Haber Editörü Mustafa Özcan Tarafından Düzenlendi; LGS sonrasında her yıl aynı tartışmalar yeniden alevleniyor. Bu yıl da sınavın zorluk derecesi, özellikle uzun metinli Türkçe soruları ve karmaşık matematik problemleri gündemin merkezine oturdu. Bir yandan “Bu sorular bu yaş grubuna uygun mu?” sorusu sorulurken, diğer yandan sınav sisteminin kendisi tartışılıyor.

Ancak dikkat çekici olan şu ki, bazı çevreler tartışmayı bambaşka bir yere çekiyor. Örneğin, “LGS’de neden İngilizce soru var?” sorusu üzerinden yürütülen polemikler, aslında meselenin özünü gözlerden kaçırıyor.
Sorun İngilizce soruların varlığı değildir. Sorun, eğitim sisteminin çocukları yetiştiren bir süreç olmaktan çıkıp onları sıralayan, eleyen ve yarışa sokan bir mekanizmaya dönüşmesidir.
Ama bu gerçeği bildiği halde görmek istemeyen, sadece var olan iktidarın yalakalığını yapıp, yazdıkları yazılar ile milyonlar kazanan, sipariş üzerine yazılar yazan bir gazetecilik gerçeği var son 20 yılda ülkemizde.
Bunlar gerçekleri gizlemekle görevlendirilmiş, sorunu asıl merkezinden başka yerlere doğru uzaklaştırırlar. Bunlardan birisi de Hacı Yakışıkşı denen Akit yazarı.
Derdine bakın : Bütün sınsv sisteminin hatasını İngilizce sorularda bulmuş. ” Neden bu sınavda İngilizce soru varmış, İngiltere’de Türkçe soru sorıyorlarmıymış”
İşte çocukları mutsuz eden, başarısız kılan sorun. Bravo kendisine, bütün sorunu tespit etmiş. Asıl sorunun üzerini örtmek budur işte.
Bugün milyonlarca öğrenci yıllar boyunca tek bir sınava hazırlanıyor. Çocukların hayatı okul, kurs, özel ders ve deneme sınavları arasında geçiyor. Veliler sürekli kaygı içinde. Öğretmenler başarı oranlarıyla değerlendiriliyor. Eğitim, giderek öğrenme sürecinden uzaklaşıp bir performans yarışına dönüşüyor.
Paylaşılan örnek sorulara bakıldığında da benzer bir tablo görülüyor. Bir Türkçe sorusunu çözebilmek için bazen yarım sayfayı aşan metinleri okumak gerekiyor.
Matematik soruları ise çoğu zaman matematik bilgisinden çok uzun metinleri analiz etme ve zaman baskısı altında doğru sonuca ulaşma becerisini ölçüyor.
Burada doğal olarak şu soru ortaya çıkıyor: Bu soruları hazırlayanlar aynı süre içinde, aynı stres altında, sınav salonunda oturarak bu soruları çözebilir mi?
Asıl tartışılması gereken nokta budur Hacı Yakışıklı. Buna bir sözün var mı?
Çünkü eğitim sistemi artık sadece çocukları değil, toplumun bütün kesimlerini yoran bir yapıya dönüşmüş durumda.
Çocuk mutsuz, çünkü sürekli yarış içinde. Veli mutsuz, çünkü çocuğunun geleceği konusunda büyük bir baskı hissediyor. Öğretmen mutsuz, çünkü eğitimci olmaktan çok sınava hazırlayan bir teknisyene dönüştürülüyor.
Oysa eğitimin amacı birkaç bin öğrenciyi seçmek değildir. Eğitimin amacı düşünen, sorgulayan, araştıran, üretken ve topluma karşı sorumluluk hisseden insanlar yetiştirmektir.
Bir çocuğun değeri, yaptığı net sayısıyla ya da sınav sıralamasıyla ölçülemez. İnsan hayatı birkaç saatlik bir sınava sığdırılamayacak kadar zengindir.
İnsan hayata hazırlanarak değil, hayatın içinde yer alarak öğrenir. Arkadaşlık kurarken, hata yaparken, itiraz ederken, merak ederken, üreterek ve paylaşarak gelişir. Eğitim sistemi ise giderek bu alanları daraltıyor. Çocukları hayata hazırlamak yerine onları sınava hazırlıyor.
Bu nedenle bugün eleştirilmesi gereken şey İngilizce sorular ya da tek tek bazı soru tipleri değildir. Eleştirilmesi gereken, çocukları birer birey olarak değil, birer başarı istatistiği olarak gören anlayıştır.
Çünkü çocuklar ne okulun başarı grafiğidir, ne dershanelerin reklam malzemesidir, ne de ailelerin kurtuluş projesidir. Onlar kendi hayatlarını kurma hakkına sahip bireylerdir.
Eğer bir sistem aynı anda çocukları, velileri ve öğretmenleri mutsuz ediyorsa, o sistemin başarısından değil, krizinden söz etmek gerekir.
Eğitimde asıl ihtiyaç duyulan şey daha fazla yarış değil; daha fazla merak, daha fazla özgürlük ve daha fazla insandır.
Şimdi önümüzde Üniversite sınavı aynı sorun orada da var. Sınav yapılan okul önlerinde özel okulların broşürleri dağıtıldı sınav sürecinde velilere, aslında bu durum tam da işi özetliyor. Anlayana