61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

KURAN’LA DİYALOG: OKUMAK, ANLAMAK VE DÜŞÜNMEK « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

KURAN’LA DİYALOG: OKUMAK, ANLAMAK VE DÜŞÜNMEK

KURAN’LA DİYALOG: OKUMAK, ANLAMAK VE DÜŞÜNMEK
Son Güncelleme :

16 Mart 2026 - 12:30

25 Görüntüleme

Tarih: 13 Mart 2026… Eskişehir’deyim. Bugünkü cuma namazını bulunduğum yere en yakın camide kılmak istedim. Cuma vaazında merkezi sistemden cami cemaatlerine vaaz eden yetkili din adamından duyduğum sözler şuan zihnimde yankılanıyor: Bu sözlere bizzat şahit oldum. “Okuyoruz, anlamıyoruz, düşünemiyoruz,” diyor bu din adamımız. Evet, çok ilginç ama bu gerçeği bir din adamımız onlarca camide cuma namazı için bekleyen cemaate kendi ağzından ikrar ediyor. Ve ben de tüm cemaatin yaptığı gibi büyüklerimizden aldığımız geleneksel din anlayışımız gereği sessiz ve sakince, ama düşünerek dinledim.
“Okuyoruz, anlamıyoruz, düşünemiyoruz.” Bu üçlü tespit, aslında çağlar boyu süregelen bir çelişkiyi özetliyor: Söylenen bu üç sözcük aslında özellikle bizim çoğu insanımız için çok doğru bir tespit; fakat bu durumu eleştirebilen bir insan olarak işin gerçeğini bilip tepki gösterememek ne kadar acı, bilemezsiniz. İnsan, anlamadığı bir metinle nasıl bu kadar derin bir ilişki kurabilir? Anlamadığı bir şeyi neden okur? Ve en önemlisi, anlamadan düşünmek mümkün müdür? İşte beynimde yankılanan nedenlerden ötürü bu makaleyi yazma gereği duydum. Amacım hiç kimseyi ötekileştirmek, kötülemek değildir. Amacım dinimize tefrika sokmak hiç değildir. Fakat doğru olanı yazmak ve toplumumuza bir şeylerin gerçeğini anlatmak boynumuzun borcu olmalıdır. Nitekim dinimiz de bunu emrediyor. Dinimize karşı duyarlı bir insan olmanın naif duygularıyla bu makaleyi sizinle paylaşmak istedim.
Bu sorular bizi dil, anlam ve din ilişkisinin merkezine götürüyor. Kuran’ın ilk emrinin “Oku!” (İkra) olduğunu hatırlayalım (Alak Suresi, 96:1). Ancak bu emir, sadece harfleri seslendirmeyi değil, zihinsel olarak anlamı kavramayı, anlamayı, üzerinde tutarlı, derinlemesine düşünmeyi ve bağlantı kurmayı içeren bütüncül bir eylemi işaret etmektedir (Akletmek). Peki, nasıl oldu da “okuma” eylemi anlamdan kopuk mekanik bir ritüele dönüştü?
Dil, sadece ses değil, anlam taşıyıcısıdır. Dilbilimci Ferdinand de Saussure’ün işaret ettiği gibi, dil bir göstergeler sistemidir; her kelime bir gösteren (ses/imge) ve gösterilenden (kavram/anlam) oluşur. Arapça bilmeyen biri için Kur’an’ın kelimeleri, kavram ve anlamlarından kopuk ses kalıpları haline gelir. Bu durum, Kuran’ın kendisinin eleştirdiği “anlamadan tekrarlama” haline benzer: “Onlar, düşünmeyen bir topluluktur” (Maide Suresi, 5:58).
İslam teoloğu Gazali, “İhyâu Ulûmi’d-Dîn” eserinde şu tespiti yapar: “Harflerin sesini duyup manasına vakıf olmayan, yazıyı görüp içeriğini anlamayan kimse nasıl okumuş sayılır?” Burada kritik olan dilin iletişim işlevidir. Kuran, kendisini “apaçık bir Arapça ile” (Şuara Suresi, 26:195) indirdiğini belirtir. Bu vurgu, Kuran’ın anlaşılabilirliğine işaret eder.
İslam geleneğinde tefsir ilminin doğuşu, tam da bu anlama çabasının kurumsallaşmış halidir. Taberi, Zemahşeri, Razi gibi müfessirler metni anlamak için dil, bağlam, tarih ve kültür üzerine külliyatlar oluşturmuşlardır. Kuran’ın kendisi de “Onlar Kuran’ı düşünmüyorlar mı?” (Nisa Suresi, 4:82) diye sorarak pasif bir okumayı değil, aktif bir düşünmeyi teşvik eder.
Ancak tarihsel süreçte, metnin kutsallığı ile dil olarak erişilebilirliği ve anlaşılabilirliği arasında bir gerilim oluşmuştur. Kutsal metnin orijinal dilde, yani Arapçada, korunması gerekliliği zamanla onun sadece bu formda “okunmasının” yeterli görüldüğü bir anlayışa dönüşmüştür. Oysa Kur’an’ın indiği toplum, onu anlayarak dinliyor, anlayarak tartışıyor ve anlayarak hayatlarına uyguluyordu.
Burada iki boyut karşımıza çıkıyor: Birincisi dil açısından yetersizlik, ikincisi anlama cesaretsizliği… İkincisi daha derin bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Paul Ricoeur’ün “şüphe hermeneutiği” kavramını anlamak, metinle eleştirel bir diyaloğa girmeyi gerektirir. Bu diyalog, bazı geleneksel çevrelerde “saygısızlık” olarak algılanabilmekte, bu da anlama çabasını engellemektedir. (Şüphe hermeneutiği: Metinlerin sözde bastırılmış ve gizli anlamlarını ortaya çıkarmak amacıyla şüphecilikle okunduğu edebî yorumlama tarzı).
Oysa İslam’ın erken dönem teologlarından İmam Maturidi, “Kitabu’t-Tevhid” adlı eserinde aklı dini anlamanın temel aracı olarak görür. Ona göre, akletmek dini bir emirdir. Bu açıdan bakıldığında, anlamadan okumak, dini bir vecibenin eksik yerine getirilmesi anlamına gelir. Peki, bu açmazdan nasıl çıkabiliriz?
1. Kuran’la diyalog kurabilmek için öncelikle onun dilini öğrenmek veya güvenilir çeviriler ve tefsirler aracılığıyla anlamına ulaşmak gerekir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın dediği gibi, “Hakikat, lafzın kılıfına değil, mananın özüne bağlıdır.”
2. Ayetleri indikleri tarihsel ve toplumsal bağlamda, indiriliş sebepleri (sebeb-i nüzul) ile birlikte anlamak, evrensel mesajlarını çıkarmak için şarttır. Fazlur Rahman’ın “Kuran’ı Ana Konuları Etrafında Düşünmek” yaklaşımı bu noktada önemli bir metodolojik çerçeve sunar.
3. Anlaşılanın, kişinin kendi zihinsel ve ruhsal dünyasında yeniden yapılandırılması, onunla hemhâl olması. Bu, Kuran’ın sıkça vurguladığı “kalplerin tatmin bulması” (Ra’d Suresi, 13:28) hâlidir.

