Siyaset, kelimelerle yapılan bir iştir; ama her kelime aynı zamanda bir sorumluluk taşır. Hele ki kamu gücünü temsil eden bir siyasi partinin il başkanıysanız, kullandığınız dil yalnızca sizi değil, temsil ettiğiniz anlayışı da ortaya koyar. Son günlerde yapılan ve bir siyasi partiyi, dünya çapında ağır suçlarla anılan bir isimle özdeşleştirmeye çalışan benzetme, bu sorumluluğun ne kadar hafife alındığını bir kez daha gösterdi.
Öncelikle açık konuşalım: Bir siyasi partiyi veya onun seçmenlerini, insan ticareti ve istismar gibi ağır suçlarla anılan bir figürle ilişkilendirmek; eleştiri değil, doğrudan itibarsızlaştırma çabasıdır. Hukuk devleti ilkesine bağlı bir ülkede, böylesi ithamlar ya somut delillerle desteklenir ya da hiç yapılmaz. Aksi halde bu söylem, ifade özgürlüğü kisvesi altında kişilik haklarına saldırı niteliği taşır. Siyasetçinin görevi, rakibini kriminalize etmek değil; kendi politikalarını savunmak ve topluma çözüm sunmaktır.
Dahası, bu tür benzetmeler yalnızca hedef alınan partiye değil, o partiye oy veren milyonlarca vatandaşa da yönelmiş bir saygısızlıktır. Demokratik toplumlarda seçmen iradesi kutsaldır. Bir seçmeni dolaylı olarak böylesi ağır suçlarla anılan bir çerçeveye sıkıştırmak, halkın iradesini aşağılamaktan başka bir şey değildir.
Ancak meselenin bir de diğer yüzü var: Muhalefetin bu tür çıkışlar karşısındaki zayıf refleksi. Eğer size yönelik böylesine ağır bir itham yapılıyorsa ve siz buna güçlü, net ve hukuki zeminde bir cevap veremiyorsanız, burada ciddi bir temsil sorunu vardır. Siyaset yalnızca eleştirmek değil, aynı zamanda kendini ve temsil ettiği kitleyi savunabilme becerisidir. Sessizlik ya da cılız tepkiler, bu tür söylemleri normalleştirir ve tekrarının önünü açar.
Muhalefetin görevi, sadece iktidarı eleştirmek değildir; aynı zamanda demokratik sınırları korumak, siyasetin dilini aşağı çeken her girişime karşı durmaktır. Eğer bu yapılmazsa, siyaset zemini giderek daha fazla çamurlaşır ve sonunda herkes bu dilin içinde kaybolur.
Sonuç olarak, siyasetçinin ağzından çıkan her söz, hukukun ve ahlakın süzgecinden geçmek zorundadır. Ağır ithamlar, ucuz polemikler ve kişiliksizleştirme çabaları; ne ülkeye ne de demokrasiye katkı sağlar. Ve muhalefet de şunu anlamalıdır: Kendinizi savunamıyorsanız, halkı hiç savunamazsınız. Bu kadar net.
Koltuklar içi boş insanlarla işgal edilmiş olunca, aymazlık prim görür oldu…