61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin
SON DAKİKA
**”Eğitimin Fabrikalaşması ve LGS Gerçeği”** LGS sonrasında her yıl aynı tartışmalar yeniden alevleniyor. Bu yıl da sınavın zorluk derecesi, özellikle uzun metinli Türkçe soruları ve karmaşık matematik problemleri gündemin merkezine oturdu. Bir yandan “Bu sorular bu yaş grubuna uygun mu?” sorusu sorulurken, diğer yandan sınav sisteminin kendisi tartışılıyor. Ancak dikkat çekici olan şu ki, bazı çevreler tartışmayı bambaşka bir yere çekiyor. Örneğin, “LGS’de neden İngilizce soru var?” sorusu üzerinden yürütülen polemikler, aslında meselenin özünü gözlerden kaçırıyor. Sorun İngilizce soruların varlığı değildir. Sorun, eğitim sisteminin çocukları yetiştiren bir süreç olmaktan çıkıp onları sıralayan, eleyen ve yarışa sokan bir mekanizmaya dönüşmesidir. Ama bu gerçeği bildiği halde görmek istemeyen, sadece var olan iktidarın yalakalığını yapıp, yazdıkları yazılar ile milyonlar kazanan, sipariş üzerine yazılar yazan bir gazetecilik gerçeği var son 20 yılda ülkemizde. Bunlar gerçekleri gizlemekle görevlendirilmiş, sorunu asıl merkezinden başka yerlere doğru uzaklaştırırlar. Bunlardan birisi de Hacı Yakışıkşı denen Akit yazarı. Derdine bakın : Bütün sınsv sisteminin hatasını İngilizce sorularda bulmuş. ” Neden bu sınavda İngilizce soru varmış, İngiltere’de Türkçe soru sorıyorlarmıymış” İşte çocukları mutsuz eden, başarısız kılan sorun. Bravo kendisine, bütün sorunu tespit etmiş. Asıl sorunun üzerini örtmek budur işte. Bugün milyonlarca öğrenci yıllar boyunca tek bir sınava hazırlanıyor. Çocukların hayatı okul, kurs, özel ders ve deneme sınavları arasında geçiyor. Veliler sürekli kaygı içinde. Öğretmenler başarı oranlarıyla değerlendiriliyor. Eğitim, giderek öğrenme sürecinden uzaklaşıp bir performans yarışına dönüşüyor. Paylaşılan örnek sorulara bakıldığında da benzer bir tablo görülüyor. Bir Türkçe sorusunu çözebilmek için bazen yarım sayfayı aşan metinleri okumak gerekiyor. Matematik soruları ise çoğu zaman matematik bilgisinden çok uzun metinleri analiz etme ve zaman baskısı altında doğru sonuca ulaşma becerisini ölçüyor. Burada doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor: Bu soruları hazırlayanlar aynı süre içinde, aynı stres altında, sınav salonunda oturarak bu soruları çözebilir mi? Asıl tartışılması gereken nokta budur Hacı Yakışıklı. Buna bir sözün var mı? Çünkü eğitim sistemi artık sadece çocukları değil, toplumun bütün kesimlerini yoran bir yapıya dönüşmüş durumda. Çocuk mutsuz, çünkü sürekli yarış içinde. Veli mutsuz, çünkü çocuğunun geleceği konusunda büyük bir baskı hissediyor. Öğretmen mutsuz, çünkü eğitimci olmaktan çok sınava hazırlayan bir teknisyene dönüştürülüyor. Oysa eğitimin amacı birkaç bin öğrenciyi seçmek değildir. Eğitimin amacı düşünen, sorgulayan, araştıran, üretken ve topluma karşı sorumluluk hisseden insanlar yetiştirmektir. Bir çocuğun değeri, yaptığı net sayısıyla ya da sınav sıralamasıyla ölçülemez. İnsan hayatı birkaç saatlik bir sınava sığdırılamayacak kadar zengindir. İnsan hayata hazırlanarak değil, hayatın içinde yer alarak öğrenir. Arkadaşlık kurarken, hata yaparken, itiraz ederken, merak ederken, üreterek ve paylaşarak gelişir. Eğitim sistemi ise giderek bu alanları daraltıyor. Çocukları hayata hazırlamak yerine onları sınava hazırlıyor. Bu nedenle bugün eleştirilmesi gereken şey İngilizce sorular ya da tek tek bazı soru tipleri değildir. Eleştirilmesi gereken, çocukları birer birey olarak değil, birer başarı istatistiği olarak gören anlayıştır. Çünkü çocuklar ne okulun başarı grafiğidir, ne dershanelerin reklam malzemesidir, ne de ailelerin kurtuluş projesidir. Onlar kendi hayatlarını kurma hakkına sahip bireylerdir. Eğer bir sistem aynı anda çocukları, velileri ve öğretmenleri mutsuz ediyorsa, o sistemin başarısından değil, krizinden söz etmek gerekir. Eğitimde asıl ihtiyaç duyulan şey daha fazla yarış değil; daha fazla merak, daha fazla özgürlük ve daha fazla insandır. Şimdi önümüzde Üniversite sınavı aynı sorun orada da var. Sınav yapılan okul önlerinde özel okulların broşürleri dağıtıldı sınav sürecinde velilere, aslında bu durum tam da işi özetliyor. Anlayana Süleyman Hacıbektaşoülu yazdı

TÜRKİYE’ NİN VAZGEÇİLMEZİ   C H P ! « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

TÜRKİYE’ NİN VAZGEÇİLMEZİ   C H P !

