Bu memlekette “Kalandar” diye bir gelenek vardı. Yeni yıla girerken, eskiden kalanlar paylaşılırdı. Çünkü bilinirdi ki paylaşılmayan kalan, bereket getirmez. Bugün siyasete bakıyorum; Kalandar’ı unutanlarla, hatırlatmaya çalışanlar arasındaki fark tam da burada duruyor.
Bir tarafta kalanları emanet bilen bir siyaset anlayışı, diğer tarafta kalanları ganimet sayan bir iktidar pratiği var. Adlarını koymaktan çekinmeyelim: Bu fark, CHP ile AKP arasındaki temel zihniyet farkıdır.
CHP’nin siyasal hafızasında —kusurları, eksikleri, iç tartışmalarıyla birlikte— “kalanlar” kamunundur. Artan bütçe halk içindir, boş kalan alan kamusal faydaya açılır, geride kalan yurttaş korunur. En azından iddia budur; siyaset dili buradan kurulur. Sosyal belediyecilik denilen şey tam da kalandar ahlakının modern karşılığıdır: Artanı değil, geride kalanı gözetmek.
“AKP cephesinde ise tablo başkadır. Orada “kalan” diye bir kavram yoktur; “boşluk” vardır. Boş kalan arsa mı? İmarla doldur. Boş kalan makam mı? Sadakatle kapla. Denetimsiz kalan bütçe mi? Harca, aktar, görünmez kıl. Kalanlar, emanete değil, tasarrufa açılmış fırsatlara dönüşür.
Kalandar geleneğinde kapıyı boş çeviren bereketsiz sayılırdı. Bugün iktidar, halkın kapısını boş çevirirken kendi sofrasını donatıyor. Emekliye “kaynak yok”, öğrenciye “sabredin”, işsize “nasip” deniyor; ama kalanlar bir şekilde hep aynı çevrelerin torbasına giriyor. Bu, bereketsizlik değil de nedir?
CHP, her fırsatta “adalet”, “kul hakkı”, “sosyal devlet” dediğinde iktidar kanadı dudak büküyor. Çünkü bu kavramlar, kalanlara dokunmamayı gerektirir. Oysa 23 yıldır süren iktidar pratiği bize şunu öğretti: Dokunulmayan hiçbir kalan bırakılmadı. Ne kurum kaldı, ne kamu ahlakı, ne de ortak vicdan.
Kalandar’ın bir başka öğretisi daha vardı: Yeni yıla biriktirerek değil, eksilterek girilir. AKP ise siyaseti tam tersinden okuyor. Daha fazla yetki, daha fazla kontrol, daha fazla merkezileşme… Eksilmek yerine şiştikçe, bereketin kaçtığını fark etmiyor ya da umursamıyor.
Bugün CHP’nin iddiası şudur: Bu ülke yeniden kalandar ahlakıyla yönetilebilir. Yani kalanlar korunur, paylaşılır, bekletilir. AKP’nin pratiği ise ortadadır: Kalanlar hızla tüketilir, aktarılır, unutturulur.
Sorun sadece parti sorunu değil, zihniyet sorunudur. Bu topraklar bir zamanlar yeni yıla kapı açarak girerdi. Şimdi kapılar kapalı, kasalar dolu ama bereket yok.
Kalandar bize şunu hatırlatıyor:
Kalanlara nasıl davrandığın, kim olduğunu gösterir.
Siyasette de böyledir. Öyle sanıyorum ki artık herkes, kimin paylaştığını, kimin çöktüğünü gayet iyi biliyor.