TFF’deki yönetimsizlik, Milli Takım’ı, Galatasaray’ı ve Fenerbahçe’yi bir kez daha hezimete sürükledi. Bu bir skor değil; yıllardır kanayan bir yaranın son kanamasıdır. Trabzonspor ve Beşiktaş’ın Avrupa’daki mücadelesi ise yüzümüzü güldürdü; tebrikler.
Galatasaray, Sporting’e 3-1, Barcelona’ya 4-1 yenildi. Fenerbahçe, Roma’dan bir puan kopardıktan sonra Aston Villa deplasmanında 6-0 gibi utanç verici bir darbe yedi. Milli Takım, Uluslar Ligi’nde Fransa, İtalya ve Belçika karşısında peş peşe döküldü. Bunca transfer, bunca para, bunca iddia… Sonuç aynı: organizasyon yok, karakter yok, sistem yok.
Trabzonspor, Konferans Ligi’nde KuPS’u 4-2 yenerek sahada Fırtına esti. Ancak tribünler yine karanlık yüzünü gösterdi. Tüm uyarılara rağmen 61. dakikada meşaleler yakıldı, maddeler sahaya atıldı ve bir seyirci sahaya girdi. Oyun beş dakikadan fazla durdu. UEFA’nın kapısı açık: seyircisiz maç ve ağır para cezası riski. Kulüp uyarmıştı, yetmedi. Bu yalnızca Trabzonspor’un sorunu değil; Türk futbolunun kronik taraftar ve güvenlik hastalığıdır. Sahadaki zafer, tribündeki kontrolsüzlükle heba olmamalı.
Asıl gerçek şudur: Türk futbolu hâlâ “transferle her şey çözülür” yalanına inanmaktadır. Her sezon aynı senaryo tekrarlanır. Yıldız isimler, şişirilmiş bonservisler, şov sözleşmeleri… Ardından Avrupa’da erken veda, ligde inişli çıkışlı performans. Çünkü sorun saha içinde değil, saha dışındadır.
TFF, liyakatten uzak, akrabalık ilişkileri ve iç hesaplaşmalarla yönetilen bir yapıya dönüşmüştür. Yönetim kurulundan peş peşe istifalar geldi. MHK Başkanı tutuklandı, hakemler dosyası patladı. “Aile şirketi” eleştirisi artık fısıltı değil, gerçektir. Merkez Hakem Kurulu, Türk futbolunun kangrenidir. Liyakat yerine başka kriterlerin devreye girdiği, tutuklamalarla ortaya çıkmıştır. Hakemi stadyumda alıkoyan biri, şimdi TFF’yi nasıl yönettiğini tüm kamuoyuna göstermektedir. Adalet duygusu öldüğünde, sahadaki mücadele de anlamsızlaşır. Bu yönetimle bazen başarı da gelebilir. Ancak sistem olmadığı için o başarı tesadüfte kalır; ne yarını vardır, ne de garantisi.
Başarı, transfer listesiyle değil, kurumsal yapıyla gelir. Altyapı, uzun vadeli planlama, bağımsız yönetim ve taraftar disiplini… Bunlar olmadan Avrupa’da kalıcı sonuç almak hayaldir. Beşiktaş ve Trabzonspor, Avrupa’da yüzümüzü güldürüp ülke puanına katkı sağladılar. Tebrikler. Ancak bu başarılar, sistem eksikliğini örtmemeli. Trabzonspor’un sahadaki başarısı moral verdi, Beşiktaş’ın galibiyeti de. Ancak bunlar yetmez.
TFF yönetimi derhal istifa etmelidir.
MHK kökten temizlenmelidir.
Hakem sisteminde şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanmalıdır.
Kulüpler, taraftar güvenliği konusunda artık gerçekten kararlı olmalıdır.
Sorun yalnızca TFF ve MHK değildir. Kulüplerin popülist yönetimi, borç batağı, yayın gelirlerindeki adaletsizlik, federasyon seçimlerindeki çarpıklık, altyapının ihmal edilmesi ve denetimsiz menajerlik düzeni… Hepsi bu çürümüşlüğün parçasıdır. Ancak merkez çökmüşse, kenarı konuşmak boşunadır. Önce TFF ve MHK temizlenmeli; ardından kulüpler, mali yapı, yayın gelirleri, altyapı ve menajerlik sırayla ele alınmalıdır. Aksi takdirde her sezon aynı utancı yaşamaya mahkûmuz.
Prof. Dr. Ömer Dalman
16.10.2026
TRABZON’DAN TÜM TÜRKİYE’YE
Hacıosmanoğlu ve ekibi ile kalıcı bir sistem kurulabilir mi?
Türk futbolunun artık yeni transferlere değil, yeni bir yönetim anlayışına ihtiyacı var.Kişilere göre değil,ilkelere göre işleyen bir federasyon yapısı,liyakatli be cesurca karar veren hakemler,mali disipline önem veren kulüp yöneticileri olmadan dünya futbol sisteminde kalıcı başarı olmaz.Değişim bir an önce gerçekleşmeli,Türk futbol taraftarının buna inancı sağlanmalıdır.