61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et

Voleybol Sistem Kurdu, Futbol Neden Başkan Arıyor? « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Akademisyen ve Yazar | KTÜ | Eski TFF Üst Klasman Temsilcisi | Bilim, spor ve fikir yazıları | Görüşlerim şahsıma aittir; kurumları bağlamaz.

Prof. Dr. Ömer DALMAN

Voleybol Sistem Kurdu, Futbol Neden Başkan Arıyor?

Voleybol Sistem Kurdu, Futbol Neden Başkan Arıyor?
Son Güncelleme :

17 Eylül 2026 - 0:48

21 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

Türkiye’de aynı ülkenin iki federasyonuna bakıyoruz. Bir tarafta Türk voleybolu, diğer tarafta Türk futbolu. İkisi de milyonlarca insanın takip ettiği iki büyük spor. İkisinde de büyük kulüpler, büyük sponsorlar, büyük bütçeler var.

Ama bugün biri dünyaya başarı hikâyesi anlatıyor, diğeri hâlâ “yapı”, “hakem”, “MHK”, “VAR” tartışmalarının içinde debeleniyor.

Neden?

Cevabı sadece para değil. Türkiye futbol için de yıllardır milyarlarca lira harcıyor. Milyonlarca euroluk transferler yapılıyor, teknik direktörlere milyonlar ödeniyor. Buna rağmen sürdürülebilir başarı yok.

Türk kadın voleybolunda ise farklı bir tablo var. Başarıyı tek bir başkana bağlamak doğru olmaz ama Mehmet Akif Üstündağ döneminde oluşan anlayışa bakmak gerekiyor. Türk voleybolunun başarısı bir gecede gelmedi. Eczacıbaşı, VakıfBank, Fenerbahçe yıllardır yatırım yaptı. Altyapılar güçlendi. Yabancı oyuncular ve antrenörler geldi, bilgi bıraktılar. Bütün bunlar zamanla kurumsal hafızaya dönüştü.

Türk futbolunun eksiği tam burada.

Üstündağ 2016’dan beri TVF Başkanı. 2024’te üçüncü kez seçildi. Seçim konuşmasında “Kulüpler olmazsa federasyon bir hiçtir” dedi. Mesele tam da bu. Federasyon kendisini yapının tamamı görmüyor, kulüplerin gücünü kabul ediyor. Çünkü güçlü milli takımın arkasında güçlü kulüpler var.

Bir Türk kulübü Avrupa’da başarılı olduğunda diğeri daha iyisini yapmak zorunda kalıyor. Rekabet birbirini yukarı taşıyor.

Futbolda ise tersi. Rakibin başarısızlığı kendi başarın kadar önemli.  Hakem, VAR, MHK, federasyon tartışmaları sahadaki oyunun önüne geçiyor.

İbrahim Hacıosmanoğlu TFF Başkanlığına gelirken değişim, adalet, güven mesajları verdi. Ama federasyonların başarısı söyledikleriyle değil, oluşturdukları yapıyla ölçülür.

Bir hakem için “benim için bitmiştir” dedi. Peki MHK gerçekten bağımsız karar veriyor mu? Başkanın “bitti” dediği bir hakemin kariyerinin sona ermesi, “kararı kim verdi?” sorusunu doğuruyor. Mesele Arda Kardeşler’in haklı olup olmaması değil. Mesele karar mekanizması.

TFF’nin söylemi değişim. Değişen ne? Hakemler, kurullar, yöneticiler değişebilir. Ama karar alma biçimi değişmiyorsa gerçekten ne değişmiştir? Yıllardır “yapı” tartışılıyor. Eski yapı eleştiriliyor, yenisi kuruluyor, sonra aynı sorunlar çıkıyor. Eski yapı değişmedi de sadece sahibi mi değişti?

Türkiye son Dünya Kupası’nda ilk iki maçtan 1 puan alabilmiş olsaydı ve son maça böyle çıksaydı. Rakip ABD. Tribünlerde Erdoğan ile Trump yan yana. Milyonlarca insan ekran başında. Türkiye ABD’yi yenerek gruptan çıkıyor. O görüntüler dünyaya yayılıyor. Türk bayrağı milyarlarca ekranda. Bir futbol galibiyeti ülkenin kendisini dünyaya anlatması için dev bir vitrine dönüşüyor.

Ama gerçekte ne oldu? 24 yıl sonra ulaşılan Dünya Kupası’nda Türkiye ilk iki maçta elendi. Bu sadece teknik başarısızlık değildi. Uzun vadeli planlama yokluğunun, kadro sürekliliği eksikliğinin ve yönetim istikrarsızlığının sonucuydu.

