61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

AB’NİN İKİYÜZLÜLÜĞÜ « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

AB’NİN İKİYÜZLÜLÜĞÜ

AB’NİN İKİYÜZLÜLÜĞÜ
Son Güncelleme :

05 Haziran 2026 - 20:45

44 Görüntüleme

Avrupa Birliği’nin Türkiye ile olan ilişkisi, yıllardır süregelen bir ironi ve ikiyüzlülük abidesidir. Bu ilişki, eşitler arası bir ortaklık değil; tarihsel bir hiyerarşinin, üstünlük kurma çabasının ve derin bir korkunun yansıması olarak okunmalıdır. On yıllardır Türkiye’yi kapılarında bekletirken her fırsatta yeni bahaneler üreten, kriterleri sürekli değiştiren bir Avrupa Birliği vardır karşımızda…

Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) ortaklık başvurusunu yaptığı 1959 yılından bu yana yaklaşık 67 yıldır, tam üyelik başvurusunu resmi olarak yaptığı 1987 yılından bu yana ise 39 yıldır Avrupa Birliği kapısında bekletilmektedir. Ne zaman ki kendi güvenlikleri, enerji kaynakları veya jeopolitik çıkarları söz konusu olsa, işte o zaman “en güçlü NATO müttefikimiz”, “vazgeçilmez ortak” gibi övgü dolu sıfatlar havada uçuşur. İşte bu, tarihsel bir arka plana sahip, sistematik bir ikiyüzlülüktür…

Avrupa, Türkiye’yi hiçbir zaman kendinden biri olarak görmemiştir. Soğuk Savaş yıllarında Türkiye, Sovyet tehdidine karşı bir “ileri karakol” olarak değerliydi. Bu dönemde askeri gücümüz ve stratejik konumumuz övülürken demokrasi, insan hakları ve azınlık hakları gibi konular görmezden geliniyordu. Amaç, Türkiye’yi NATO’nun güney kanadında sağlam bir kalkan olarak tutmaktı. Soğuk Savaş bittiğinde ise bu kalkanın sahibine duyulan ihtiyaç azalınca, “demokrasi” ve “insan hakları” söylemleriyle kapıya kilit vuruldu. Bu, tarihsel hiyerarşinin en net göstergesidir: Türkiye, Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu bir araçtı; asla bir özne değil.

AB’nin Türkiye’ye yönelik ikiyüzlülüğü, terörle mücadele konusunda zirveye ulaşmıştır. Yıllarca PKK gibi terör örgütlerine karşı verdiğimiz mücadelede, Avrupa ülkeleri ya sessiz kalmış ya da örgüt üyelerine kucak açmıştır. Teröristbaşının yakalanması için iade taleplerimiz yıllarca görmezden gelinirken bu örgütlerin Avrupa’da rahatça faaliyet göstermesine göz yumulmuştur.

Ancak Suriye’den gelen göç dalgası Avrupa’nın kapılarına dayandığında aynı Avrupa, Türkiye’nin terörle mücadele tecrübesini ve askeri gücünü övmeye başlamıştır. “Türkiye terörle mücadelede ne kadar kritik bir rol oynuyor” gibi sözler, aslında yıllarca süren bu sessizliğin ve desteğin bir itirafıdır. Bu, sadece ikiyüzlülük değil, aynı zamanda bir korkaklık örneğidir; kendi sorunlarını başkasının sırtına yıkma çabasıdır.

Güvenlik ve savunma konularındaki bu dönek tavır, en çok da Ukrayna savaşı ve Doğu Akdeniz’deki enerji krizi sırasında kendini göstermiştir. Kendi enerji arzını güvence altına almak isteyen Avrupa, bir anda Türkiye’nin “stratejik önemini” keşfetmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcılığı, NATO’nun güney kanadındaki kilit rolü, bu dönemde adeta bir kurtarıcı olarak sunulmuştur.

Oysa aynı Avrupa; Kıbrıs meselesinde, Ege’deki haklarımızda veya Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığımızda Türkiye’yi yok sayan, hatta dışlayan politikalar izlemekten geri durmamıştır. İşte bu, tarihsel hiyerarşinin en acımasız ve en korkak yüzüdür: İhtiyaç duyduğunda “en iyi müttefik”, ihtiyaç duymadığında ise “Asyalı, Müslüman, öteki” olarak damgalanan bir Türkiye.

Artık bu numaraların sonuna gelinmiştir. Türkiye, köprülerin altından çok sular aktığını, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendiğini ve her alanda güçlendiğini göstermiştir. Savunma sanayisindeki atılımlar, insansız hava araçlarındaki dünya liderliği, enerji koridorundaki stratejik konum ve bağımsız dış politika vizyonu; Türkiye’yi artık bir “aday ülke” olmaktan çıkarıp bölgesel ve küresel bir güç haline getirmiştir. Avrupa’nın “bekle” emirlerine boyun eğen bir Türkiye yoktur artık. Tam tersine; kendi çıkarlarını, güvenliğini ve onurunu her şeyin üstünde tutan bir Türkiye vardır.

Avrupa Birliği’nin bu ikiyüzlü politikaları, tarihsel bir ders niteliğindedir. Artık Türkiye, kendini ispatlamak zorunda olan taraf değil, kendini kabul ettiren taraftır. Avrupa’nın “Türkiye’yi anlama” veya “Türkiye’yi kazanma” gibi bir derdi yoksa bu onların kaybıdır. Tarih, kapıda bekletilenin değil, kendi yolunu çizenin intikamını alır. Bugün Türkiye, o intikamı almanın eşiğinde; güçlü, onurlu ve kararlı bir şekilde durmaktadır. Düşünme sırası, yıllarca ikiyüzlülük yapanlardadır.

 Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK

EN ÇOK KAZANANLAR

EN ÇOK KAYBEDENLER

EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER

YORUM YAP

3.5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

DÖVİZ KURU

BIST100
DOLAR
EURO
BITCOIN
ÇEYREK ALTIN
GRAM ALTIN
0
Would love your thoughts, please comment.x