Son günlerde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle yaşanan iki ayrı hadise, aslında birbirine zıt gibi görünse de aynı sorunun etrafında dönüyor: Modernlik nedir ve bu topraklarda modern olmanın ölçüsü ne olmalıdır? 23 Nisan 2026 tarihinde Gaziantep’te bir anaokulunun minik mehter takımının gösterisi sırasında bir siyasi partili yöneticilerin sırtlarını dönerek protesto etmesi ile 23 Nisan 2025 tarihinde Balıkesir’de bir belediyenin düzenlediği etkinlikte çocukların gözü önünde sergilenen direk dansı gösterisi, aynı madalyonun iki yüzü gibi. Her iki olay da “çocuk” ve “bayram” kavramlarının içini doldurma biçimimizle ilgili derin bir kafa karışıklığını gözler önüne sermektedir. İşin en trajikomik ve düşündürücü tarafı her iki olayın da 23 Nisan’da gerçekleşmesidir. Yani Atamızın çocuklarımıza armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızda…
Öncelikle Gaziantep’te yaşananı ele alalım. Bir parti İl Başkanının açıklamasına göre protestonun gerekçesi, çocukların “saray kültürüne özendirilmesi” ve bu kültürün Osmanlı’yı çağrıştıran bir öge olan mehter marşı ile sunulması. Buradan hareketle, mehter marşının bir “gericilik” sembolü olarak kodlandığını ve modern bir cumhuriyet bayramında yer almaması gerektiği düşüncesini görüyoruz. Oysa aynı partinin bir başka belediyesi, Balıkesir’de, çocuklara armağan edilmiş bir bayramda, genel ahlaki değerlerle bağdaşmayan bir gösteriye izin veriyor. Bu iki tavır arasındaki çelişki, “modernlik” anlayışının ne kadar tutarsız bir zemine oturduğunu gösteriyor. Bir yanda tarihsel bir miras olan mehter marşı, “çağ dışı” diye reddedilirken; diğer yanda küresel bir eğlence kültürünün ürünü olan direk dansı, “modern” bir ifade biçimi olarak kabul edilebiliyor. Peki, bu seçimin ölçütü tam olarak nedir?
Bu noktada asıl sorgulanması gereken, modernlikte ölçünün ne olduğudur. Modernlik, yalnızca belirli sembolleri reddetmek ya da belirli Batılı pratikleri sorgusuz sualsiz benimsemek midir? Yoksa modernlik, bir toplumun kendi dinamikleriyle barışık, eleştirel ama aynı zamanda kapsayıcı bir bakış açısı geliştirebilmesi midir? Mehter marşı, Osmanlı’nın askeri bir geleneği olarak bugünün Türkiye’sinde birçok insan için milli bir coşku ve tarihsel aidiyet sembolüdür. Bir çocuğun bu marşı çalarak büyümesi, onu “saray kültürüne” özendirmekten ziyade, ait olduğu coğrafyanın kültürel katmanlarından biriyle tanışması anlamına gelir. Bu tanışıklığı “gerici” olarak nitelemek, en hafif tabiriyle çağ dışı bir yaklaşımdır.
Öte yandan, Balıkesir’deki olayda olduğu gibi, bir etkinliğin “modern” ya da “çağdaş” olarak nitelenmesi, onu her koşulda meşru kılmaz. Özellikle çocukların bulunduğu bir ortamda, toplumun genel ahlaki hassasiyetlerini göz ardı eden bir gösterinin “modernlik” adına savunulması mümkün değildir. Bu, modernliğin bir kalkan olarak kullanılmasından başka bir şey değildir. Gerçek modernlik, bireysel özgürlüklerle toplumsal sorumluluk arasında bir denge kurabilmeyi gerektirir. Bu denge kurulamadığında, ortaya çıkan şey ne geleneksel ne de moderndir; sadece kaba bir siyasi tavır ya da sorumsuz bir tercih olur.
Küçüklerin (çocukların) ve büyüklerin (siyasetçilerin, yetişkinlerin) bu bayramda sergilediği tablo, Türkiye’nin kültürel ve siyasi kutuplaşmasının bir yansımasıdır. Modernlikte ölçü, bir marşı protesto etmek ya da bir dansı savunmak değildir. Asıl ölçü, bir çocuğun yüzündeki tebessümü, onun masumiyetini ve bayram coşkusunu her türlü siyasi hesaplaşmanın üzerinde tutabilme erdemidir. Bir çocuğa sırtını dönmek, hangi gerekçeyle olursa olsun, vicdanların kabul edemeyeceği bir harekettir. Tıpkı bir çocuğun gözü önünde, onun anlam dünyasına hitap etmeyen bir yetişkin gösterisi sergilemek gibi. Bu iki olay da bize gösteriyor ki, asıl mesele ne mehter ne de direk dansıdır; asıl mesele, çocuklarımıza nasıl bir dünya bıraktığımız ve onların gözünde nasıl birer “büyük” olduğumuzdur. Modernlik, bu soruya verdiğimiz cevapta gizlidir. Saygılarımla, vesselam.
Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK