SAHİ SİLKELENEN KİM?
Muhalefet belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan (AKP döneminden gelen ve sürekli ertelenen) borçları ve devletin belediyeler ile iştiraklerinden toplayacağı vergilere odaklanıp, hizmetin aksamasına neden olan merkezi yönetim aslında toplumu cezalandırmaktan başkaca bir şey yapmıyor.
Had bildirmek amaçlı bu tartışmada, aslında borçluluğun boyutundan, ödeme koşullarına, Erdoğan yönetiminin siyasal manevralarına kadar her ilgili husus tartışılıyormuş gibi yapılarak geçiştiriliyor. Yeterli ve sağlıklı bilgi olmadan kamuoyunu biçimlendiren mecraların yaydığı bilgi kirliliği ise bu uyumsuzluğa tavan yaptırıyor.
Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefete yönelik “Hazine ve Maliye Bakanlığımız belediyelerin borçlarının kaynağında tahsiline başlayacak. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok” talimatının ardından başlayan “silkeleme” operasyonu gereği, yerel yönetimlerin borçları tekrar konuşulmaya başlandı. Ancak belediye iştiraklerinin hesaplarının şeffaf olmaması nedeniyle bu yapıların faaliyetlerine dair kesin bir bilgimiz bulunmuyor. Büyük ölçekli belediyelerin mali güçlerinin yüksek hacimli ve proje bazlı borçlanmalara izin verdiği ancak belediyelerin genelde borçlu ve krediye erişim zorlukları karşısında da diken üstünde bulunduklarını ifade edebiliyoruz.
Bunun haricinde belediyelerin devlete ve kurumlarına ödeme yapmaları durumunda belediye hizmetlerinde aksama ve işlevsizlik yaşandığını, çözümü gayrimenkul satışlarında aradıklarını kendi pratiğimizden çok iyi biliyoruz. Resmi açıklamalara göre Türkiye’de belediye ve iştiraklerinin son yıllarda hızla artan borçları toplamda 96 milyar TL’ye ulaştı. Erdoğan yönetiminin yeni hamlesi de esasen bu borçlara odaklanıyor. Ve çokça yaptığı gibi, temel belediye hizmetlerindeki aksamaları görmezden gelip, keyfi bir şekilde proje ve harcamaların engellenmesi ve/veya İller Bankası’ndaki belediye hesaplarından kesintilerin önünü açıyor.
Kuşkusuz ki belediyelerin SGK’ye olan borçlarının önemli bir kısmının, özellikle AKP’li belediyelerin seçim öncesi belediyelere doldurduğu çalışan sayısındaki fazlalıktan kaynaklandığı çok açıktır. Bu yönüyle değil proje ve yatırım yapmak, rutin belediye hizmetleri ve personel maaşlarını ödemede dahi zorluk çeken belediyelerin dış kaynak arayışlarının dahi önünü kesen merkezi hükümet, etik kural tanımadan muhalefet belediyelerinin bazı hizmetlerinin kötü yönetim nedeniyle aksadığını ve muhalefet belediyeciliğinin borç belediyeciliği olduğu düşüncesini yerleştirmeye çalışırken aynı zamanda “mali kayyumların” önünü açmaktan geri durmuyor. İyi güzel de peki neden şimdi?
Kanımca bu zamanlama, Erdoğan’ın 2024 yerel seçim hezimeti sonrasında iktidarın esas kaynağını belediyelerin oluşturduğu gerçeğini yeniden hatırlamasından kaynaklanıyor. Bu kısım açık ve net. Anlaşılır olmayan ise, iktidarın belediye borçları üzerinden yaptığı hamleler karşısında muhalefet partilerinin anında savunmaya çekilmeleridir. Oysa daha önceki dönemlerden kaynaklanan yolsuzluk ve usulsüzlükler nedeniyle belediyelerin borç batağına sürüklendiklerini, SGK borçlarının ise buz dağının sadece görülen kısmı olduğunu çarşaf çarşaf yayınlayıp kamuoyuyla paylaşmak gerekmez miydi?
Yoksa 2019 yerel seçimleri sonrasında İBB’nin ihtiyacı olmadığı halde AKP’li belediye tarafından kiralanan (ve muhtemelen başka kurumlara tahsis edilmiş) araçları Yenikapı meydanına dizerek göstermelik bir israf imasında bulunmak ana muhalefete yetiyor mu? Yok eğer otoriter bir rejim altında muhalefetin imkanlarını tartışmanın beyhude olduğu ileri sürülecekse, o zaman tası tarağı toplayıp gitmenin vakti çoktan gelmiş demektir.
Kısaca özetleyecek olursak, Türkiye’de devlet bütçesinden nüfus sayısına göre belediyelere aktarılacak olan pay İller Bankası’nda belediyeler hesabına yatıyor. Hiç kuşkusuz belediyelerin tek gelir kaynağı bu değil; ancak özellikle küçük ölçekli belediyeler için bu aktarımlar kritik önem arz ediyor. SGK’nın talep etmesi durumunda ya da devletin vergi dahil alacakları söz konusu olduğunda, özellikle muhatap muhalefet belediyesi ise, anında bu hesaptan kesinti yapılıyor.
Sormak gerekir: Özel sektörün devlete olan borçlarının yapılandırılması ve vergi afları yoluyla şirketleri rahatlatmak ve sermaye girişini canlandırmak için uygulanan terkin-tahkim politikaları yıllardır devredeyken, kamunun kamuya olan borcunun silinip yeniden yapılandırılabilme hakkı neden gasp ediliyor? Neden bu yük yine halkın sırtına bindiriliyor?
Emek düşmanlarına inat… 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü, yaşamlarıyla anlamlandıranlara yakışır biçimde içtenlikle kutlayacağımız günlerin özlemiyle…
Sevgiyle, dostlukla…