçekleri söylemeye ve yazmaya, emeğimizin hakkını aramaya, doğayı rant – talan alanı gören anlayışa karşı topraklarımıza sahip çıkmaya, anayasada ifadesini bulan laik, demokratik düzeni, cumhuriyeti her koşulda savunmaya devam edeceğiz.

Toprağın sömürülmesi emeğin sömürülmesidir. Neredeyse Artvin’den Ordu’ya kadar bütün bölgemizi ruhsatlandırarak maden arama sahası ilan ettiler. Köylerde itiraz eden muhtarlara baskı yapıldığı bilgisi geliyor. Bilinsin ki muhtarlarımız asla yalnız değildir. Toprağımızı savunmak memleketi savunmak, emeğimizi savunmak, çocuklarımızın geleceğini savunmaktır.

Bu ruhsatlar kimin için? Şirketler için, sömürge madenciliği için? Arkalarında sınır tanımayan sermaye var, emperyalistler var. Kim bu emperyalistlerin ağababası; ABD! Tüm zenginlikleri, doğal kaynakları, petrolü, doğalgazı, ticaret yollarını kendirline istiyorlar. BOP’nin, çıkardıkları savaşların, rejim değişikliklerinin, işgallerin, giriştikleri soykırımların nedeni budur. Kendilerini dünyanın efendisi sanıyorlar. Kendisini sömürge valisi zanneden ABD büyükelçisi, Trump’ın Ortadoğu özel temsici Tom Barrak hadsizce ülkemize hayırsever monarşi(sultanlık) tavsiye ediyor. Trabzon meydanından bu hadsize ve ona seyirci kalıp bel bağlayanlara sesleniyoruz. Biz 100 yıl önce bağımsızlık savaşı ile monarşiyi, saltanat defterini bir daha açılmamak üzere kapattık. Şunu iyi bilin burası müstemleke ülkesi, biz de köle değiliz!

Kavgamız büyük ve çetin! Sömürücüler alın terimizi çalıyor, soframızdaki ekmeğimizi eksiltiyor, geleceğimizi karartıyor, ormanlarımıza, dağlarımıza çöküyorlar. İzin verecek miyiz ? Peki ama ne yapacağız, nasıl yapacağız? Seyirci olmaktan çıkacak, ellerimizin armut toplamadığını göstereceğiz. Direnecek, mücadele edecek, birleşeceğiz. Ve mutlaka biz kazanacağız. Bu düzen değişecek. Başka yolu yok!” ifadelerinde bulundu.

 

Eğitim İş Trabzon Şube Başkanı Tamer Özlü ise selamlama konuşmasında “1 Mayıs; emeğin, alın terinin ve onurlu yaşam mücadelesinin adıdır. İşçinin, emekçinin, öğretmenin, kamu çalışanının; eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerini yükselttiği bu anlamlı günde bir kez daha alanlardayız. Derinleşen ekonomik kriz, artan hayat pahalılığı, güvencesiz çalışma koşulları ve emeğin değersizleştirilmesi karşısında; insanca yaşam, güvenceli iş, adil ücret ve demokratik bir ülke talebimizi kararlılıkla dile getiriyoruz.

Çünkü biliyoruz ki: Hak verilmez, alınır. Kararlı duruşlarıyla günlerce mücadele ederek kazanan maden işçilerine selam olsun, selam olsun, selam olsun! Deresine, ormanına, toprağına, zeytinine sahip çıkan köylülere selam olsun! Halkın haber alma hakkı için emek veren gazetecilere selam olsun! Adalet mücadelesi veren ailelere ve onların yanında duran herkese selam olsun, selam olsun, selam olsun!

İnsanca ve hakça bir yaşam için mücadele eden herkese bin selam olsun! Çünkü kurtuluş yok tek başına! Ya hep beraber, ya hiçbirimiz! Ve biliyoruz ki; nefes aldığımız sürece umutsuzluğa yer yok. Güzel günlere selam olsun.” dedi.

Haber: Sema Yerebakan

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x