TÜRKİYE’ NİN VAZGEÇİLMEZİ    C H P !
Son Güncelleme :

10 Eylül 2025 - 20:56

151 Görüntüleme

TÜRKİYE’ NİN VAZGEÇİLMEZİ

C H P !

 

CHP, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde 9 Eylül 1923’te önce “Halk Fırkası” adıyla kurulmuştur. 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası”, 1935 yılında ise “Cumhuriyet Halk Partisi” adını almıştır.

 

1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik” ve “Laiklik” CHP’nin dört temel ilkesi olarak benimsenmiştir. 1935 yılında “Devletçilik” ve “Devrimcilik” ilkeleri de eklenerek Partinin ilkeleri altıya çıkarılmıştır. Partinin amblemi olan 6 ok bu ilkeleri simgelemektedir.

 

CHP, kurucusu ve ilk Genel Başkanı Mustafa Kemal’in önderliğinde ulusal bağımsızlığı kazanan, Cumhuriyeti kuran, saltanatı kaldıran, hilafete son veren ve Ulusal Birliği sağlayan Partidir. Hukuk ve eğitim gibi toplumsal alanlarda gerçekleştirdiği reformlarla çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni biçimlendirmiştir. Ulusal sanayinin ve ekonominin gelişmesine öncülük etmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında tek parti konumunun tüm olanaklarına karşın, çok partili rejime geçişi sağlayarak Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde de öncü misyonunu sürdürmüştür.

 

1950’li yıllarda üstlendiği muhalefet göreviyle demokratik bir rejimde muhalefetin kurumsallaşmasına da öncülük etmiştir. Bu kapsamda parlamenter demokratik rejimin kurumsallaşmasına dönük değişimleri gerçekleştirme ve temel hak ve özgürlükleri geliştirme mücadelesi vermiştir. 1960’lı yıllarda Türkiye’nin yaşadığı modernleşme sürecinin yansımaları olarak ortaya çıkan göç, kentleşme, sanayileşme gibi dinamikler çerçevesinde toplumsal sınıfların olgunlaşmasıyla birlikte CHP sola açılarak kendisini siyaset yelpazesinde “ortanın solu”nda konumlandırmıştır. 1970’li yıllarda ideolojisini “demokratik sol” kavramıyla tanımlayan CHP, önerdiği sosyal reformlarla “düzen değişikliği”ni hedeflemiştir. Bu süreçte CHP, “devlet partisinden” “halkın partisine”, düzen partisinden” “değişimin partisine” dönüşmüştür.

 

Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma ve ülkemizin en köklü partisi olma gibi sahip olduğu ayrıcalıklı tarihsel miraslarıyla, geleneğini ve temellerini en iyi şekilde temsil eden ilkelerin yanı sıra, sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini de benimseyen CHP bu çerçevede Uluslararası ölçekte faaliyetlerini sürdüren Sosyalist Enternasyonal ve Avrupa Sosyalistler Partisine de katılım sağlamıştır. Çağdaş sosyal demokrasinin evrensel değerleri olan “özgürlük, eşitlik, dayanışma, emeğin üstünlüğü, gelişmenin bütünlüğü ve etkinliği ile demokratikleşme” kavramları içinde bulunduğumuz dönemde CHP’nin Türkiye’de kurumsallaştırmaya çalıştığı ve programlarında önemle vurguladığı başlıca ilkeler arasında yer almaktadır.

 

Bugün, ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntılı ortamdan kurtuluşunun TEK ÇÖZÜM YOLU CHP’ nin dünya gerçekleriyle bütünleşmiş bir programla ülkeyi en az 10 YIL yönetmesi ve uygar toplumlar düzeyinde sosyal ve ekonomik refahın gerçekleşmesinin sağlanmasıdır. Bu durumun gerçekleşmemesi durumunda ülkemizin varacağı ilk durak; ÇOK YAKIN ZAMANDA KAOS’TUR.

EN ÇOK KAZANANLAR

EN ÇOK KAYBEDENLER

EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

DÖVİZ KURU

BIST100
DOLAR
EURO
BITCOIN
ÇEYREK ALTIN
GRAM ALTIN
0
Would love your thoughts, please comment.x