**”Sermayenin Davası Kapanırken Halklara Savaş mı Hazırlanıyor?”**
İran savaşı başlamışken ABD’de Halk bankası davası hemen öne çıktı. Bu ABD tarafından Türkiye’yi yıllardır hukuksuz bir şekilde yönetenlerin önüne konulan tehdit dosyası. Tam da bugün yeniden gündemde. Çünkü savaşta sıkışan ABD, İSRAİL Bloku’nun kara harekatı için bir NATO müttefiğine ihtiyacı var.
Şimdi gelelim bu konuda ki gelişmelere.Yüksek Mahkeme ve temyiz süreçlerinin ardından ABD Adalet Bakanlığı ile Halkbank arasında varılan “ertelenmiş kovuşturma anlaşması”, yalnızca hukuki bir dosyanın kapanması değildir; aynı zamanda uluslararası güç dengeleri, sermaye ilişkileri ve devletler arası pazarlıkların gölgesinde okunması gereken bir gelişmedir.
Eğer bu süreç, sahte bayrak operasyonlarıyla bir NATO üyesine saldırı bahanesi yaratılması, NATO güçlerinin İran sınırına konuşlandırılması ve Türkiye üzerinden planlanacak bir kara harekatının zeminini hazırlayan daha geniş bir stratejinin parçasıysa, mesele artık bir banka davasının çok ötesine geçer.
Böyle bir tabloda ortaya çıkan şey şudur: sermaye çevreleri ve iktidar blokları kendi çıkarlarını güvence altına alırken, bedelini halklar öder.
Sınıfsal açıdan bakıldığında bu tür hamleler, egemen sınıfların krizlerini savaşla ve jeopolitik gerilimle yönetme eğiliminin tipik örnekleridir. Finansal suçların, yaptırım ihlallerinin ya da büyük sermaye operasyonlarının yarattığı yük, çoğu zaman halkın sırtına bindirilir; dikkatler başka yönlere çekilir, milliyetçi söylemlerle toplum mobilize edilir ve savaş atmosferi yaratılır.
Sonuçta kazananlar yine sermaye grupları ve uluslararası güç odakları olurken, kaybedenler bölge halklarıdır.
Ortadoğu’nun halkları defalarca gördü: emperyal güçlerin ve bölgesel iktidarların çıkar hesapları uğruna başlatılan her savaş, yoksulluk, göç ve yıkım üretir.
Bu nedenle Türkiye’yi veya bölgeyi böyle bir senaryonun parçası haline getirecek her plan, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda sınıfsal bir mesele olarak ele alınmalıdır.
Halkların çıkarı savaşta değil; barışta, bağımsızlıkta ve kendi kaderlerini belirleme hakkındadır. Ortadoğu halkları, ABD emperyalizminin ve İsrail merkezli bölgesel güç projelerinin yıkıcı politikalarının aracı haline getirilemez.
Böyle bir yolu düşünenler, bunun bedelini yine halkların ödediğini ve halkların artık bu bedeli ödemek istemediğini görmek zorundadır.
Düşen füzelerin sayısının giderek artması ve siyaset dilinin müttefik diline dönmesi, Patriotların gelmesi, İncirlik’te ki hareketlilik umarım bunun için değildir. Böyle bir durum işçi, emekçi sınıflar ve halklarımız için felaket olur.