PFDK “suçsuz” dedi. MHK “ceza yok” dedi. Ama Zorbay Küçük hala sahada yok.
PFDK ceza vermediyse, Zorbay Küçük neden hala maç yönetemiyor?
Geçen ekim ayında TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, bir hakemin 18.227 kez bahis oynadığını kamuoyuna duyurdu. İddiaların odağındaki isimlerden biri FIFA kokartlı Zorbay Küçük’tü.
Küçük, adına sahte hesap açıldığını belirterek suç duyurusunda bulundu. Kasım ayında idari tedbir kaldırıldı. Geçen mayıs ayında ise PFDK dosyayı kapattı:
“İsnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmamıştır. Ceza tayinine yer yoktur.”
Yani ceza yok.
Zorbay Küçük sıradan bir hakem değildi. Genç yaşta üst klasmanda kendisini göstermiş, FIFA kokartı almış, Türk hakemliğinin geleceği açısından değer taşıyan bir isimdi.
Ama bugün hala maç yönetemiyor.
Elbette bir hakemin atanıp atanmaması MHK’nın takdirindedir. Ancak ortada disiplin cezası yokken, aylarca görev verilmemesinin gerekçesi açıklanmıyorsa doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor:
Bu gerçekten performansa dayalı bir tercih mi, yoksa ceza verilmeden uygulanan fiili bir dışlama mı?
Bahis soruşturmaları sadece Zorbay Küçük’le sınırlı kalmadı. Farklı hakemler hakkında da benzer iddialar ortaya atıldı, soruşturmalar yürütüldü. Kimi aklansa da, bu süreçlerin her biri Türk hakemliğine duyulan güveni derinden sarstı. Artık bir hakemin ismi, suçsuz bulunsa bile, sadece bir soruşturmaya adının karışması nedeniyle ‘potansiyel suçlu’ muamelesi görüyor. Bu durum, hakemliği itibarsızlaştıran ve genç hakemlerin mesleğe olan inancını zedeleyen en büyük tehdit haline geldi.
Daha dikkat çekici durum ise,
Abdulkadir Bitigen, Bahattin Şimşek, Tugay Kaan Numanoğlu, Burak Şeker, Murat Erdoğan ve Mert Güzenge gibi isimler de kadronun dışında.
Hepsinin performans problemi varsa açıklansın. Kim, hangi nedenle kadro dışında bırakıldı? Futbol kamuoyu bunu bilmek istiyor. Bu mesele sizin bilmedikleriniz var diyerek geçiştirilecek bir durum değil.
Çünkü burada yalnızca atama meselesi yok. Daha büyük bir sorun var:
TFF ve MHK, hakemin nasıl yetiştiğini unutmuş gibi davranıyor.
Bir hakem bir günde ortaya çıkmıyor. Yıllarca alt liglerde görev yapıyor, eğitimlerden geçiyor, gözlemciler tarafından değerlendiriliyor, hatalarından ders çıkarıyor, üst klasmanlara yükseliyor ve sonunda FIFA seviyesine kadar geliyor.
Bir hakemi yetiştirmek yıllar alıyor.
Peki bugün ne yapıyoruz? Bir hakem hata yaptığında veya sistemin dışında kaldığında onu geliştirmek, eksiklerini gidermek ve yeniden kazanmak yerine kolayca kenara koyuyoruz.
Sonra da yeni hakem arıyoruz.
Sanki hakem yetiştirmek, oyuncu transfer etmek gibi.
Oysa hakemlikte asıl mesele sadece iyi hakem seçmek değil, iyi hakem yetiştirmektir.
TFF’nin görevi yalnızca mevcut hakemler arasından seçim yapmak değil, Türk hakemliğinin geleceğini inşa etmektir.
FIFA kokartı taşıyan bir hakemi yeniden kazanabilecek bir sisteminiz yoksa, genç hakemleri hata yaptıklarında geliştirmek yerine dışlıyorsanız ve değerlendirme kriterlerini açıklamıyorsanız, burada yalnızca atama problemi değil, hakemlik yönetimi problemi vardır.
Arda Kardeşler dosyası da bu tartışmanın önemli parçalarından biri.
Trabzonspor-Gaziantep maçı sonrasında bir daha görev alamayan Arda Kardeşler, şubat ayında hakemliği bıraktı. O dönemde Hacıosmanoğlu, “Bunun bedeli çok ağır” demişti.
Kısa süre sonra Yasin Kol benzer bir hata yaptığında ise herkes aynı soruyu sordu:
“Arda’nın günahı neydi?”
Başkanın cevabı ise dikkat çekiciydi:
“Bu konulara MHK karar veriyor ama Arda Kardeşler’in hakemliği geçen sene Beşiktaş-Galatasaray maçında benim için bitmişti zaten.”
İşte tartışmanın düğüm noktası burada.
Resmî olarak kararı MHK veriyor. Ama TFF Başkanı “benim için bitmişti” diyorsa, MHK’nın bağımsızlığı konusunda soru işaretleri oluşması kaçınılmaz.
Karar gerçekten MHK’nın mı? Yoksa MHK’nın kararı, başkanın kanaatiyle şekillenen bir sürecin sonucu mu?
Türk futbolunda yıllardır eleştirilen “yapı” tartışmasının özü de burada.
Sezonun ilk dört haftası ise bu soruları daha da büyüttü.
Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında verilmeyen penaltılar, Beşiktaş derbisinde iptal edilen gol, Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın “üç maçta aleyhimize verilen kararlar hata sınırını aştı” çıkışı, Galatasaray maçlarında tartışılan kart ve VAR standartları…
Eski sezonlarda tartışılan başlıkların benzerleri daha sezonun başında yeniden ortaya çıktı.
Alt liglerde ise temel kural hataları tartışılıyor.
TFF’nin verdiği mesaj net: “Yapı değişti.”
Ancak sezonun ilk dört haftasında sahada görünen tablo, bu iddiayı desteklemekten çok yeni sorular üretiyor.
Zorbay Küçük’ün durumu, Arda Kardeşler’in hakemliği bırakması, kadro dışında kalan diğer hakemler, hakem yetiştirme anlayışı ve sahadaki tartışmalı kararlar…
Bunlar tek tek değerlendirildiğinde farklı olaylar gibi görünebilir.
Ama aynı soruda birleşiyorlar:
TFF gerçekten eski yapıyı mı değiştirdi, yoksa eski yapının yerine kendi yapısını mı kuruyor?
Eğer ikinci ihtimal doğruysa, bunun sürdürülebilirliği şimdiden tartışmalı. Çünkü daha sezonun başında çatlaklar oluşmaya başladı.
Futbol kamuoyunun hafızası güçlüdür.
Dün eleştirdiğiniz uygulamayı bugün siz üretirseniz, yarın size sorulacak soru çok basit olur:
“Değişen ne?”
Yapı değişmezse, sadece yapının sahibi değişmiş olur.
Prof. Dr. Ömer Dalman
08.09.2026
Her meslek grubunda olduğu gibi hakemlikte de tecrübe ve liyakat çok önemlidir. Bahsettiğiniz gibi yıllar alıyor bir hakemin yetişmesi. Mahsül değil ki toprakta yetişmiyorlar.
Bir dakika bile bekleyemezdik, diyerek hiçbir gerekçe sunmadan Bahattin Şimşek, Tugay Kaan Numanoğlu ve arkadaşlarının sistem dışına itilmesinin neticesidir bugünlerde yaşadığımız kaos ortamı.