Okumak, anlamak ve düşünmek bir bütündür; “Okuyoruz, anlamıyoruz, düşünemiyoruz” üçlemesi, aslında kopuk bir zinciri işaret ediyor. Kuran’ın istediği ise bu halkaların birbirine bağlandığı bütünsel bir süreçtir. Anlamadan okunan metin kişiyle diyalog kuramaz. Diyalog kurulamayan metin ise düşünceyi ve dönüşümü tetikleyemez. Düşündüremez… Eyleme hiç geçiremez…
Bugün Müslümanlar olarak karşı karşıya olduğumuz entelektüel ve manevi krizin temelinde, belki de bu kopukluk yatmaktadır. Kuran’ı anlayarak okumak, onu sadece geçmişin bir metni olarak değil, bugüne hitap eden, hayata müdahil bir rehber olarak görmenin ilk adımıdır. Okuyup, anlayıp, düşünme bütünlüğümüzü sağlamamız gerekir.
Bu bütünlük sağlanamazsa -ki gidişat hâlâ atalarımızdan aldıklarımız ve öğrendiklerimizle hareket edeceğimizi gösteriyor- o zaman bu ülkede daha çok okuduğunu anlamayan, düşünmeyen ve sorgulamayan insanımız olacaktır. Veya bu ülkede daha çok kuran okuma yarışmaları düzenlenecektir. Tabii ki Allah’ın kelamının okunmasının birçok sevabı ve faziletinin olması yadsınamaz bir gerçektir. Fakat bu gerçeği göz ardı etmeden, sadece okuma eyleminin gerçekleştirildiği mukabelelerin ve okuma yarışmalarının toplumumuza neler verip neler veremediğinin de bilincinde olarak düşünüp ona göre hareket etmeliyiz.
Belki de bugün atılması gereken en önemli adım, okuyan dudakların, anlayan zihinlerle ve düşünen kalplerle buluşmasını sağlamaktır. Çünkü gerçek ibadet, bilinçle yoğrulmuş bir eylemdir. Ve Kuran’la gerçek bir buluşma, ancak onunla kurulan anlamlı bir diyalogla mümkündür. Anlamını bilmediğimiz bir ses selini amaçsız ve anlamsız dinlemekten ziyade anlamanın ve düşünmenin bahtiyarlığını yaşamak doğru olandır. Kuran, “insanlara hidayet rehberi” (Bakara Suresi, 2:185) olarak inmiştir. “Rehber, anlaşıldığında yol göstericidir.” Vesselam.

Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK

EN ÇOK KAZANANLAR

EN ÇOK KAYBEDENLER

EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

DÖVİZ KURU

BIST100
DOLAR
EURO
BITCOIN
ÇEYREK ALTIN
GRAM ALTIN
0
Would love your thoughts, please comment.x