Trabzonspor, Avrupa’da bir kez daha aynı tabloyla karşılaştı. Fiziksel olarak daha güçlü, birbirini daha iyi tanıyan ve sahada daha organize hareket eden Freiburg’a 0-1 yenildik. Trabzon’da sessiz bir yenilgi gecesiydi.
Rakibin üstünlüğü iki noktada netti. Birincisi fizik. İkinci toplarda, düellolarda ve tempolu hücumlarda daha dayanıklı, daha sert ve daha etkiliydiler. İkincisi organizasyon. Geçen sezon Avrupa kupalarında final oynayan Freiburg, büyük yıldızlardan çok takım disiplini ve net rol dağılımıyla kurulmuş bir ekipti. Oyuncular birbirini tanıdığı için boşluk bırakmıyor, savunma bloğunu bozmuyor, set oyunlarında roller net dağılıyordu. Bu iki özellik birleşince bireysel yetenekler yetmedi. Mağlubiyet tesadüf değil, hazırlanan bir sonuçtu.
Maça dönüp bakınca tablo daha da netleşiyor: Ön direkte konsantrasyon kaybı, kornerlerde ilk vuruşu savunduktan sonra ikinci topu kontrol edememek ve ilk yarıda isabetli şut çekememek maçın kaderini belirledi. Savio sol koridordan içeri kat etti ama toplu oyun olarak rakibin organize yapısını bozacak süreklilik yakalanamadı.
Onuachu topları indirdi, Salah’a net pozisyonlar üretti. Ama boyu ve fiziği olan bir forvetten alnından net vuruş beklenirken bu beklenti karşılanmadı. Onuachu sahadayken yerden daha az oynanmalı, bilinen muz ortaları sık kullanılmalı. Onun fiziksel gücünü yok sayıp dar alanda oynamak, forveti etkisiz bırakmak demektir.
Trabzonspor 6 puanla grupta hâlâ yarışın içinde. Ama asıl mesele bu maçtan doğru dersi çıkarmak. Fiziksel ve organize rakiplere karşı hem bedenen hem zihnen daha hazır olmak, Onuachu’yu doğru kullanmak ve set oyunlarındaki zafiyetleri gidermek zorundayız. Aksi takdirde benzer yenilgiler tekrarlanır.
Bu tablo yalnızca Trabzonspor’un değil, Türk futbolunun genel bir sorunu. Fenerbahçe ve Galatasaray’ı Avrupa’daki sonuçlarından dolayı tebrik ederim. Beşiktaş ise bu mağlubiyetten ders çıkarmalı; yoksa aynı bahanelerin arkasına saklanmaya devam eder. Türk takımlarının Avrupa’da aldığı inişli çıkışlı sonuçlar, bir türlü süreklilik sağlayamadığımızı gösteriyor. En büyük sorun da şu: Avrupa’da hakem standardı farklı. İçeride hakem kararları üzerinden kolay avantaj elde etme alışkanlığını artık bırakmalıyız. Hakemleri dünya standardına çıkarmak yerine kulüp baskısının ve siyasetin gölgesinde tutmaya devam edersek, Avrupa’da bu tablo değişmez. TFF de çıkar gruplarını kırıp hakemleri denetleyecek ve bağlayıcı kararlar alacak bir yönetim kurmalı. Aksi halde kendi içimizde kazandığımız sahte zaferlerle avunmaya devam ederiz.
Prof. Dr. Ömer Dalman
07.11.2026
TRABZON’DAN TÜM TÜRKİYE’YE