“Tarihe iftira atmak, millete saygısızlıktır. Belgesiz itham, siyasetin değil, sorumsuzluğun göstergesidir.”
Siyaset; öfkenin, hakaretin ve doğrulanmamış iddiaların sahnesi değildir. Siyaset, millete hesap verme, hukuk içinde yarışma ve gerçeğe bağlı kalma sorumluluğudur. Ne yazık ki son yıllarda bu sorumluluk, yerini zaman zaman tarihî kişilikleri hedef alan, belgeye dayanmayan ve toplumun ortak hafızasını yaralayan söylemlere bırakmaktadır.
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nde AKP Sözcüsü Ahmet Alperen’in, “İnönü, Venizelos’un karısını koluna takmadı mı?” şeklinde İsmet İnönü hakkında kullandığı ifadeler de bu açıdan ciddi bir tartışma doğurmuştur. Bir siyasetçi, elbette tarihî şahsiyetleri eleştirebilir. Ancak hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, kamuoyu önünde dile getirilen ağır iddiaların güvenilir bilgi ve somut delillerle desteklenmesi beklenir. Aksi hâlde siyaset, bilgi üretmez; tartışmayı kutuplaştırır.
İsmet İnönü, farklı yönleriyle değerlendirilebilecek tarihî bir devlet adamıdır. Siyasi kararları, uygulamaları ve tercihleri akademik ölçütlerle eleştirilebilir. Ancak eleştiri ile doğrulanmamış isnat arasında açık bir fark vardır. Bu ayrım korunmadığında, tarih araştırmasının yerini sloganlar, belgelerin yerini söylentiler alır.
Cumhuriyet’in kurucu kadroları yalnızca bir siyasi partinin değil, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin parçasıdır. Onlar hakkında yapılacak değerlendirmeler, duygularla değil; arşiv belgeleri, tanıklıklar ve bilimsel yöntemlerle yapılmalıdır. Belgesiz suçlamalar, kamuoyunu aydınlatmaz; aksine tarih bilincini zedeler.
Hukuk devletinde ifade özgürlüğü temel bir haktır. Ancak ifade özgürlüğü; her iddianın doğrulanmış olduğu anlamına gelmez. Özellikle kamuoyu önünde konuşan siyasetçilerin kullandıkları dil, toplumsal güveni ve demokratik kültürü doğrudan etkiler. Bu nedenle siyasal sorumluluk, yalnızca konuşma hakkını değil, gerçeğe bağlı kalma yükümlülüğünü de içerir.
Toplumlar, geçmişleriyle hesaplaşabilir; ancak geçmişlerini çarpıtarak güçlü gelecek kuramazlar. Tarih, günlük siyasi polemiklerin malzemesi değildir. Tarih; milletin ortak hafızası, devletin kurumsal birikimi ve gelecek nesillere bırakılan en önemli miraslardan biridir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; daha sert sözler değil, daha güçlü kanıtlardır. Daha yüksek sesle konuşmak değil, daha sağlam belgeler ortaya koymaktır. Çünkü tarihin gerçek hâkimi siyasetçiler değil, belgelerdir.
Unutulmamalıdır ki; devlet adamları eleştirilebilir, ancak tarih belgesiz yargılanamaz. Siyasetin dili zehirlendiğinde yalnızca kişiler değil, toplumun ortak hafızası da yaralanır. Demokrasi ise en çok, gerçeğin yerini öfkenin aldığı zaman zarar görür.