Kentli olmak aynı sokakları paylaşmak değildir; aynı hafızayı, aynı sorumluluğu, aynı geleceği paylaşmaktır. Bir yerde yaşamak başka şeydir, o yeri yaşatmak başka şey. Aradaki farkı ise kent kültürü ve o kültürü taşıyabilen bir belediye anlayışı belirler.
Beşikdüzü küçük bir ilçe olabilir. Ama burada sorunu nüfus ile tanımlayamayız. Sorun zihniyettir. Denizi olan bir yer burası. Karadeniz kıyısında, mavinin en sahici tonuna bakan bir ilçe. Fakat denizle kent arasına yükseltilmiş bir otoyol giriyorsa, sahil halkın özgürce nefes aldığı bir yaşam alanına dönüşememişse, orada sadece bir planlama sorunu yoktur; kentlilik bilinci eksiktir. Kent kültürü, denizi halkla buluşturmakla olur.
Bir yerde cezaevi var ama adliye yoksa, bu da ayrı bir fotoğraftır. Kent dediğiniz şey yalnızca betonarme yapılardan ibaret değildir; kamusal düzenin, adalet duygusunun, kurumsal bütünlüğün mekânıdır. Belediyecilik sadece yol yapmak, kaldırım döşemek değildir. Kentli olabilmek, şehrin ihtiyaçlarını bütüncül görmek, eksiklerini tamamlamak için vizyon koymaktır.
Teleferik yapılmış olabilir. Bu bir yatırım olarak anlatılabilir. Ama o teleferiğin taşıdığı insan ilçede konaklayacak bir otel bulamıyorsa, turizm günübirlik fotoğraftan öteye geçemiyorsa, burada planlama değil parçacılık vardır. Kent kültürü, gösterişli projelerle yerine birbirini tamamlayan akılla kurulur. Belediye anlayışı, şehrin potansiyelini vitrine koymaktan öte sürdürülebilir hale getirmekle ölçülür.
Beşikdüzü sıradan bir yer değildir. Bu topraklarda Beşikdüzü Köy Enstitüsü kuruldu. Cumhuriyet’in aydınlanma hamlesi burada vücut buldu. İlk kübik bina burada yükseldi. Eğitimle kalkınmanın mümkün olduğuna inanılan bir dönem yaşandı. O binalar yalnızca taş değildi; bir ideali temsil ediyordu. Bugün o ilk kübik bina yoksa, Köy Enstitüsü’nden kalan tarihi yapılar birer birer yıkıldıysa, sorun sadece imar değildir. Sorun hafızadır.
Tekel binası yıkıldığında, tarihi Taş Kahve ortadan kaldırıldığında kaybolan şey sadece eski yapılar değildir. Kentin belleğidir. O belleği korumak belediyeciliğin asli görevlerinden biridir. Kent kültürü olan bir yönetim, geçmişi yük olarak görmez; onu kimliğin temeli kabul eder.
Bir de meydan sorunu var. Cumhuriyet’in 10. yılının kutlandığı bir meydan düşünün. Ortak sevinçlerin, törenlerin, buluşmaların mekânı. Eğer o meydanın ortasına belediye binası yapılır ve kamusal alan daraltılırsa, meydan artık meydan olmaktan çıkar. Belediye binası elbette olacaktır. Ama kentli belediyecilik, kendi binasını halkın alanının önüne koymaz. Çünkü bilir ki meydan halkındır; yönetim geçicidir, kamusal hafıza kalıcıdır.
Kentli olmak biraz da “Bana ne!” dememektir. Sahilin neden kapalı olduğunu sormaktır. Tarihi bina yıkılırken itiraz edebilmektir. Otoyol kentin siluetini bozduğunda ses çıkarabilmektir. Ama aynı zamanda kent kültürü taşıyan bir belediye anlayışı da bu soruları duymaya açık olandır. Eleştiriyi düşmanlık olarak görmeyen yol gösterici olarak gören anlayıştır.
Şehirler aynadır. Eğer hafızası silinmiş, meydanı daralmış, deniziyle bağı kopmuş bir yer görüyorsak, sadece yönetenlere değil kendimize de bakmalıyız. Çünkü kent kültürü tek taraflı kurulmaz. Halk talep edecek, yönetim vizyon koyacak.
Beşikdüzü’nde sorun hem betondur daha da öemlisi asıl sorun bilinçtir. Deniz var ama erişim yoksa, tarih var ama koruma yoksa, yatırım var ama plan yoksa; orada kent henüz tamamlanmamış demektir. Kentli olabilmek, yaşadığı yere sahip çıkan yurttaşla; o sahiplenmeyi destekleyen, koruyan ve büyüten belediye anlayışının ortak ürünüdür.
Asıl soru şudur: Biz bu ilçede sadece yaşıyor muyuz, yoksa kent kültürü olan bir Beşikdüzü’nü birlikte inşa etmeye hazır mıyız?