TEMSİLCİNİN TİTREYEN ELİ VE 12 BİN TRABZONSPOR SEYİRCİSİNE CEZA!
*Bu yazı, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında; kamu yararı gözetilerek kaleme alınmış eleştiri ve yorumlardan ibarettir. Kişilik haklarına saldırı veya iftira amacı taşımaz.
Türk futbolunda son dönemde yaşanan gelişmeler, kurumsal yapının ne denli kırılgan hâle geldiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Trabzonspor–Fenerbahçe maçı sonrası açıklanan 12 bin seyirciye yönelik ceza, aslında büyük bir sorunun yalnızca görünen yüzü. Bu kararın arka planında yatan gerçekler, Türk futbolunu yöneten mekanizmaların ne kadar sağlıksız işlediğini açıkça ortaya koyuyor.
Sorunun temelinde, kurulların liyakat esasına göre değil, eşe dosta makam dağıtır gibi oluşturulması yatıyor. Futbolun mutfağından gelmeyen, saha tecrübesi bulunmayan isimlerin bir anda karar verici konumlara getirilmesi, kaosu kaçınılmaz hâle getiriyor. Bu kişilerin oluşturduğu temsilci kadroları ise ayakları yere basmayan bir gölge ordusundan ibaret kalıyor. Yetki verilen ama donanımı sorgulanmayan bu yapıların en küçük baskıda dağılması sürpriz değil.
Talimatlar aslında oldukça açık. Toplu ve süreklilik arz eden küfürlerin ilgili bloklara göre raporlanması gerektiği yazıyor. Ancak sorun, metnin ne söylediğinden çok, onu kimin ve nasıl yorumladığında düğümleniyor. Temsilciler Kurulu Başkanı ve vekilinin benimsediği “Her küfürü raporlayın, başımız ağrımasın” anlayışı, talimatın ruhunu ortadan kaldırıyor ve işi mekanik bir şablona indirgiyor. Bu yaklaşım sahadaki temsilciyi de “Benim başım derde girmesin” psikolojisine itiyor. Yorumlama yetisini kaybetmiş, sadece söyleneni yapan bir memur zihniyetiyle karşı karşıyayız. Oysa temsilcilik, yalnızca yazılanı aktarmak değil; olayın özünü anlayıp sağlıklı bir rapor ortaya koymayı gerektiren bir uzmanlık alanıdır.
İşin bir de trajikomik boyutu var. O maçta Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı da statta, Temsilciler Kurulu Başkanı ve vekili de… Daha da dikkat çekici olanı ise geçmişte hakemi soyunma odasına hapsetme girişimiyle gündeme gelmiş bir ismin protokol tribününde yer almasıydı. Bu olay nedeniyle 12 ay hak mahrumiyeti cezası almıştı. Ayrıca bu girişim, temsilcilerin klasman düşmesine de neden olmuştu. Bugün ise aynı isim, yöneticilik nüfuzunu kullanarak temsilcileri istifaya zorlayan Temsilciler Kurulu’nun Trabzonlu Başkan Vekili Ömer Demir olarak karşımıza çıkıyor. O da bu maçta protokol tribünündeydi. Böyle bir atmosferde baskı altındaki bir temsilciden sağlıklı bir rapor beklemek gerçekçi değildir. Maçın bitiş düdüğüyle birlikte yazılan raporun sonucu ise 12 bin seyircinin cezalandırılması gibi büyük bir skandala dönüşmüştür.
Bu karşılaşmanın hemen ardından Trabzon’da bir bölgesel temsilci semineri düzenlenmiştir. Seminere dair en dikkat çekici detay ise Temsilciler Kurulu’nun bir diğer Trabzonlu üyesi Osman Diyadin’in, Başkan Vekili Ömer Demir’e “sahip çıkalım” çağrısı yapmasıdır. Yani yanlışa sahip çıkmayı öneren bir anlayış, seminere damgasını vurmuştur. Erzurum’dan, Samsun’dan, Ordu’dan, Giresun’dan ve Rize’den temsilciler Trabzon’a toplanmış; Temsilciler Kurulu Müdürü’nün 7-8 slaytlık sunumunun ardından hiçbir somut katkı almadan memleketlerine geri gönderilmiştir. Bu yaklaşım, mevcut sorunlara çözüm üretmekten tamamen uzaktır.
