ASIL OLAN KİRLETMEMEKTİ
Giresun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Alagöz Madencilik’in atık suyunu Çatalağaç Deresi’ne deşarj ettiğini tespit etti. İhlalin tekrarı nedeniyle 2 milyon 517 bin TL ceza kesildi, kirliliğe neden olan galeri kapatıldı.
İl Müdürlüğü’nün açıklamasındaki o cümle: “Vatandaşın duyarlılığı cezayı kestirdi.”
Helal olsun vatandaşa. Ama asıl olan, vatandaşın duyarlılığına ihtiyaç kalmamasıydı. Asıl olan, o dereye atık suyun karışmamasıydı. Asıl olan, kirletmemekti.
Peki ceza kesildi de ne oldu? Kirlenenler ne oldu?
Soruyorum: O dereye karışan atık su nereye gitti? Toprağın altına mı sızdı? Buharlaşıp yok mu oldu? Hayır. O su, hâlâ Çatalağaç Deresi’nin yatağında. Hâlâ zehir saçıyor. Hâlâ o derenin suyunu içen hayvanlar telef oluyor. Hâlâ o derenin aktığı toprak ağır metal yüklü, o toprakta yetişen fındık zehir saçıyor. Ceza kesildi, galeri kapatıldı. Ama asıl olan kirletmemekti. Kirletildikten sonra kesilen cezalar, kapatılan galeriler iş işten geçtikten sonra atılmış adımlardır.
Yetkililer “ceza kestik” diye açıklama yapıyor ama “dereyi temizledik” diyen yok. Çünkü asıl olan kirletmemekti. Kirlettikten sonra ceza kesmek, yanan evin arkasından itfaiye çağırmak gibidir.
Artvin Cerattepe’yi unutmadık. Jandarma kasklarıyla karşı karşıya gelen köylüler dereyi, ormanı savundu. Kazandılar mı? Tam kazandık derken, bu sefer başka bir vadiye aynı senaryo yazıldı. Rize İkizdere’yi unutmadık. O vadide artık ne balık kaldı ne eski temiz su. Köylü “dere aktığı gibi kalmadı” diye ağıt yakıyor. Cezalar kesildi ama dere geri gelmedi. Çünkü asıl olan kirletmemekti.
Trabzon Tonya, Gümüşhane Yağmurdere, Borçka… Saymakla bitmez. Her seferinde ceza kesilir, galeri kapatılır, ama kirlenen dereye kimse elini sürmez. Oysa asıl olan, o dereyi kirletmemekti. O galeriyi hiç açmamaktı. O atık suyu hiç deşarj etmemekti.
İşte bu yüzden diyorum: Cezalar yetmez. Galeri kapatmak yetmez. Vatandaşın duyarlılığına bel bağlamak yetmez. Asıl olan kirletmemekti. Kirletildikten sonra yapılan her şey, eksik ve geç kalmış birer çabadır.
Peki bu kadar ihlal üst üste gelince insan ister istemez soruyor: Karadeniz bilinçli olarak mı maden sahası ilan ediliyor? Asıl olan kirletmemekken, neden her gün yeni bir kirlilik haberi alıyoruz?
Bir düşünün: Karadeniz’in her tarafı maden sahası olursa ne olur?
Yaylalarımızı düşünün. O tertemiz havası, şelaleleri, yeşilliğiyle ünlü yaylalar. Bir maden sahasına dönüştüğünde, o yaylalarda ne yaz yaylası kalır ne de kış yaylası. Toz bulutları içinde boğulur, çamur içinde kalır. Oysa asıl olan, o yaylaları kirletmemekti.
Derelerimizi düşünün. Hırçın akan, coşkun coşkun denize kavuşan derelerimiz. Bir maden sahasına dönüştüğünde, o dereler asit maden drenajıyla kırmızı akar. İçinde tek bir canlı kalmaz. Balıklarımız yok olur. Suyumuz zehir olur. Oysa asıl olan, o dereleri kirletmemekti.
Fındık bahçelerimizi düşünün. Dünyaca ünlü fındığımız. Bir maden sahasına dönüştüğünde, o toprak ağır metal yüküyle verimsizleşir. Fındığın tadı bozulur, verimi düşer. Kimse almak istemez. Karadeniz’in en büyük geçim kaynağı çöker. Oysa asıl olan, o toprağı kirletmemekti.