2002’de Türkiye 48 yıl aradan sonra katıldığı Dünya Kupası’nda kimsenin beklemediği bir başarıya imza attı. Şenol Güneş’in genç kadrosu Brezilya ve Güney Kore’yi devirerek dünya üçüncüsü oldu. 2026’da ise tam tersi. Montella yönetimindeki takım ilk iki maçta Avustralya ve Paraguay’a yenilerek elendi. Sahada mücadele vardı ama düzen yoktu.

2002’de beklenenin üzerine çıkma vardı; 2026’da hayal kırıklığı. Aradaki 24 yılda futbolumuz daha çok para harcadı, daha çok transfer yaptı, daha çok teknik direktör değiştirdi. Ama kalıcı bir düzen kuramadı. Voleybol ise 2002’den sonra da modelini geliştirmeye devam etti.

Futbolun küresel erişimi çok daha büyük. Mesele bir maç kazanmak değil. Mesele o başarıyı üretecek yapıyı kurabilmek. Bu fırsat vardı, değerlendirilemedi.

2026 Dünya Kupası’nda Türkiye ABD’nin Arizona eyaletinde kamp yaptı. Çölün ortası. Haziran sıcağında kavurucu bir iklim. TFF “Kamp merkezini FIFA belirledi, seçim hakkımız yoktu” dedi. Ama aynı turnuvada bazı takımlar kamp merkezini değiştirdi. TFF’nin kendi açıklamasında bile “bazı takımların otel değişiklikleri yaptığı” kabul ediliyor. Yani değiştirmek mümkünmüş. Neden değiştirilmedi? Çünkü bu kafa yapısı “bize ne verilirse kabul ederiz” der. Türkiye ilk iki maçta yenilerek elendi. Kamp yeri bu sonucun tek sebebi değil ama bu yönetim anlayışının göstergesi.

Sen ne yaptın Hacıosmanoğlu? “Adalet” dedin, “değişim” dedin, “yapıyı değiştiriyoruz” dedin. Ama sahada ne değişti? Hiçbir şey. Kamp yerini bile doğru seçemeyen bir yönetim, nasıl Dünya Kupası’nda başarı bekleyebilir?

Voleybol dünyayı hedefledi, futbol birbirini yenmeyi. Voleybol altyapıya yatırım yaptı, futbol hazır oyuncu aldı. Asıl fark burada.

Bir federasyonun başarısı başkanının gücüyle ölçülmemeli. Başkan değiştiğinde düzen çalışmaya devam ediyorsa o federasyon güçlüdür. Başkanlar geçicidir. Yöneticiler, teknik direktörler, oyuncular, hakemler… Hepsi geçici. Ama kurumsal yapı kalıcıdır.

Türk voleybolunda kurumsal yapı kişilerden büyük hale gelmiştir. Türk futbolunda ise hâlâ kişiler kurumdan büyük. Bir başkanın bir hakem hakkındaki kanaati MHK’nın karar mekanizmasını tartışmaya açabiliyorsa ciddi bir kurumsallık problemi vardır.

Türk futbolu şu soruyu sormalı: Neden bu kadar para harcıyoruz ama aynı problemleri konuşuyoruz? Neden her sezon yeni başlangıç yapıyoruz? Neden bir düzen kurup geliştirmek yerine sürekli değiştiriyoruz? Neden hakem yetiştirme düzenimiz tartışılıyor? Neden futbolda kişiler kurumun önüne geçiyor?

Cevap basit: Para başarıyı satın alabilir ama sürdürülebilir başarıyı satın alamaz. Liyakat, kurumsallık, altyapı, mali disiplin, sabır ve doğru insanlara yetki vermek gerekir. Ve hepsinden önemlisi: Başkanın değil, kurumsal yapının kazanmasını sağlamak gerekir.

Ama iki federasyonun yönetim anlayışını karşılaştırmak meşru. Aynı ülkede, aynı koşullarda, aynı insan kaynağıyla iki farklı sonuç çıkıyorsa dönüp yönetim anlayışına bakmak gerekir.

Türk voleybolu dünyayla yarışıyor. Türk futbolu hâlâ kendi içinde “yapı” tartışıyor.

Voleybolun sorusu: “Dünyanın en iyisi nasıl olunur?”

Futbolun sorusu: “Bizim hakem neden böyle karar verdi?”

Belki de değişmesi gereken şey tam olarak budur. Hakem değişir, başkan değişir, MHK değişir, teknik direktör değişir, oyuncu değişir.

Peki ya karar mekanizması?

 

Prof. Dr. Ömer Dalman

17.09.2026

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x