Peki, TFF Başkanı’nın ya da kurul başkanlarının maçta ne işi vardır? Elbette organizasyonu yerinde izlemek, aksaklıkları görmek adına statta bulunmaları doğaldır. Ancak asıl görevleri, protokol tribününden temsilcinin korkuyla titreyen elindeki kalemi dolaylı biçimde yönlendirmek olmamalıdır. Onların sorumluluğu, temsilcinin yazdığı raporla değil, raporların sağlıklı ve bağımsız şekilde yazılmasını sağlayacak sistemi kurmakla ilgilidir. Ne yazık ki bugün gelinen noktada sistem değil, korku kültürü ve iltimas ile oluşturulmuş kadroların yarattığı kaos hâkimdir.
Maça atanan hakemin durumu da bu tablonun başka bir parçasıdır. Daha önce Trabzonspor–Fenerbahçe maçında verdiği kararlar hâlâ tartışılan, hatta sahada fiziki saldırıya maruz kalmış bir hakemin bu karşılaşmaya atanması başlı başına bir soru işaretidir. Sonuç yine şaşırtmamış, tartışmalı kararlar verilmiş ve kimsenin burnunun kanamadığı bir maçın ardından 12 bin Trabzonspor seyircisine ceza kesilmiştir. Ardından da tribünler neden boş kalıyor diye yakınmalar başlamıştır.
Bu tablo yalnızca Trabzonspor’un değil, Türk futbolunun geleceğini ilgilendiren ciddi bir krizin işaretidir. Disiplin Kurulu’nun şablon cezalarla yol alması, temsilcilerin yorum yetisini kaybetmesi ve yöneticilerin görev alanları dışına taşması, futbolumuzu her geçen gün daha da içinden çıkılmaz bir hâle sürüklüyor. Çözüm ise nettir: Önce kurullarda liyakati esas almak, ardından herkesin kendi görevini özgürce ve baskıdan uzak yapabileceği bir güven ortamı oluşturmak. Aksi hâlde bu girdap, önüne gelen her şeyi yutmaya devam edecektir.
Türk futbolu, tarihinin en büyük fırtınalarından birine hazırlanıyor. Futbolda savcılığın yürüttüğü dev bahis soruşturması, adeta bir deprem etkisi yaratacak. İddiaya göre Giresunspor, Konyaspor, Antalyaspor, Adana Demirspor, Alanyaspor, Denizlispor, Ankaragücü, Yeni Malatyaspor, Kocaelispor, Bodrumspor, Gençlerbirliği, Göztepe ve Sivasspor’un da aralarında bulunduğu 13 kulüp, bu soruşturmanın ucunda küme düşme riskiyle karşı karşıya. TFF ise skandal sessizliğini sürdürüyor, sadece amatör futbolcunun bahis hesabıyla ilgileniyor! Peki bu tablo neyin habercisi? Bir sonraki yazıda, sessizliğin perde arkasını ve gelecek depremin ayak seslerini yazacağım.
Prof. Dr. Ömer DALMAN
Eline sağlık hocam.
Ömer Hocam, Futbol ayak oyunu değil, bir spormuş! Gündemi değiştirmek istemiş olabilir.
Sözün doğrusu Şenol güneş’e ait futbol bir ayak oyunu değil ayak ile oynanan bir oyundur demişti. Ömer hocam eline sağlık yine yaraya parmak basıp yaralı bölgeği kanatmışsın Tebrikler
Kuruldakiler geldiler trabzonspor-fenerbahçe maçını izlediler göstermelikte bir toplantı yapıp ceplerinden bir kuruş harcamadan güzel bir gezinti yapıp toplantı parası aldılar yazık Bu toplum öyle bir şekil aldık ki birileri karnını doyurmaya çalışırken birileri vicdanlarının nasıl kabul ettiğini anlamadığım şekilde birkaç yerden para kazanıp yan gelip yatıyorlar
Nuri Bey, önce o koltuklara lâyıkıyla gelseler keşke. Dediğiniz gibi göstermelik değil de gerçekten iş yapmak için gelseler. Hakemler sahanın ortasında dayak yemeseler, başkan ya da yöneticiye engel olabilseler, buna bir çözüm üretebilseler, arkalarında dursalar, temsilcilerin hakkını sonuna kadar savunsalar. O zaman ‘gezinti’ değil, ‘hizmet’ olur yaptıkları. Semineri de yapmış gibi değil, gerçekten katkı sunsalar. Maaşlarını da fazlasıyla hak ederler, hatta daha fazlasını bile alabilirler. Ama önce işlerini hakkıyla yapmaları, sonra da ücret almaları gerekmez mi? Ne yazık ki şu an vicdanlarda kalan soru işareti, onların bu tabloda hakkıyla iş yapıp yapmadığı.