Turizmimizi düşünün. Yaylaları, şelaleleri, yürüyüş rotalarıyla ünlü Karadeniz. Bir maden sahasına dönüştüğünde, kim gelmek ister zehirli derelerin arasında tatil yapmaya? Kim nefes almak ister toz bulutlarının arasında? Oysa asıl olan, o güzellikleri kirletmemekti.
Karadeniz’in her tarafı maden sahası olursa, Karadeniz diye bir şey kalmaz. Geriye sadece çoraklaşmış topraklar, zehirli dereler, göç eden insanlar kalır. Köyler boşalır. Fındık çay biter. Yaylalar sönüp gider. Ve o gün geldiğinde, “keşke kirletmeseydik” demek iş işten geçtikten sonra olacaktır. Oysa asıl olan, o günü hiç yaşamamaktı.
Karadeniz’de madencilik neden olmaz? Üç nedeni var. Birincisi, coğrafya müsaade etmez. Heyelanların anasıdır Karadeniz. Dağlar dik, yağış bol, zemin kaygan. Açılan her galeri, ilk afette can ve mal kaybına davetiye çıkarır. İkincisi, su kaynakları yok olur. Karadeniz’in dereleri, o bölgedeki her köyün, her yaylanın, her fındık bahçesinin can damarıdır. O suya karışan bir damla asit, on binlerce insanın içme suyunu zehirler. Üçüncüsü, ekonomi madenciliğe değil, tarıma ve turizme dayanır. Bir avuç maden işçisi için binlerce fındık üreticisinin, binlerce yaylacının geleceğini hiçe saymak vicdana sığar mı?
Peki ne yapmalı? Cezalar yetmez. Çünkü asıl olan kirletmemekti. Ama kirletildi artık. O halde yapılması gereken, kirletilen yeri temizlemek ve bir daha kirletilmesine izin vermemektir.
Çatalağaç Deresi’nin yatağından o zehirli atık çekilmeli. Fırtına Deresi rehabilite edilmeli. Harşit Çayı eski sağlığına kavuşturulmalı. Ve Karadeniz’in maden sahası ilan edilmesi derhal durdurulmalı. Artık yeni ruhsat verilmemeli. Mevcut ruhsatlar yenilenmemeli. Hassas havzalar ilan edilmeli. Karadeniz’in tamamı “madencilik yasak alan” olmalı.
Biliyorum, “istihdam” diyecekler. Soruyorum: Kaç işçi çalışıyor bir maden sahasında? Yüz elli, iki yüz? Peki kaç fındık üreticisi aynı bölgede geçimini sağlıyor? Binlerce. O işçilere devlet sahip çıksın, yeşil iş alanları yaratsın. İmkân var, irade yok.
Vatandaşın duyarlılığı cezayı kestirdi. Ama vatandaş her derenin başında nöbet tutmak zorunda mı? Yetkililerin görevi, vatandaşın tepkisine ihtiyaç duymadan çevreyi korumaktır. İl Müdürlüğü, “ihbar edin” demek yerine “biz denetledik, cezayı kestik, sahayı kapattık, dereyi temizledik” diyebilmelidir. O “dereyi temizledik” kısmını hâlâ duyamadık.
Çatalağaç Deresi belki bir nebze rahatladı. Ama Karadeniz’in binlerce deresi hâlâ tehdit altında. Ve eğer bu gidişat durmazsa, yarın “Karadeniz’in her tarafı maden sahası olursa vay halimize” dediğimiz günleri hep birlikte yaşayacağız. Ama unutmayalım: asıl olan, o günleri hiç yaşamamaktı. Asıl olan, kirletmemekti.
Karadeniz madene değil, nefese muhtaç. O nefesi kesen her kazma, hepimizin ciğerine saplanan bir hançerdir. Ve o hançerin çaresi ceza değil, vazgeçmektir.
Asıl olan kirletmemekti. Kirlettikten sonra kesilen cezalar, kapatılan galeriler ancak tesellidir. Asıl olan, bir daha kirletmemeye söz vermek ve bu sözü tutmaktır.
Karadeniz’de madencilik olmaz. Olmamalıdır. Buna izin veren her yönetici, bu coğrafyanın geleceğini çalmaktadır.
Prof. Dr. Ömer DALMAN